BİZ Mİ KARAR VERİYORUZ? YOKSA ALGORİTMİK SİSTEMLER Mİ?
MAKALE
Paylaş
01.09.2026 17:40
933 okunma
Turgut Şahin

-Özgürlük Yanılsaması Ve İradenin Mimarisi -

Özet

Bu çalışma, dijital çağda özgür irade kavramının yeniden düşünülmesi gerektiği varsayımından hareketle, bireyin kendi kararı olduğunu düşündüğü tercihlerin hangi ölçüde bağımsız biçimde oluştuğunu incelemektedir. Modern siyasal düşüncenin bireyi rasyonel, özerk ve kendi kararlarını belirleyebilen bir özne olarak kabul eden yaklaşımı, bilişsel psikoloji, sosyal psikoloji ve nörobilim alanlarında ortaya konulan bulgular ışığında yeniden değerlendirilmektedir. Çalışmanın temel iddiası, özgürlük duygusu ile özgürlüğün kendisinin özdeş olmadığı; bireyin kendisini özgür hissetmesinin, karar verme süreçlerinin dışsal etkilerden bağımsız olduğu anlamına gelmediğidir.

Bu çerçevede çalışma, Solomon Asch’in çoğunluğa uyma deneyleri, Stanley Milgram’ın otoriteye itaat araştırmaları, Leon Festinger’ın bilişsel çelişki kuramı ve Robert Cialdini’nin ikna ilkeleri üzerinden insan iradesinin sosyal, psikolojik ve bilişsel olarak etkilenebilir yapısını analiz etmektedir. Bu klasik psikolojik mekanizmaların dijital platformlarda algoritmik sistemler aracılığıyla daha sürekli, kişiselleştirilmiş ve görünmez biçimde işletilebildiği ileri sürülmektedir. Beğeni ve takipçi sayıları, popülerlik göstergeleri, tekrar mekanizmaları, kişiselleştirilmiş içerik akışları, duygusal uyarıcılar ve sosyal onay sinyalleri, bireyin karar verdiği zihinsel ortamın yeniden düzenlenmesinde etkili olmaktadır.

Çalışmanın özgün katkısı, bu süreci açıklamak üzere “İrade Mimarisi” kavramını önermesidir. İrade mimarisi; bireyin kararlarını etkileyen dikkat düzeni, bilgi akışı, sosyal etkileşim, duygusal uyarıcılar ve dijital tasarım unsurlarının oluşturduğu bütünsel yapıyı ifade etmektedir. Bu perspektiften algoritmik egemenlik, bireyin kararını doğrudan emretmekten ziyade kararın meydana geldiği zihinsel ve sosyal çevreyi düzenleyen yeni bir iktidar biçimi olarak kavramsallaştırılmaktadır. Böylece klasik egemenliğin bedeni, modern egemenliğin davranışı denetleme eğiliminden farklı olarak algoritmik egemenliğin doğrudan irade oluşumunun koşullarına yöneldiği ileri sürülmektedir.

Çalışmanın ulaştığı temel sonuç, dijital çağda özgürlüğün yalnızca bireyin seçenekler arasından seçim yapabilmesiyle açıklanamayacağıdır. Özgürlüğün daha derin ölçütü, bireyin kendi kararlarının oluştuğu bilgi, dikkat, duygu ve sosyal onay ortamını fark edebilmesi ve eleştirel biçimde değerlendirebilmesidir. Bu nedenle algoritmik çağın temel siyasal sorunu yalnızca veri güvenliği ve mahremiyet değil, aynı zamanda insanın kendi iradesini hangi ölçüde kendisinin inşa ettiği sorunudur. Çalışma, bu bağlamda özgür iradenin korunmasını, irade mimarisinin görünür, sorgulanabilir ve eleştirel olarak değerlendirilebilir hâle getirilmesine bağlamaktadır.

Anahtar Kelimeler: Özgür irade, özgürlük, algoritmik egemenlik, irade mimarisi, dijital iktidar, sosyal etki, otorite, bilişsel çelişki, algoritmik yönlendirme, karar verme.

