İsrâil -ABD ittifâkı ile İran arasındaki savaş tırmanıyor. Bu tırmanma her nev’i kâideyi de berhava ediyor. Sokak dövüşlerinin diliyle ifâde edecek olursak belaltı vuruşlara evriliyor. Fitili ateşleyen İsrâil-ABD ikilisi oldu. İlk bel altı vuruş Ayetullah Hamaney’in ve çok sayıdaki İranlı idârecinin öldürülmesiydi. Savaş hukûkunun asla kabul etmeyeceği bir ihlâldi bu. Arkası geldi. Okul, hastahane, târihi binâlar gibi sivil mahallerin bombalanması, çocukların, hastaların kattledilmesi gibi ağır savaş suçları işlendi. Olağan bir dünyâda bu fiiller Netanyahu ve Trump başta olmak üzere cümle fâillerin mahkeme edilmesini ve ağır cezâlara çarptırılmalarını icap ettirir. Gelin görün ki bu adamlar basının karşısına her dâim pişkin edâlarla çıkıyor. İfâdelerinde hiçbir pişmanlık alâmeti görülmüyor. Evet , bunlar barbar, vahşi mahlûklar. Artık mâşerî vicdan diye bir şeyden bahsetmek giderek zorlaşıyor.
Bu tarz vahşetler esâsen büyük dönüşümlerin arifesinde yaşanır. Bu savaşın sebep olduğu ve her geçen gün ölçeği, kapsamı ve ağırlığı artan tahribatlar , savaş bugün nihâyetlense bile , tâmiri senelerce devâm edecek olan mâhiyette. Kaldı ki bu savaştan sonra âşina olduğumuz normallere geri dönmeyi hiç kimse beklememelidir. Bu savaş, yeni kurulacak olan dünyâ düzenine geçişin en sancılı ve kanlı evresi olarak değerlendirilmelidir. Bu savaş lâlettayin bir savaş değildir. Çünkü cereyan ettiği yer, dünyâ düzeni olarak bildiğimiz yapıların üzerine oturduğu ; âdetâ onun kalpgâhı olarak niteleyebileceğimiz bir coğrafyada , büyük tahribatlar üzerinden yaşanıyor. Vurulan hedefleri, enerji ve lojistik ağların tahribâtı üzerinden düşünüldüğünde ezbere aldığımız dünyânın can damarları olarak görmek gerekiyor. Atılan her bomba, fırlatılan her füze sâdece binâları , tesisleri değil, köhne dünyâ düzenini vuruyor.