OKULUN YENİ GÖREVİ: GENÇLERİ RADİKALLEŞMEDEN KORUMAK
MAKALE
Paylaş
14.09.2026 12:01
313 okunma
Turgut Şahin

Anlam, Aidiyet, Muhakeme ve Özneleşme Temelinde Bir Önleyici Eğitim Modeli

ÖZET

Okulların yeniden açıldığı dönemler yalnızca eğitim-öğretim faaliyetlerinin başlaması bakımından değil, gençlerin sosyal, psikolojik ve kültürel hayatlarının yeniden örgütlenmesi bakımından da kritik bir dönemdir. Günümüz dünyasında gençlerin radikal hareketlerle karşılaşma biçimleri önemli ölçüde değişmiş; radikalleşme yalnızca fiziksel örgütlenmeler, kapalı cemaatler veya geleneksel ideolojik çevreler üzerinden değil, dijital ağlar, sosyal medya, kimlik toplulukları ve çevrimiçi propaganda mekanizmaları üzerinden de gerçekleşmeye başlamıştır. Bu nedenle okul, yalnızca bilgi aktaran bir kurum değil, aynı zamanda genç bireyin anlam dünyasını, aidiyet duygusunu, muhakeme kapasitesini, ahlaki sorumluluğunu ve özneleşme yeteneğini geliştiren temel bir toplumsal kurum olarak yeniden düşünülmelidir.

Bu makale, radikalleşmeyi yalnızca güvenlik veya ideoloji problemi olarak değil; anlam kaybı, aidiyet ihtiyacı, tanınma arayışı, kimlik krizi, kolektif travmalar, ekonomik umutsuzluk ve gelecek perspektifinin zayıflaması gibi çok katmanlı süreçlerin kesişiminde ortaya çıkan bir olgu olarak ele almaktadır. Bu çerçevede makalenin temel önerisi, okulların “radikalleşme sonrası müdahale” merkezli güvenlik yaklaşımından “radikalleşme öncesi özneleşme” merkezli eğitim yaklaşımına geçmesidir. Gençlerin radikal hareketlere kapılmasını önlemek için okul; anlam üreten, aidiyet sağlayan, farklılıklarla birlikte yaşamayı öğreten, eleştirel düşünceyi geliştiren, travmaları konuşulabilir kılan ve gençlere meşru toplumsal katılım kanalları açan bir koruyucu medeniyet kurumu hâline gelmelidir.

Anahtar Kelimeler: Radikalleşme, gençlik, eğitim, okul, anlam, aidiyet, kimlik, muhakeme, özneleşme, şeyleşme, önleyici eğitim, terörizm, medeniyet.

GİRİŞ: OKULLAR AÇILIRKEN YALNIZCA SINIFLARI DEĞİL, GENÇLERİN ANLAM DÜNYASINI DA DÜŞÜNMEK

Okulların açılması, toplum açısından yalnızca yeni bir eğitim döneminin başlaması anlamına gelmez. Okulun kapılarının yeniden açılması, milyonlarca gencin yeniden arkadaşlıklar kurduğu, kimliklerini geliştirdiği, dünyayı anlamlandırdığı, otoriteyle ilişki kurduğu ve geleceğe ilişkin tasavvurlar geliştirdiği bir sosyal alanın yeniden faaliyete geçmesi demektir. Bu nedenle yeni eğitim döneminin en önemli meselelerinden biri, gençlerin akademik başarılarının yanı sıra hangi düşünsel ve ahlaki dünyaya doğru yetiştikleri sorusudur. Çünkü radikalleşme çoğu zaman genç insanın bir sabah aniden radikal bir örgütün üyesi olması şeklinde ortaya çıkmaz. Bunun öncesinde uzun bir zihinsel ve psikolojik süreç bulunabilir. Anlam kaybı, yalnızlık, dışlanmışlık, değersizlik, kimlik bunalımı, haksızlık duygusu, geleceksizlik ve tanınma ihtiyacı birbirini besleyerek genç bireyi radikal söylemlere karşı daha açık hâle getirebilir.