Giriş

Özgür irade, modern insan anlayışının ve çağdaş siyasal düzenin en temel varsayımlarından biridir. Bireyin kendi kararlarını verebilen, tercihlerinin sorumluluğunu üstlenebilen ve dışsal müdahaleler karşısında özerk hareket edebilen bir özne olduğu kabulü; hukuk, demokrasi, siyasal temsil ve piyasa ilişkilerinin önemli bir bölümünün normatif temelini oluşturmaktadır. Bu nedenle özgür irade sorunu yalnızca felsefi veya psikolojik bir problem değildir. Aynı zamanda bireyin siyasal ve toplumsal özne olarak konumunu belirleyen temel bir iktidar problemidir.

Bununla birlikte insanın karar verme süreçleri, bireyin kendi zihninde tasarladığı kadar bağımsız ve doğrusal değildir. Dikkatin nasıl yönlendirildiği, hangi bilgilerin görünür hâle geldiği, hangi mesajların tekrarlandığı, bireyin içinde bulunduğu sosyal çevre, duygusal durumu, geçmiş deneyimleri ve bilişsel kestirme yollar kararların oluşumunda belirleyici olabilmektedir. Dolayısıyla bireyin “kararı ben verdim” biçimindeki öznel deneyimi ile kararın hangi koşullar altında meydana geldiği arasında önemli bir ayrım bulunmaktadır. Çalışmanın hareket noktası tam olarak bu ayrımdır: Özgürlük duygusu ile özgürlüğün kendisi aynı şey midir?

Bu soru, dijital teknolojilerin ve algoritmik sistemlerin gündelik hayatın merkezine yerleşmesiyle birlikte daha da önemli hâle gelmiştir. Geleneksel iktidar biçimleri çoğu zaman açık emir, yasak, yaptırım veya fiziksel zor kullanma mekanizmaları üzerinden işlerken, algoritmik iktidar bireyin karşısına çoğu zaman görünür bir otorite olarak çıkmamaktadır. “Sistem öneriyor”, “size özel”, “trend”, “en çok izlenen” veya “başkalarının ilgisini çeken” gibi teknik ve nötr görünen ifadeler, bireyin tercihlerini yönlendiren sosyal ve psikolojik mekanizmaları görünmezleştirebilmektedir. Böylece iktidar, kendisini iktidar olarak göstermeden etkili olabilmektedir.

Bu durum, sosyal psikoloji alanında daha önce ortaya konulmuş bazı temel bulgularla birlikte düşünüldüğünde daha anlaşılır hâle gelmektedir. Solomon Asch’in uyma deneyleri, bireyin açıkça yanlış olduğunu bildiği bir yargıyı çoğunluğa uyum sağlamak amacıyla benimseyebildiğini göstermiştir. Stanley Milgram’ın araştırmaları ise meşru görülen bir otoritenin yönlendirmesi altında bireyin kendi ahlaki yargısıyla çelişen davranışlara yönelebileceğini ortaya koymuştur. Leon Festinger’ın bilişsel çelişki yaklaşımı, bireyin inançları ile davranışları arasındaki uyumsuzluğu azaltma eğilimine dikkat çekerken; Robert Cialdini’nin çalışmaları sosyal kanıt, otorite, tutarlılık, beğenilme ve kıtlık gibi psikolojik ilkelerin kararlar üzerindeki etkisini ortaya koymaktadır.

Dijital platformların ayırt edici özelliği ise bu mekanizmaları tek tek kullanmaktan ziyade onları aynı karar ortamı içerisinde birbirleriyle ilişkilendirebilmesidir. Algoritma önce dikkati belirli içeriklere yönlendirebilir; ardından benzer içerikleri tekrar ederek aşinalık oluşturabilir; duygusal yoğunluğu artırabilir; beğeni, yorum ve popülerlik göstergeleri aracılığıyla sosyal onay üretebilir ve nihayetinde ortaya çıkan tercihin birey tarafından kendi bağımsız kararı olarak deneyimlenmesini sağlayabilir. Böylece yönlendirme ile özgür tercih arasındaki sınır giderek belirsizleşmektedir. Çalışmanın temel analizinde bu süreç beş aşamalı bir mekanizma olarak ele alınmaktadır: dikkatin seçilmesi, tekrarın artırılması, duygusal yoğunlaştırma, sosyal onayın üretilmesi ve kararın içselleştirilmesi.

