
Cumhuriyet, siyasi gücün halk ve temsilciler tarafından paylaşıldığı bir devlet yönetim şeklidir. Monarşinin karşıtı olarak iktidarın millet topluluğu, genele (çoğunluğa) ait olduğunu öngören devlet şeklidir.
Demokrasi, egemenliğin halka ait olduğu yönetim biçimidir. Temel unsurları; serbest ve adil seçimler, hukukun üstünlüğü, temel hak ve özgürlükler, güçler ayrılığı, hesap verebilir ve denetlenebilir iktidardır. Sadece sandık değildir. Kuralların, iktidarı sınırlaması ve bireyin devlete karşı korunması da gerekir.
Demokratik-Cumhuriyet, ikisinin de öngördüğü ilkeleri birleştiren hükümet biçimidir. Demokratik olmayan cumhuriyetler de vardır.
Demokrasi ve cumhuriyet kavramları ideal tanımlarına rağmen uygulamada çok farklılıklar gösteren göreceli, izafi kavramlar olarak algılanıyor. Tam demokrasiler, kusurlu demokrasiler, karma rejimler, hibrit rejimler, otoriter cumhuriyetler, demokratik cumhuriyetlerden söz edilebiliniyor. Yani cumhuriyet ve demokrasi uygulamalarında bir standart yok. Hitler Nazizme “Gerçek Demokrasi” demiş. Mussoloni Faşizme “İdeal Demokrasi” demiş.
Bugün de örnek olarak İngiltere, Hollanda tam demokrasi olarak nitelenirken ABD, İsrail kusurlu demokrasi, Türkiye karma rejim, Venezüella otoriter rejim olarak nitelendiriliyor.
Demokratik ülkeler arasında “Küresel Demokrasi” yani ülkeler demokrasisinden söz edilebilinir. Dünya düzenini de etkileyen küresel demokrasi olmadan yerel demokrasiler var olabilir mi?
Demokrasi ile Gelişmişlik, Güvenlik, Devletlerarası Hukuk İlişkileri:
Demokrasi ile gelişmişlik arasında güçlü ama mutlak olmayan bir bağlantı vardır. Çoğu gelişmiş ülkelerin demokratik oldukları söylenebilir. Örnek olarak Avrupa, ABD, Kanada, Japonya, G. Kore hem demokratik hem de yüksek gelirli ülkelerdir. Ancak bu ilişki “Demokrasi=Otomatik zenginlik (gelişmişlik)” değildir. Demokratik olmayan ülkeler sınırlı ve kırılgan bir şekilde kalkınabilirler. Örnek olarak, Çin (Hızlı büyüyen ama özgürlük yok), Singapur (Yüksek refah, sınırlı demokrasi), Körfez ülkeleri/Suudi Arabistan, BAE, Katar (Doğal kaynak temelli zenginlik)
Demokrasi ülkelere tek başına güvenlik veremez ama dolaylı olarak güvenliği artırabilir. Demokrasi elbette askeri güç yerine geçmez. Jeopolitik konum, ordu, ekonomi, diplomasi belirleyicidir. Örneğin Ukrayna, demokratikleşmesine rağmen güvenlik sorunları yaşadı, yaşıyor. İsviçre güvenli ama asıl sebebi tarafsızlık ve diplomasi.
Demokrasi bir ülkenin iç yönetimini tanımlar, dış politikasını ahlaki kılmaz. Örneğin demokratik olmaları İngiltere, Fransa, ABD’nin sömürgeciliğini, ekonomik ve askeri nüfuz politikalarını engellemedi. Yani demokratik olmak emperyalist olmamayı garanti etmez.
Devletlerarası düzen güce (güç asimetrisine) dayanıyor. Uluslararası hukuk zayıflar için işliyor. Büyük güçler için istisnalar daima var. Demokrasi, küresel adaletsizliği tek başına çözemez.
Bütün dünya demokratikleşse barış, refah, güvenlik garanti edilemez ama belki riskler azalabilir. Sadece demokratik ülkeler birbirleriyle belki daha az savaşır.
