Birkaç aydır, yazar Alev Alatlı ve Kapadokya Üniversitesi’nin cuma geceleri tertip ettiği, en az üç saat devâm eden kapalı devre bir foruma katılıyorum. 15-20 kişilik, içinde psikiyatristler, siyâsetçiler, ekonomistler, fizikçiler, ilâhiyatçılar, stratejistler, alan araştırmacıları, edebiyatçıların olduğu renkli bir topluluk bu. Herkesin farklı birikimleri ve düşünceleri var. Tek ortak paydamız, araştırmacı Bekir Ağırdır dostumun ifâdesiyle “Türkiye dendiğinde burnu sızlayan insanlar” olmamız.
Bu forumun birkaç celsesi “dijital gelişmelere” odaklandı. Evvelâ bu istikâmetteki gidişâtın görünen en can alıcı boyutları, ekonomi ve teknolojik yapılar üzerindeki tesirleri; daha sonra da bilim felsefesinden başlayarak art alanları, kökleri ele alındı. Hakikâten de çok besleyici değerlendirmeler ve tartışmalar gerçekleşti. En azından benim için öyle olduğunu söyleyebilirim.
Son celselerden birinde fizik târihi ele alındı. Kadim fizik, Newton, Einstein, Heisenberg, Max Planck, fizikaları gibi hayli ağır meseleler, uzmanları tarafından anlatıldı ve tartışıldı. (Alman tesirini görüyor musunuz?) Doğrusu pek istifâde ettim. Benim daha çok alâkadar olduğum meselelerden birisi, mantık ile alâkalıydı. Bilhassa analitik mantık ile saçaklı mantık hakkında yapılan değerlendirmeleri daha bir can kulağıyla dinlediğimi söyleyebilirim.