“Malatya Valisine de, Bayisine de”
MAKALE
Paylaş
09.07.2023 16:23
710 okunma
Ersoy Baba

 

Yıllar önce vefat etmiş olan Ankara’nın meşhur mimarlarından Reşat bey vardı. Reşat bey adıyla soyadıyla sorulduğunda tanıyanı çıkmazdı. Adının başına zamanla kazandığı bir argo unvanı vardı. O unvanı ile sorulduğunda kelli felli esnafın hepsi tanırdı. Müthiş tasarımlar yapar, alışılmamış renkleri birlikte kullanarak dekorasyonda çığır açardı. Her benim diyen buna iş yaptıramazdı. Onda para konuşurdu. Almaya gelince kök söktürür, ödemeye gelince cebinde başıboş gezen akrep sebebiyle çıkarıp para veremezdi. Pinti idi anlayacağınız.

Onunla iş yapan sanayici bir abimiz anısını anlattı. Ben de sizinle paylaşayım dedim.

“Malatya’daki ürünlerimizi satan bayimiz Bülent Arat Ankara’ya gelmişti. Değerli bir esnaftı. Mağazamızın dekorunu çok beğenmiş “benzerini Malatya’da nasıl yapabiliriz”i konuşmak üzere Mimar ….Reşat ile tanışmak istemişti. Ofisine gittik. Sürpriz bir giriş yaptık. Bunları tanıştırdım:

-“Bülent Bey Malatya bayimiz. Bu da Mimarımız Reşat Bey.“

Reşat bey birden ayağa fırladı.

-“Hoş geldiniz sayın Valim. Şeref verdiniz” deyip eline sarıldı. Bayi kelimesini Vali olarak anlamıştı. Ben düzeltmeye vakit bulamadan çok seri bir şekilde Bülent Beyin koluna girip kapıya döndürdü ve:

-“Sayın Valim hemen karşımızda Konyalı Tandırcı bir arkadaşımız var. Müthiş tandır yapar. Etleri lokum gibidir. Öğlen vakti. Acıktık. Size ikram edeyim. Yemekte sohbet ederiz.”

….Reşat yemek ısmarlıyordu. Üstelik en lüks ve pahalı yerde. Şaşırmıştım. Sesimi çıkartmadan arkalarına takıldım. Konyalı’nın restoranına girdik. Etler geldi. Müthiş bir tat. Bir yandan yiyorduk bir yandan da sohbet ediyorduk. Daha doğrusu biz yerken o Malatya Valisinden bir iş koparmak azmiyle sürekli iltifatlarla konuşuyordu.

-“Sayın Valim şöyle… Sayın Valim böyle…”

Dayanamadım.

-Reşatçığım. Her halde bir yanlış anlama var. Bülent Bey Malatya Valisi değil, Firmamızın Malatya Bayisi!”

….Reşat bir anda donakaldı. Ayağa kalktı. Ağız alışkanlığı usturupsuz bir küfür sallayıp:

-“Başlarım Malatya Valisine de Bayisine de. Daha fazla bir şey sipariş vermeden yiyin kalkın sofradan” dedikten sonra bana doğru eğilip:

-“Bu etin faturasının acısını senden çıkartmaz mıyım?” tarzında bir şeyler mırıldandı.

Mimar Reşat da Bülent Arat bey de rahmetli oldular. O harika tandır lezzeti hatıraları olarak kaldı.

***

Merhaba Gazetemizin kıymetli okurlarının makaleme tıklayıp okuyan daha da kıymetli okurları.

Bir Pazar yazımızın daha başına geldik. Uzun uzun sohbet edeceğiz inşallah. İlk girişi yaptık nasıl olsa. Arkası bir şekilde gelir. Hani bin kilometrelik yola bile ilk adımla başlanır. İlk adımı attıktan sonrası kolaydır.