Özellikle genç bireyin kimlik inşasının tamamlanmamış olması, ona hazır ve mutlak açıklamalar sunan ideolojileri cazip hâle getirebilmektedir. Buradan hareketle okulun önleyici rolünü yeniden tanımlamak gerekir. Gençleri radikalizmden korumanın ilk şartı, onların radikal yapılara ihtiyaç duyabileceği boşlukları azaltmaktır. Başka bir ifadeyle mesele yalnızca “Radikal örgüt gençlere ne söylüyor?” sorusu değildir. Daha temel soru şudur: Genç insan neden o örgütün söylediğini dinlemeye ihtiyaç duyuyor? İşte okulun önleyici görevi tam burada başlamaktadır.

I. RADİKALLEŞMEYİ YALNIZCA GÜVENLİK SORUNU OLARAK GÖRMEMEK

Radikalleşme çoğu zaman güvenlik politikalarının konusu olarak ele alınır. Elbette şiddet üreten ve terör eylemlerine yönelen örgütlerin güvenlik ve hukuk çerçevesinde engellenmesi zorunludur. Ancak yalnızca güvenlik yaklaşımı, radikalleşmenin insanî, psikolojik, sosyal ve kültürel ön koşullarını açıklamakta yetersiz kalabilir. Çünkü radikal hareketler yalnızca silah veya örgütlenme sunmaz. Onlar aynı zamanda: bir anlam, bir kimlik, bir aidiyet, bir topluluk, bir dava, bir düşman, bir kahramanlık modeli, bir tarih anlatısı, bir gelecek tasavvuru sunabilirler. Böylece sıradan birey kendisini “tarihin öznesi” ve “hakikatin taşıyıcısı” olarak görmeye başlayabilmektedir. Buradaki paradoks son derece önemlidir: Radikal örgüt, genç bireyi önce özneleştiriyor gibi görünmekte; sonra onu örgütün nesnesine dönüştürmektedir.

II. RADİKALLEŞMENİN İLK ZEMİNİ: ANLAM BOŞLUĞU

Gençlik döneminin temel sorularından biri “Ben kimim?” sorusudur. Fakat bunun yanında daha derin sorular da vardır: Neden yaşıyorum? Hayatımın amacı nedir? İyi nedir, kötü nedir? Adalet nedir? Dünyadaki haksızlıklarla ne yapmalıyım? Ben bu toplumda neden varım? Benden ne bekleniyor? Bu sorulara sağlıklı cevap üretilemediğinde ortaya çıkan boşluk, radikal ideolojiler açısından önemli bir fırsat alanına dönüşebilir.

Radikal hareketlerin gücü burada ortaya çıkar. Çünkü onlar karmaşık dünyaya basit cevaplar verirler: iyi-kötü, biz-onlar, haklı-haksız, dost-düşman. Bu ikili yapı, karmaşık gerçeklik karşısında zihinsel kesinlik arayan genç için cazip olabilir. O hâlde okulun görevi gençlere yalnızca doğru cevapları öğretmek değil, doğru soruları sormayı öğretmek olmalıdır. Çünkü muhakeme edebilen genç, kendisine sunulan mutlak cevapları sorgulayabilir. Bu nedenle: Radikalleşmeye karşı en güçlü aşı, düşünmeyen itaat değil; hakikati arayan muhakemedir. Okul, gençlere “şuna inan” demekten ziyade, “neden böyle düşündüğünü açıklayabil” diyebilmelidir.