Buradan hareketle çalışmanın temel sorusu, algoritmaların bireyin kararlarını doğrudan belirleyip belirlemediğinden daha ileri bir düzeyde kurulmaktadır: Bireyin karar verdiği zihinsel ortamı kim tasarlamaktadır? Çünkü bireyin önündeki seçenekleri, seçeneklerin görünürlük derecesini, hangi bilginin tekrar karşısına çıkacağını, hangi duyguların harekete geçirileceğini ve hangi tercihin sosyal olarak onaylandığını belirleyen bir sistem mevcutsa, özgür irade sorununu yalnızca “seçim yapabilme” üzerinden ele almak yetersiz kalmaktadır.

Bu çalışma tam da bu noktada “İrade Mimarisi” kavramını önermektedir. İrade mimarisi, bireyin karar verme sürecini etkileyen dikkat düzeni, bilgi akışı, sosyal etkileşim, duygusal uyarıcılar ve dijital tasarım unsurlarının oluşturduğu bütünsel yapıdır. Bu kavram, algoritmik egemenliğin yalnızca davranışları yönlendiren bir teknik sistem olmadığını; bireyin tercihlerini meydana getiren koşulları biçimlendiren daha derin bir iktidar mekanizması olduğunu ileri sürmektedir.

Dolayısıyla çalışmanın amacı, insanın özgür iradeye sahip olup olmadığı konusunda klasik felsefi tartışmayı yeniden üretmekten ziyade, özgür iradenin dijital çağda hangi koşullar altında oluştuğunu sorgulamaktır. Bu perspektiften özgürlük, yalnızca bireyin önünde seçeneklerin bulunması veya bunlardan birini seçebilmesi değildir. Daha temel mesele, bireyin kendi seçimini meydana getiren zihinsel, sosyal, duygusal ve dijital koşulları ne ölçüde fark edebildiğidir.

Çalışmanın ulaştığı temel teorik önerme bu nedenle açıktır: İnsan, yalnızca seçebildiği ölçüde değil, seçiminin nasıl oluştuğunu sorgulayabildiği ölçüde özgürdür. Bu yaklaşım, algoritmik çağda özgürlük tartışmasını veri mahremiyetinin ötesine taşıyarak doğrudan insanın özneleşme, muhakeme ve irade oluşturma kapasitesiyle ilişkilendirmeyi amaçlamaktadır.

1. Özgürlük Duygusu ile Özgürlüğün Kendisi Aynı Şey Değildir

Modern siyasal düşüncenin temel varsayımlarından biri, bireyin kendi kararlarını özgürce verebildiğidir. Liberal siyaset teorileri, demokratik sistemler ve piyasa ekonomileri büyük ölçüde bu kabul üzerine inşa edilmiştir. Ancak bilişsel psikoloji, sosyal psikoloji ve nörobilim alanlarında son yıllarda yapılan çalışmalar, insanın karar verme süreçlerinin sanıldığından çok daha karmaşık olduğunu göstermektedir.

İnsan, çoğu zaman kararını bilinçli bir muhakemenin sonunda verdiğini düşünür. Oysa kararın oluşumunda dikkatin yönü, duygusal durum, sosyal çevre, tekrar edilen mesajlar, önceki deneyimler ve bilişsel kestirme yollar belirleyici rol oynayabilmektedir. Bu nedenle bireyin kendisini özgür hissetmesi ile kararlarının gerçekten bağımsız biçimde oluşması aynı şey değildir.

Algoritmik egemenlik tam da bu ayrım üzerinde yükselmektedir. Amaç, özgürlük duygusunu ortadan kaldırmak değil; bireyin özgürlük hissini korurken karar verme sürecini görünmez biçimde etkilemektir.

2. Solomon Asch Deneyleri: Çoğunluğun Sessiz Baskısı

Solomon Asch'in 1950'li yıllarda gerçekleştirdiği uyma deneyleri, bireylerin açıkça yanlış olduğunu bildikleri yargıları bile çoğunluğun görüşüne uymak için kabul edebildiklerini göstermiştir. Deneylerde katılımcılar, doğru cevabı bilmelerine rağmen grubun ortak kanaatine aykırı düşmemek için yanlış cevabı vermişlerdir. Bu bulgu, insan kararlarının yalnızca mantık tarafından değil, sosyal aidiyet ihtiyacı tarafından da şekillendiğini ortaya koymaktadır. Birey, dışlanma riskini azaltmak amacıyla çoğunluğun kanaatini benimseyebilmektedir.