Başta ABD, İsrail ve Avrupa ülkeleri; demokrasileri gelişmiş, ileri ülkeler olmalarına rağmen aynı zamanda diğer ülkeler ve devletlere tehdit olan sömürgeci, emperyalist, haydut, saldırgan özellikleriyle de görülebilen ülkelerdir. Onlar neden; demokrasi ahlakını, insani değerleri, demokratik hoşgörü ve saygıyı, evrensel değerleri, uluslararası hukuku, BM şartını, insanlık huzur ve barışını, korumuyor, temsil etmiyor, örneğini vermiyorlar. İnsanlığın, uygarlıkların yıllarca süren deneyimleriyle oluşturduğu; uluslararası kuralları, evrensel ahlakı, her biri çok acı tecrübelere dayanan kadim uluslararası kabulleri, değerleri neden çiğneyerek yıkıyorlar?
O ülkeler bu değerlerin savunucuları, koruyucuları, örnekleri olması gerekirken neden onlar bu çıtaları tarumar ediyor, kötü örneklik ederek öteki gördükleri ülkelere, rejimlere, devletlere acımasızca, zalimce saldırıyorlar? (Son Venezüella örneği)
Ezerek, darbeleyerek, yıkarak, öldürerek, talan ederek demokrasi yaşatılabilir, ihraç edilebilir, savunulabilir mi? Yoksa demokrasi ve insanlık; reel politika, jeopolitik hırs ve hedefler, ekonomik çıkar ve menfaatler, güvenlik ihtiyaçlarına feda mı ediliyor? Demokrasi emperyalizmin elma şekeri, havucu mu? Yanlışlar, eksikler, yalan suçlamalar sömürgeci saldırıların bahanesi ya da demokrasinin üstünlüğü, demokrat olmanın patron zorbalığı mı?

Küresel Demokrasi / Ülkeler Demokrasisi /BM Demokrasisi var mı?
Otoriter rejimler, kusurlu demokrasiler, hibrit demokrasiler, karma rejimler, gelişmiş tam demokrasiler var dünyada. İdeal tam demokrasi ise ülkeler arasında demokrasi hiyerarşisi ve geçişleri, baskı, zulüm, kanla mı kurulur yoksa barış ve saygıyla mı ilerleyecek? Görünen o ki; insani ve barışçıl bir yöntem uygulanmıyor. Bu demokrasinin de insanlığın da geleceğinin huzur ve barışına hizmet etmez. Daha demokratik bir dünya ufukta görünmüyor maalesef!
Bu trend; yozlaşmış, haydut, emperyalist demokrasiye yani despotizme, otokrasiye yol açar. Dünyayı ABD ve İsrail gibi “Haydut Devletlere (Demokrasilere)” zorlar. Demokrasi; yalan olur, istismar kavramı, aldatma söylemi ve fantezi olur.
Demokratik kuralları, demokrasi ilkelerini, eşitlik, adalet, hoşgörü, farklılıklara saygı ve nihayet evrensel normları, demokrasisi gelişmiş ülkeler korumuyor, yüceltmiyor, bilakis yok sayarak emperyalist istila ve sömürgeci reflekslerle çiğniyor, kalanları da yok ediyorlarsa insanlık neye inanacak, neye güvenecek, neyi örnek alacak, neyi içselleştirecek?
Her demokrasi ülkesi ötekileri düşmanlaştırarak şeytanlaştıracak, ezecekse evrensel demokrasi ideali, demokratik global barış, huzuru insanlık nerede ve ne zaman görecek? Toplumsal, küresel Barış ve Tam Demokrasi hangi örnek iradelerin, hangi yüce ideal vicdanların merhameti ile insanlığa ve ülkelere model olacak, ulaşacak? Demokratikleşme reformları da kendine demokrasi, kendine adalet, kendine refah diyen demokratik emperyalist, demokratik sömürgecilerin örnekliği, merhameti, yardımları(!) ile mi yapılacak?