III. AİDİYET BOŞLUĞU: RADİKAL ÖRGÜTÜN “BİZ”İNE KARŞI OKULUN “BİZ”İ

Radikalleşmenin ikinci önemli zemini aidiyet ihtiyacıdır. Modern toplumda bireyselleşmenin artması, aile, mahalle, geleneksel topluluklar ve diğer sosyal bağların zayıflaması bazı gençlerde yalnızlık ve görünmezlik duygusu oluşturabilir. Radikal yapılar ise bu boşluğa “seni kabul ediyoruz”, “sana ihtiyacımız var”, “sen bizdensin” mesajlarıyla girebilir. Bu nedenle gençleri radikal hareketlerden korumak isteyen bir eğitim sistemi, onların aidiyet ihtiyacını yok sayamaz. Sadece: “Radikal örgütlere katılmayın.” demek yeterli değildir. Bunun yerine: “Burada sana ihtiyaç var. ”denilebilmelidir. Okul, genç için yalnızca ders görülen bir bina değil, meşru aidiyetin üretildiği bir topluluk hâline gelmelidir. Spor kulüpleri, öğrenci toplulukları, sanat, bilim, teknoloji, sosyal sorumluluk, gönüllülük, kültür ve tartışma platformları bu açıdan yalnızca sosyal faaliyet değildir. Bunlar aynı zamanda radikalleşmeyi önleyici sosyal bağ mekanizmalarıdır. Çünkü genç, anlamlı bir topluluğun içinde kendisine yer bulabiliyorsa, sahte kahramanlık ve sahte aidiyet üreten örgütlerin çekim alanı daralır.

IV. TANINMA İHTİYACI: “GÖRÜNMEYEN GENÇ” RADİKAL ÖRGÜT İÇİN AÇIK HEDEFTİR

Radikalleşmenin önemli psikolojik boyutlarından biri de tanınma arayışıdır. İnsan yalnızca yaşamak istemez; değerli olduğunu hissetmek ister. Axel Honneth’in “Tanınma Teorisi” üzerinden konuyu irdelersek, bireyin özgüveninin başkaları tarafından tanınmasıyla ilişkili olduğu; dışlanmış bireyin radikal örgüt içerisinde “kahraman”, “öncü” veya benzeri yüceltilmiş rollerle yeniden değer kazanma yarışı içerisine girdiğini söyleyebiliriz.

Burada eğitim sistemi açısından çok önemli bir sonuç çıkmaktadır: Başarılı öğrenciyi tanımak kolaydır; asıl mesele görünmeyen öğrenciyi fark etmektir. Sınıfta konuşmayan, başarısı düşük, arkadaş grubu olmayan, sürekli öfkeli, kendini değersiz hisseden, okula aidiyet kuramayan, geleceği konusunda umutsuz gençler yalnızca “problemli öğrenci” olarak görülmemelidir. Bunlar öncelikle tanınma ihtiyacı bulunan gençlerdir. Okulun rehberlik sistemi bu nedenle sadece kriz çıktığında devreye giren bir mekanizma olmaktan çıkarılmalıdır. Öğrenciyi erken fark eden, onunla konuşan, yeteneğini keşfeden, ona sorumluluk veren ve onu topluluğun değerli bir parçası hâline getiren bir sistem kurulmalıdır.

V. KİMLİK KRİZİ VE DİJİTAL RADİKALLEŞME

Bugünün gençliği açısından radikalleşme meselesini dijital dünyadan bağımsız düşünmek mümkün değildir. Genç artık yalnızca okulda ve ailede sosyalleşmemektedir. Dijital platformlarda sürekli olarak farklı kimlik teklifleriyle karşılaşmaktadır. Bir video, bir sosyal medya hesabı, bir çevrimiçi topluluk, bir oyun grubu, bir propaganda kanalı genç bireye birkaç dakika içerisinde yeni bir kimlik önerebilmektedir. Bu nedenle okulun karşısındaki rakip artık yalnızca başka bir okul veya başka bir sosyal çevre değildir. Dijital anlam üretim sistemidir.

Radikal hareketler kültürel hafızaları, mağduriyet anlatılarını ve kimlik krizlerini kendi ideolojik amaçları doğrultusunda yeniden yorumlayabilmektedir. Dolayısıyla gençlere yalnızca “internet güvenliği” öğretmek yetmez. Onlara anlatı güvenliği kazandırmak gerekir. Bir genç kendisine sunulan bir videonun: hangi duygusuna hitap ettiğini, hangi korkusunu kullandığını, hangi düşman imgesini ürettiğini, hangi tarih anlatısını seçtiğini, hangi bilgileri gizlediğini, neden kendisini “özel” hissettirdiğini sorgulayabilmelidir. Bu, doğrudan muhakeme özgürlüğünün eğitimidir.