Dijital platformlarda bu etki daha da güçlenmektedir. Beğeni sayıları, takipçi sayıları, paylaşım miktarı, trend listeleri ve popüler içerikler, hangi görüşün "çoğunluğun görüşü" olduğu konusunda güçlü sinyaller üretmektedir. Böylece algoritmalar yalnızca bilgi sunmamakta; aynı zamanda sosyal norm algısını da biçimlendirmektedir.

3. Stanley Milgram: Otoriteye İtaatin Psikolojisi

Stanley Milgram'ın ünlü itaat deneyleri, sıradan insanların meşru gördükleri bir otoritenin yönlendirmesi altında kendi ahlaki yargılarına aykırı davranabildiklerini göstermiştir. Milgram’ın ulaştığı sonuçlardan biri şudur: İnsanlar çoğu zaman yalnızca emre itaat etmez; sorumluluğu otoriteye devrettiklerinde kendi davranışlarını daha kolay meşrulaştırırlar. Algoritmik çağda ise otorite klasik anlamda görünmez hâle gelmiştir. Karşıda emir veren bir kişi bulunmamaktadır. Bunun yerine "sistem öneriyor", "algoritma bunu önerdi", "herkes bunu izliyor" veya "size özel tavsiye" gibi nötr görünen yönlendirmeler devreye girmektedir. Böylece otorite kişisizleşmekte; yönlendirme ise teknik bir işlem gibi algılanmaktadır. Bu durum, bireyin yönlendirmeyi sorgulama eğilimini zayıflatmaktadır.

4. Leon Festinger ve Bilişsel Çelişki

Leon Festinger’ın bilişsel çelişki kuramına göre insanlar, davranışları ile inançları arasında uyumsuzluk oluştuğunda psikolojik rahatsızlık hissederler. Bu rahatsızlığı azaltmak için ya davranışlarını ya da düşüncelerini yeniden düzenlerler.

Algoritmik sistemler, bireyin mevcut eğilimlerine uygun içerikleri sürekli tekrar ederek bu çelişkiyi azaltmaktadır. Kullanıcı, kendi görüşlerini destekleyen içeriklerle daha fazla karşılaştıkça mevcut kanaatlerinin doğruluğuna daha güçlü biçimde inanmaktadır. Bu süreç zamanla yankı odaları (echo chambers) ve filtre balonları (filter bubbles) oluşturmaktadır. Böylece birey, farklı görüşlerle karşılaşma olasılığı azaldığı için kendi düşüncesini nesnel gerçeklik olarak görmeye başlayabilmektedir. Sonuçta algoritmik egemenlik, yalnızca bilgi sunan değil; bireyin psikolojik tutarlılık ihtiyacını kullanarak kanaatlerini pekiştiren bir mekanizmaya dönüşmektedir.

5. Robert Cialdini ve Etkilemenin İlkeleri

Robert Cialdini'nin ikna psikolojisi üzerine çalışmaları, insanların kararlarının sosyal kanıt, otorite, karşılıklılık, tutarlılık, beğenilme ve kıtlık gibi ilkelerden güçlü biçimde etkilendiğini göstermektedir. Dijital platformlar bu ilkeleri sistematik biçimde kullanmaktadır. "En çok satan", "en çok izlenen", "son iki ürün", "şu anda binlerce kişi bunu görüntülüyor" gibi ifadeler, bireyin kararlarını hızlandıran sosyal ve psikolojik tetikleyicilerdir. Böylece kullanıcı, kendi kararını verdiğini düşünse de kararın oluştuğu psikolojik ortam önceden tasarlanmış olmaktadır.

6. Algoritmik Egemenliğin Psikolojik Mekanizması

Bu çalışmanın ulaştığı temel sonuçlardan biri şudur: Algoritmik egemenlik, insanın kararını doğrudan değiştirmez; kararın oluştuğu zihinsel ortamı yeniden düzenler. Bu mekanizma beş aşamada işlemektedir:

1. Dikkatin seçilmesi: Algoritma hangi bilginin görünür olacağını belirler.

2. Tekrarın artırılması: Aynı içerikler farklı biçimlerde tekrar edilerek zihinsel aşinalık oluşturulur.

3. Duygusal yoğunlaştırma: Öfke, korku, umut veya aidiyet gibi güçlü duygular harekete geçirilir.

4. Sosyal onayın üretilmesi: Beğeniler, yorumlar ve popülerlik göstergeleri belirli kanaatleri meşrulaştırır.

5. Kararın içselleştirilmesi: Birey, bu çok katmanlı etkileşim sonucunda oluşan tercihi kendi bağımsız kararı olarak deneyimler.