Yani demokrasisi gelişmiş büyük balık, demokrasisi gelişmiş küçük balığı yutmaz mı? Cesaret bile edemez mi? ABD, Danimarka’yı Grönland için neden tehdit ediyor? Kanada’yı niçin tehdit ediyor? Avrupa ülkeleri neden ABD’nin şantaj ve tehditleriyle sıkıştırılıyor? Demokrasi uyanışları ve vaatleri (Arap Baharı), Mısır, Afganistan, Irak, Suriye, Libya ‘da neden ezildi, yok edildi? Nelere kurban edildi? Milyonlar neden katledildi? Neler çalındı, soyuldu?
Bugün küresel demokrasi (ülkeler demokrasisi) hiç olmadığı kadar tehdit ve saldırı altındadır. Küresel demokrasi olmadan yerel demokrasi olabilir mi? Ya da yaşayabilir mi? Dünya düzenini yok eden ABD yerel demokrasileri de dinamitliyor maalesef!
Demokrasi Her şey mi?
Bugünün Dünyasında; bütün kavram, kural, kurum ve değerlerle birlikte demokrasi de dejenere oluyor, buharlaşıyor! Seçim/hile, Sandık/kitli, Egemenlik /kayıp, Hukuk/güçlünün, Güvenlik/ tehditli, Hak//kuvvetlinin, Özgürlükler/kayıp, Güç/otoriter irade, Denetim/iptal, Şeffaflık/koyu tonda…
Evrensel, insani değerler ve ahlak ile yüceltilmiş, ideal tam demokrasi elbet insanlığın acı deneyimlerle bulduğu bir yönetim tarzıdır. Ancak her şey demokrasiye indirgenemez. Sadece demokrasi ile refah, adalet, barış, gelişme sağlanamaz ancak gelişmiş ülkelerin çoğunun demokratik ülkeler olduğu da doğrudur. Lakin demokrasi olmayan ya da az olan ülkeler de gelişmiş, ilerlemiş olabilirler. Göreceli de olsa Çin, Singapur, Körfez ülkeleri (BAE, Katar, Suudi Arabistan) örnekleri var. Demokrasi tamam ancak abartmaya, kutsamaya gerek yok. İnsanlık bir sistem olarak; demokrasi ile birlikte fıtratı, hayatın olağan akışını, ahlakı, adaleti, insani değerleri, uygarlık terbiyesini, ortak aklı, kul hakkını, merhameti, meşvereti, düzeni, ötekine saygıyı, hoşgörü ve hümanizmi de korumalı ve yaşatmalıdır.
Tam demokrasi olursa, herkes Müslüman olursa, herkes bu tarikattan olursa, herkes komünist olursa, herkes şu partiden olursa millet kurtulur, ülke refaha erişir, ilerleriz diye bir şey olamaz. Bu hayatın gidişatına, yaşam fıtratına, insanlık sosyolojisine, toplumsal-tarihsel gerçeklere uygun düşmez. Bu farklı kurtuluş reçetelerini sunan ve savunanların kafa yapıları aynıdır. Hiçbiri diğerinden farklı değildir. Aynı fanatizmin, dar kutunun, at gözlüğünün hapsindedirler.
Sonuç:
Hayat, insanlık tek bir kavramsal boyuta hapsedilerek kurtarılamaz. Dünya barışı, ülke huzuru sağlanamaz. İnsan, toplumlar, coğrafyalar, zaman, hayat komplekstir. Çözümlerin; farklı kriterleri, ayrı nüansları, değişik yarar doneleri, karmaşık formülleri olabilir. Tek bir çözüm şekli yoktur. İnsanlık; kadim dini ölçüler, emek verilmiş felsefi düşünceler, tarihi uygarlık tecrübeleri, bilim ve teknolojinin katkılarıyla bu dünyada huzur getirecek, bozgunculuğu minimize edecek, küresel barışa hizmet edecek, zulmü, haksızlığı, saldırganlığı önleyecek bir sistem, rejim, sentez kurabilir. Altın Çağ, Asr-ı Saadet olamasa bile daha adil ve daha insani bir dünya mümkündür.
13.01.2026 / Aydın BOLAT