VI. EKONOMİK UMUTSUZLUK VE GELECEKSİZLİK: “YARINIM YOKSA BUGÜNÜMÜ NEDEN KORUYAYIM?”

Radikalleşmenin ekonomik boyutu yalnızca yoksullukla açıklanamaz. Asıl tehlike, yoksulluğun geleceksizlik duygusuyla birleşmesidir. Eğitim aldığı hâlde gelecekte iş bulamayacağına inanan, sosyal statü kazanamayacağını düşünen, toplumda kendisine yer bulamayan genç, sisteme karşı güvenini kaybedebilir. Ekonomik dışlanma yalnızca maddi değil, aynı zamanda onur, adalet, eşitlik ve kendini gerçekleştirme sorunları üretebilmektedir. Burada okulun görevi ekonomiyi tek başına çözmek değildir. Fakat okul, genç insana geleceğin mümkün olduğunu gösterebilir. Meslek eğitimi, girişimcilik, bilim, teknoloji, sanat, spor, kamu hizmeti,  sosyal sorumluluk ve üretim alanları, gencin kendisini geleceğin dışında hissetmesini engelleyen önemli kanallardır. Genç, “Ben bu toplum için gereksizim” düşüncesinden çıkarılıp, “Ben bu toplumun geleceğini kurabilecek bir özneyim.” noktasına taşınmalıdır.

VII. ŞEYLEŞME–ÖZNELEŞME AÇISINDAN RADİKALLEŞME

Şeyleşme–Özneleşme Teorisi açısından genç bireyin radikalleşmesi, yalnızca yanlış bir ideolojiyi benimsemesi değildir. Daha derinde, kendi muhakemesini, iradesini ve ahlaki sorumluluğunu başka bir yapıya devretmesi söz konusudur. Radikal örgüt başlangıçta genç bireye: “Sen değerlisin.” “Sen önemlisin.” “Sen tarihin parçasısın.” diyebilir. Fakat ardından: “Bizim söylediğimiz doğrudur.”  “Bizim düşmanımız senin de düşmanındır.” “Bizim hedefimiz senin hedefindir.” “Bizim yöntemimiz meşrudur.” demeye başlar. Sonunda genç: kendi aklıyla düşünmekten, kendi vicdanıyla karar vermekten ve kendi sorumluluğunu taşımaktan uzaklaşır. İşte burada sahte özneleşme gerçek bir nesneleşmeye dönüşür. Bu nedenle radikalleşmeye karşı eğitim politikasının temel hedeflerinden biri özneleşmiş birey yetiştirmek olmalıdır. Özneleşmiş genç: sorgular, araştırır, farklı görüşleri dinler, delil arar, kendi düşüncesini değiştirmekten korkmaz, öfkesini yönetebilir, farklılığı düşmanlık olarak görmez, hukuku önemser, şiddeti çözüm olarak görmez, ahlaki sorumluluğu başkasına devretmez, gerektiğinde otoriteye itiraz edebilir. Bu nedenle:  Radikalleşmeyi önleyen okul, itaatkâr genç değil; muhakeme edebilen genç yetiştiren okuldur.