Bir yıldır beynimizi 6’lı masa ile doldurdular; 6’lı masa bildirileri hangi büyükelçiye onaylattı? 6’lı masanın altında hangi partiler ve örgütler var? 6’lı masa kimi aday gösterecek? 6’lı masada kim ne alacak? Kim ne götürecek? Kim ne kapacak? Cak da cuk da.. Hadi bunları sadece kendi yoldaş gazeteleri, tv’leri yazsa işlese anlarım. Ama bunu Yandaş diye adlandırılan sağ medya da abarta abarta işledi. 6’lı masa da bol bol reklamını yaptı. Batının kuklası, kendi devletinin düşmanı haline gelmiş 7-8 laçka adam yıl boyunca gündemde tutuldu. Seçildiklerinde kim hangi koltukta oturacak anlatıldı duruldu. Bütün bu propagandalar 6’lı masadakilerin kendilerini bi po zannetmelerine sebep oldu. Gazı fazla gelenler “14 Mayıs gecesi havaalanları tutulmalı. Bunların dışarı kaçmaları önlenmeli, Yargılayacağız, asacaz, kesecez"e varan söylemlerde bulundular. Milletimizde karşılığı olmayan bu kesim 28 mayıs akşamı adeta çöktü.

Yandaş diye adlandırılan ama gerçekte kimin yandaşı olduğu halen meçhul olan medya seçim sonrasında da bunları parlatmaya, gündemde tutmaya devam ediyor: “KK. İstifa etmiyor, İmamoğlu geliyor, Tanju yürüyor, şu konuşuyor, bu kaçıyor”a varan haberlerle haber saatlerini dolduruyorlar.

Haber seyretmekten kusasım geliyor. Türkiye’de ya da dünyada başka hiç bir haber kalmamış gibi davranıyorlar. Her halde alman vakıflarından halen para bunlara da akıyor ki algılarla dolu haberlere devam ediyorlar. 3 kuruşluk adamların menfaat mücadelelerini Türk Milleti için önemli hale getirmeye çalışmak aşağılıkta level atlamaktır. Bu medyaları kınıyorum.

Gençliğimde Tayyip Bey parti afişleri asarken ben de parti afişleri asıyordum. Benim ekibimde gönüllüler azdı. Bir elin parmaklarını geçmeyen kişi ile afişleri yazıyor kuruyunca da yollara asıyorduk. Aynı yollardan geçmiş olmamıza rağmen ben haddimi bilip kenara çekildiğimden olsa gerek o Cumhurbaşkanlığına kadar yükselebildi.

Bir gece yazdığımız bez afişi insanların çokça gidip geldiği bir yolda direğe tırmanıp astık. O zamanlar göbek çevrem eksilerde idi. Yemek yediğimde belimin olduğu fark ediliyordu. Tırmanmak kolaydı. Sabah o yoldan geçerken birilerinin gece taktığımız afişin iplerini kesip indirmiş olduklarını gördük. Yenisini hazırladık. Bez afişin boyası kuruduğunda aynı direğe tırmandım. Afişi iyice bağladıktan sonra inerken gündüz temin ettiğim kamyonların çıkma gres yağını direğe süre süre aşağı indim. Karşı direkte de afişi gerdirip bağladıktan sonra aynı çıkma gres yağını süre süre aşağı indim. Aşağıdan 2 metre kadarını gelip geçene zarar vermesin diye boş bıraktım.

Sabah merakla afişimizin olduğu yere bakmaya özel gittim. Afiş yerinde duruyordu. Ancak birileri direğe tırmanmaya çalışmış ancak yanık gres yağına bulaşıp an alta kadar düşmüşler. Yağ izlerinden anladım. O gün nedendir bilinmez hep kulağım çınladı durdu😊

Bez afişleri hazırlayan ekibimizde Fatih Turan’ı, Ahmet Ateş’i, Hamit Yalçın’ı anmadan geçersen kulaklarım muhtemelen gene çınlar.

Değerli okurlarım. Bayramda ikiz erkek torunlarım bana geldiler. Düz duvara nasıl tırmanılır, kanepeden televizyon konsoluna yere dokunmadan nasıl atlanır ve perde ile Tarzancılık nasıl oynanır’ı gösterdiler. Tam o curcunada İstanbul’dan Sadık okurum aradı. Sesleri duyunca:

-“Hayırdır kalabalık yerde misin?” Diye sordu. İkizlerimin geldiğini söylediğimde:

-“Benim torunlar 7 tane. Onları görmek, onlarla olmak harika. Geldiklerinde bir şükrediyorum. Gittiklerinde de iki-üç kez şükrediyorum” dedi.

