Jacobi Coxton: 27 yaşında gencecik bir beyin. Silicon Vadisi’nin en parlak beyinlerinden biri. “Yapay Zekâ’da kaydedilen ve henüz insanlığın künhüne vâkıf olamadığı gelişmeler insanlığı 10 yıl içinde yok olmanın eşiğine sürükleyebilir” dedi ve işinden istifa etti.
“YAPAY ZEKÂ YASAKLANMALI!”
Coxton’ın isyanı sadece Amerika’da değil bütün dünyada büyük yankı uyandırdı. Amerikan Kongresi’nin önde gelen senatörlerinden Berry Sanders, Kongre’ye yapay zekânın yasaklanmasını teklif eden bir yasa tasarısı sunduğunu ilan etti.
Yapay Zekâ’nın yasaklanmasına ilişkin ilk çıkışı 4-5 ay önce Time dergisinde yayımlanan bir başyazıda rastlayınca şaşırmadım desem yalan olur. Çünkü Time kapitalizmin lordlarının çıkardığı bir dergi, “herhalde kapitalist tekeller arasındaki hâkimiyet savaşının bir yansıması bu” diye düşündüm ilkin. Ama işin çok ciddi olduğunu da biliyordum takip ettiğim yayınlardan. Time’ın başyazısında da “süperzekâ (superintelligence), insanlığın yokoluşunu getirir, o yüzden süperzekâyı üretecek yapay zekâ mutlaka yasaklanmalı” diye haykırıyordu makalenin yazarı.
Tam o günlerde 1845 yılından bu yana yayınlanan dünyanın en saygın bilim dergilerinden Scientific American dergisi de birkaç ay önce yayımladığı yapay zekâ özel sayısında benzer endişeleri dile getiriyordu. Dergide yazan Yapay Zekâ profesörlerinin neredeyse hepsi yapay zekânın ilk defa insanlığı bilinemez ve tahmin edilemez bir geleceğe doğru sürüklediğini söylüyorlar ve dünyanın çok tehlikeli gelişmelere gebe olduğuna dikkat çekiyorlardı.
Yapay zekâ ile ilgili dünyanın nerede olduğunu ve nereye doğru gittiğini ele veren bu ilk gözlemlerden sonra meselenin feksefî boyutlarına giriş yapmak istiyorum.
ADAM SMITH’İN “GİZLİ EL”İNDEN BULUT UYGARLIĞI’NA…
İki asırdır Batı modernitesi bütün dünyaya meydan okudu, saldırdı, bütün medeniyetlerin zihin setlerini yok etti, dünyalarını yerle bir etti, dolayısıyla bütün medeniyetlerin direnç noktalarını kırdı, toparlanıp ayağa kalkma, yeniden tarih yapma imkânlarını da bitirdi, silip süpürdü tarihin çöp sepetine gönderdi!
Batı uygarlığı moderniteyle birlikte sadece fiilî bir saldırı (tecavüz, işgal, yıkım) gerçekleştirmedi; aynı zamanda zihnî işgal de üretti. Zihnî işgalin fiili işgalden daha tehlikeli olduğunu henüz farkedemedi insanlık. Farkedemezdi çünkü ortada görünür bir düşman yoktu, Adam Smith’in kapitalizmin varoluş mantığı için sözünü ettiği “gizli el” burada bambaşka bir niteliğe ve şekle büründü; bütün dünyayı epistemik olarak kuşatarak bütün medeniyetlerin, toplumların kendi kendilerini sömürgeleştirme, zihnen teslim alma ve içeriden çökertme biçimlerine dönüştü.