VIII. OKULU BİR “RADİKALLEŞMEYİ ÖNLEME EKOSİSTEMİ”NE DÖNÜŞTÜRMEK

Buradan hareketle yeni eğitim yılı için çok katmanlı bir “Genç Özneleşme ve Radikalleşmeyi Önleme Modeli” geliştirilebilir. Bize göre bu modelin altı temel ayağı olmalıdır:1. Anlam Eğitimi. Gençlerin hayat, insan, toplum, adalet, ahlak ve sorumluluk üzerine düşünmelerini sağlayan felsefi ve etik eğitim.2. Muhakeme Eğitimi. Propaganda, manipülasyon, komplo anlatıları, dezenformasyon ve nefret söylemlerini analiz edebilme kapasitesi.3. Aidiyet Eğitimi. Gençlerin okul, toplum ve ülke içerisinde meşru ve kapsayıcı aidiyetler geliştirmesi.4. Tanınma ve Katılım. Öğrencilerin yalnızca akademik başarılarıyla değil, yetenekleri, fikirleri, sorumlulukları ve toplumsal katkılarıyla değer görmesi.5. Gelecek İnşası. Meslek, bilim, teknoloji, sanat, spor ve girişimcilik alanlarında gençlere gerçek gelecek perspektifleri sunulması.6. Ahlaki Özneleşme. Genç bireyin “Bana ne emredildi?” sorusundan önce “Yaptığım şey doğru mu?” sorusunu sorabilmesi. Bu altı alan birlikte işletildiğinde okul yalnızca radikalleşmeye karşı savunma yapan bir kurum olmaktan çıkar; radikalleşmenin ihtiyaç duyduğu psikolojik ve toplumsal boşlukları azaltan bir kurum hâline gelir.

IX. ÖĞRETMENİN ROLÜ: RADİKALLEŞMEYLE MÜCADELENİN İLK SAVUNMA HATTI

Bu modelin merkezinde öğretmen vardır. Çünkü öğretmen çoğu zaman öğrencinin değişimini ailesinden veya kurumdan önce fark edebilir. Bir öğrencinin: ani sosyal izolasyonu, aşırı düşmanlaştırıcı dili, mutlakçı düşünme biçimi, farklı görüşlere karşı tahammülsüzlüğü, şiddeti romantikleştirmesi, sürekli mağduriyet ve intikam söylemine yönelmesi, radikal propaganda anlatılarına yoğunlaşması tek başına radikalleşme kanıtı değildir. Ancak bunlar dikkat edilmesi gereken davranış değişiklikleri olabilir. Burada çok önemli bir sınır vardır: Okul, öğrenciyi fişleyen veya düşüncesinden dolayı cezalandıran bir güvenlik kurumuna dönüştürülmemelidir. Aksi hâlde önleme politikası ters etki yaratabilir. Genç kendisini izlenen, damgalanan veya dışlanan biri olarak görürse, tam da radikal yapıların kullandığı “sistem seni istemiyor” anlatısına daha fazla yaklaşabilir. Bu nedenle öğretmenin rolü dedektiflik değil, erken fark etme; cezalandırma değil, ilişki kurma; damgalama değil, yeniden topluma bağlama olmalıdır.

X. ÜÇLÜ KARŞI  KORUMA: AİLE–OKUL–TOPLUM

Radikalleşmeyle mücadele okulun tek başına üstlenebileceği bir görev değildir. Üç temel alan birlikte çalışmalıdır: Aile → Okul → Toplum. Aile gencin ilk aidiyet alanıdır. Okul ikinci sosyalizasyon alanıdır. Toplum ise gencin geleceğini kuracağı geniş alandır. Bu üç alan arasında kopukluk olduğunda radikal yapılar aradaki boşluklara yerleşebilir. Dolayısıyla aileler yalnızca “çocuğum ders çalışıyor mu?” sorusunu değil, “Çocuğum ne düşünüyor?”, “Neye öfkeleniyor?”, “Kendisini değerli hissediyor mu?”, “Kimlerle ilişki kuruyor? ”Gelecek hakkında ne düşünüyor?” sorularını da sormalıdır. Buradaki amaç çocuğu kontrol etmek değil, çocuğun iç dünyasına erişebilen güven ilişkisi kurmaktır.