Torunlar geldiğinde ben de şükrediyorum. Küçüklüğüm onlardan çok daha fazla haylazlıklarla dolu olduğu için yaramazlıkları beni bezdirmiyor.

İlkokul 2. Sınıfta iken bir başka mahalleye taşınmıştık. Yokuşun tepesindeydi. Sokakta oynarken akrabamız Nedime yengem sokakta beni görünce oldukça yorulmuş halde:

-“Ersoy, evinizi, bulamadım. Nerede beni götürür müsün?” Diye sordu. Kendisine “Beni takip etmesini" söyleyip bir alttaki apartmanın arkasına dolandırdım. Dik kayalıkların üzerinden aşırtıp evimizin arkasına ulaştırdım. O sırada evde camları silen annemi gören Nedime yengem:

-“Hayırlı olsun eviniz. Ama yolu çok sapa imiş” dedi. Annem “Neden sokaktan düz gelmedin de buralardan tırmanıyorsun?” diye sorduğunda ben çoktan kaçmış arazi olmuştum.

İnsan 7’sinde ne ise 62’sinde de o oluyor. Şimdilerde okuyucularımı oradan buradan dolaştırıp konudan konuya atlatıyorum. Tam kızmaya başlayacağınızda makaleyi bitirip kaçıyorum. Kaçmadan önce Geleneksel olarak fıkramızı da anlatayım. Sonra bana müsaade.

Mahkemede hâkim davacıya sormuş:

- "Kazadan sonra size ‘Nasılsınız?..’ diye soran trafik polisine “Çok iyiyim, harikayım” demişsiniz, şimdi tam tersini söylüyorsunuz ve tazminat istiyorsunuz!"

- "Efendim atım Karataş."

- "Bırak şimdi atını matını… Olayı anlat..!"

- "Efendim, müsaade ederseniz olayı arz edeceğim, atım Karataş ile yolda giderken kamyonun biri bize çarpınca atım Karataş yolun bir tarafına ben diğer tarafına yığıldık. Müthiş canım yanıyor ve kımıldayamıyordum. Yattığım yerden atımın acı dolu feryatlarını duyuyordum. Tam o sırada trafik polisi geldi. Atın iniltilerini duyunca ona yöneldi.”

-“Yazık hayvana. Çok acı çekiyor” deyip tüfeği ile tam alnının ortasından vurdu. Elinde dumanı tüten tüfekle benim yanıma geldi ve:

-“Atının durumu çok kötüydü hallettim” dedi ve

-“Peki, sen nasılsın bakalım?..” diye sordu.

-“Affedersiniz ama hâkim bey siz olsaydınız ne derdiniz?”

Değerli Okurlarım. Haftaya yepyeni bir Pazar yazısı daha var. Arada koca bir 7 gün varken gezin, dinlenin. Bu günü unutmaya çalışın. Tertemiz bir zihinle yeni yazıya hazırlanın.

Kalın sağlıcakla.

 

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık :
Yorumunuz :

Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Ersoy Baba
YAZARIN ÖZGEÇMİŞİ

Yazarın Özgeçmişi:
Ersoy Baba sınıfta kalma yokkenki yıllarda ilkokulu okudu. Hastalıkları sebebiyle okula gidemese de zorla mezun edildi.
Lise tahsilinden sonra Ankara'ya yerleşti.Teklifler Oxfort'tan gelmesine rağmen Gazi Eğitim Fakültesini tercih etti.  Ersoy baba bi gazetenin matbaasında tashihler  yaptı. Sonra birden kendini aynı gazetenin editör masasında buldu. Editör yemekten döndüğünde masadan kalkmak zorunda kaldı. Hırs yaptı ve rakip gazetede köşe yazarlığına kadar yükseldi. Şimdilerde emekli oldu. Gidip kahve köşelerinde oturacağına gazete köşelerinde milleti yazılarıyla meşgul ediyor.

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2022    www.anahaberyorum.com          Tasarım ve Programlama: Dr.Murat Kaya