İşte algoritmik egemenliğin en güçlü yönü burada ortaya çıkmaktadır. Egemenlik görünmez kalırken, yönlendirilmiş tercih özgür irade olarak yaşanmaktadır.

7. Yeni Bir Kavramsallaştırma: İrade Mimarisi

Bu makale, algoritmik egemenlik tartışmalarına yeni bir kavram önermektedir: İrade Mimarisi. İrade mimarisi, bireyin karar verme sürecini etkileyen dikkat düzeni, bilgi akışı, sosyal etkileşim, duygusal uyarıcılar ve dijital tasarım unsurlarının bütününü ifade etmektedir. Geleneksel egemenlik beden üzerinde, modern egemenlik davranış üzerinde etkili olmaya çalışırken, algoritmik egemenlik irade mimarisini tasarlamaya yönelmektedir. Bu nedenle dijital çağın temel siyasal meselesi yalnızca veri güvenliği veya mahremiyet değildir. Asıl mesele, insanın kendi iradesini hangi ölçüde kendisinin inşa ettiği, hangi ölçüde görünmez dijital mimariler tarafından şekillendirildiğidir. Dolayısıyla özgürlük, yalnızca seçim yapabilme hakkı olarak tanımlanamaz. Gerçek özgürlük, karar verme sürecini belirleyen irade mimarisinin farkında olabilme ve onu eleştirel biçimde değerlendirebilme kapasitesidir. Algoritmik egemenliğin en büyük meydan okuması da tam bu noktada ortaya çıkmaktadır.

SONUÇ

Bu çalışma, dijital çağda özgür irade problemini algoritmik egemenlik bağlamında yeniden ele almış ve bireyin kendi kararı olarak deneyimlediği tercihlerin oluşum süreçlerini psikolojik, sosyal ve dijital boyutlarıyla değerlendirmiştir. Çalışmanın temel hareket noktası, özgürlük duygusu ile özgürlüğün kendisinin aynı şey olmadığı kabulüdür. Bireyin kendisini özgür hissetmesi, kararının oluştuğu koşulların bütünüyle bağımsız olduğu anlamına gelmemektedir.

İnsan kararlarının sosyal çevreden, otoriteden, duygulardan, tekrar mekanizmalarından ve bilişsel süreçlerden etkilendiğine ilişkin psikolojik literatür, özgür iradenin sanıldığından daha kırılgan bir yapı olduğunu göstermektedir. Asch’in çoğunluğa uyma deneyleri bireyin sosyal kabul uğruna kendi doğru yargısından uzaklaşabileceğini; Milgram’ın araştırmaları otoritenin bireyin ahlaki değerlendirmesini etkileyebileceğini; Festinger’ın bilişsel çelişki yaklaşımı bireyin zihinsel tutarlılığını koruma eğilimini; Cialdini’nin çalışmaları ise sosyal kanıt, otorite, beğenilme ve kıtlık gibi unsurların karar süreçlerindeki etkisini ortaya koymaktadır.

Algoritmik sistemlerin özgün niteliği, bu mekanizmaları görünmez ve sürekli bir dijital ortam içerisinde birleştirebilmesidir. Algoritmik egemenlik çoğu zaman bireye doğrudan “şunu yap” dememektedir. Bunun yerine bireyin neyi göreceğini, neyin tekrar karşısına çıkacağını, hangi içeriğin duygusal olarak yoğunlaştırılacağını ve hangi tercihin sosyal olarak onaylanmış görüneceğini belirleyen bir karar çevresi oluşturmaktadır. Bu nedenle algoritmik iktidarın en önemli özelliği, kararı zorla almak değil, kararın oluştuğu ortamı tasarlamaktır.