XI. RADİKALLEŞMEYE KARŞI EN GÜÇLÜ CEVAP: BAŞKA BİR ANLAM DÜNYASI KURMAK

Radikalizmle mücadelede çoğu zaman radikal söylemlerin yanlışlığı anlatılır. Bu gereklidir fakat yeterli değildir. Çünkü genç insana sadece: “Bu yanlış.” demek, onun yerine başka bir anlam koymadığınız sürece etkisiz kalabilir. Radikal hareket: “Sen önemlisin.” diyorsa, okul da: “Sen önemlisin.” demelidir. Radikal yapı: “Senin bir davan var. ”diyorsa, okul: “Bu toplumun geleceğini kurmak senin de davandır.” diyebilmelidir. Radikal yapı: “Sen bir kahraman olabilirsin.” diyorsa, toplum: “Bilimde, sanatta, sporda, eğitimde, insanlığa hizmette de kahramanlık mümkündür. ”diyebilmelidir. Radikal yapı: “Bir düşmanın var.” diyorsa, eğitim: “Her farklı olan düşman değildir; farklılığı anlamak insan olmanın parçasıdır.” diyebilmelidir. Böylece radikalleşmeyle mücadele yalnızca negatif bir yasaklama politikası olmaktan çıkar ve pozitif bir anlam politikası hâline gelir.

XII. SONUÇ: GENÇLERİ KORUMANIN YOLU ONLARI ÖZNELEŞTİRMEKTİR

Radikalleşme, yalnızca güvenlik kurumlarının veya kolluk kuvvetlerinin çözebileceği bir problem değildir. Çünkü radikalleşmenin kökleri çoğu zaman anlam arayışı, aidiyet ihtiyacı, tanınma arzusu, kimlik krizi, kolektif travmalar, ekonomik dışlanma ve geleceksizlik gibi birbirini besleyen çok katmanlı süreçlerde ortaya çıkmaktadır. Radikal hareketler bu boşlukları yalnızca ideolojiyle değil, aynı zamanda topluluk, kimlik, rol, tanınma ve gelecek vaadiyle doldurabilmektedir. 

Bu nedenle okulların açıldığı yeni eğitim döneminde Türkiye'nin gençlik ve eğitim politikalarının önemli hedeflerinden biri, radikalleşme öncesi koruyucu bir toplumsal ve pedagojik sistem kurmak olmalıdır. Bu sistemin merkezinde korku değil güven; yasak değil muhakeme; itaat değil sorumluluk; tek tipleştirme değil aidiyet; damgalama değil tanınma; pasiflik değil katılım; umutsuzluk değil gelecek; şeyleşme değil özneleşme bulunmalıdır. Çünkü radikal örgütlerin genç üzerinde kurduğu etkiyi yalnızca onların propaganda gücü açıklamaz. Asıl mesele, genç insanın içinde bulunduğu toplumda anlam, aidiyet, değer ve gelecek bulup bulamadığıdır. Bu nedenle okul, gençleri radikalizmden koruyan bir “güvenlik duvarı” değil, gençlerin radikalizme ihtiyaç duymayacağı bir “anlam ve özneleşme ekosistemi” kurmalıdır. Radikalleşmeyi önlemenin en kalıcı yolu, gencin zihnini kontrol etmek değil; onun kendi zihnini özgürce kullanabileceği bir dünya kurmaktır. Ve belki daha da önemlisi: Radikal hareketler gençlere sahte bir özneleşme sunarak onları kendi amaçlarının nesnesine dönüştürmektedir. Buna karşı okulun görevi, genci gerçekten özneleştirmektir.

Gerçek özneleşmiş genç; kendisine verilen her düşünceyi kabul etmeyen, fakat her düşünceyi de düşmanlaştırmayan; hakikati araştıran, farklı görüşleri dinleyen, kendi kararının sorumluluğunu taşıyan, hukuka ve insan onuruna bağlı kalan, gerektiğinde itiraz edebilen ve geleceğini şiddet üzerinden değil bilgi, emek, ahlak, üretim ve toplumsal sorumluluk üzerinden kurabilen gençtir. Bu açıdan bakıldığında yeni eğitim yılının en büyük hedeflerinden biri yalnızca “iyi öğrenciler” yetiştirmek değil, “kurucu gençler” yetiştirmek olmalıdır. Çünkü kurucu genç, radikal hareketlerin nesnesi olmaktan çıkar; kendi hayatının, toplumunun ve geleceğinin öznesi hâline gelir.

2026-2027 Eğitim yılının hayırlı olması dileğiyle…

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık :
Yorumunuz :

Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2022    www.anahaberyorum.com          Tasarım ve Programlama: Dr.Murat Kaya