Çalışmanın özgün teorik katkısı olan “İrade Mimarisi” kavramı bu durumu açıklamak amacıyla geliştirilmiştir. İrade mimarisi, bireyin karar verme sürecini çevreleyen dikkat, bilgi, sosyal etkileşim, duygu ve dijital tasarım unsurlarının bütününü ifade etmektedir. Bu kavram, iktidarın yalnızca davranışı denetleyen dışsal bir mekanizma olarak değil, bireyin tercihlerini meydana getiren koşulları biçimlendiren bir yapı olarak anlaşılmasını mümkün kılmaktadır.

Bu açıdan bakıldığında algoritmik egemenliğin paradoksu şudur: Egemenlik görünmez hâle geldikçe özgürlük duygusu daha güçlü hissedilebilir. Çünkü bireyin karşısında kendisini zorlayan açık bir otorite bulunmadığında kişi tercihinin tamamen kendisine ait olduğunu düşünebilir. Oysa dikkatinin yönü, bilgiye erişim biçimi, karşılaştığı içeriklerin sıklığı, duygusal uyarıcılar ve sosyal onay göstergeleri önceden yapılandırılmış olabilir. Böyle bir durumda birey özgürlük duygusunu kaybetmeden yönlendirilebilir. Algoritmik egemenliğin en sofistike biçimi de tam olarak budur.

Bu nedenle dijital çağda özgürlüğün yeniden tanımlanması gerekmektedir. Özgürlük yalnızca seçeneklerin varlığı veya seçenekler arasında tercih yapabilme kapasitesi değildir. Daha derin anlamıyla özgürlük, tercihin oluşum koşullarını fark edebilme, bu koşulları sorgulayabilme ve gerektiğinde onlara direnebilme kapasitesidir. Çalışmanın ulaştığı sonuç da bu noktada yoğunlaşmaktadır: İnsan, yalnızca bir tercihte bulunduğu için değil, tercihinin hangi zihinsel ve toplumsal koşullarda meydana geldiğini anlayabildiği ölçüde özgürdür.

Bu nedenle algoritmik egemenliğe karşı demokratik ve özgürlükçü bir yaklaşım, yalnızca veri koruma mekanizmalarıyla sınırlı kalmamalıdır. Bireyin algoritmik yönlendirmeyi tanıyabilmesini, bilgi kaynaklarını karşılaştırabilmesini, sosyal onay göstergelerini sorgulayabilmesini ve kendi karar süreçleri üzerinde eleştirel muhakeme geliştirebilmesini sağlayacak bir irade ve muhakeme okuryazarlığı da geliştirilmelidir.

 Sonuç olarak bu çalışma, dijital çağda özgür iradenin tamamen ortadan kalktığını ileri sürmemektedir. Daha dikkatli bir iddia ortaya koymaktadır: Özgür iradenin varlığı, onun hangi koşullar altında üretildiğinin farkında olunmasına giderek daha fazla bağlı hâle gelmektedir. Bu nedenle geleceğin özgürlük mücadelesi yalnızca bireyin dışsal baskılardan korunması için değil, bireyin kendi zihinsel ve karar verme alanının görünmez biçimde yapılandırılmasına karşı korunması için de yürütülmek zorundadır. Çünkü “Algoritmik egemenlik, bireyin kararını doğrudan belirlemekten çok, kararın oluştuğu zihinsel ortamı düzenleyen bir yönetim biçimidir.”

KAYNAKÇA:

Bauman, Z., & Lyon, D. (2016). Akışkan gözetim Ayrıntı Yayınları., Cialdini, R. B. (2017). İknanın psikolojisi: Teori ve pratik bir arada MediaCat Kitapları.,.Foucault, M. (2019). Hapishanenin doğuşu İmge Kitabevi Yayınları. Han, B.-C. (2017). Psikopolitika: Neoliberalizm ve yeni iktidar teknikleri Metis Yayınları.,.Kahneman, D. (2015). Hızlı ve yavaş düşünme Varlık Yayınları. Marcuse, H. (1997). Tek boyutlu insan İdea Yayınevi.,Tan, S. (2023). Türkiye'de dijital gözetim: Verileştirme ve veri adaleti mücadelesi. Ütopya Yayınevi.,Yücel, E. (2018). Leon Festinger’ın bilişsel uyumsuzluk kuramı. Anı Yayıncılık.

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık :
Yorumunuz :

Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2022    www.anahaberyorum.com          Tasarım ve Programlama: Dr.Murat Kaya