Dünya Nereye Gidiyor !
MAKALE
Paylaş
18.01.2021 20:18
2 yorum
1.846 okunma
Hüseyin Ayaz
Değerli Dostlar, Dünya nereye gidiyor yerine biz nereye gidiyoruz diye düşünmek gerektiğini de değerlendirebiliriz. Bizimkisi sadece bir beyin jimnastiği.
 
Dünyanın Pandemiyle, sıcak çatışmalarla ve buhranlarla çalkalandığı 2021 başlangıcında somut verilere dayanmadan, “Dünya Nereye Gidiyor” diye başlayıp Türkiye’nin Yeri’ni bulmanın arayışı diyelim buna. Tümden gelim, küreselden yerele, makrodan mikroya yöntemiyle fikir yürüterek değerlendirmemizi sizlerle paylaşmak istiyorum. 
 
İnsan ömrü için yavaş fakat toplumların ömrü için hızlı diyebileceğimiz değişim ve dönüşümler yaşıyor dünya. Malum 1990’ların başında Komünist SSCB çöktü dağıldı. Komşumuz olan komünist Sovyetler Birliğinin dağılması, yakın bir tehditten kurtulduk diye bizi sevindirdi. O günden sonra Dünya yörüngesinde Abd merkezli tek kutuplu olarak dönmeye devam ediyor. Abd bunu fırsat bilerek, tek kutup olma hegemonyasını yüzyıllara sari kılmak için stratejiler geliştiriyor, projeler hazırlıyor, derin ve uzun analizler üzerinde kitaplar yazdırıyor, senaryolar üretiyor. Bunların hepsinin teorik planda olması bile diğer ülkeleri etkiliyor. 
 
Abd perspektifinden dünya gerçeklerine bakıp hazırladığı projelerden kendi çıkarlarına, akla ve konjonktüre en uygun olanı üzerine odaklanarak Türkiye’ye projeksiyon tutacağız ve kendimizi değerlendirmeye çalışacağız. Bu senaryoda Türkiye’nin yeri, statüsü, konumu, rolü ne olacak, kazançları-kayıpları kıyaslanınca hangi dönüşümler-değişimler yaşanacak? 
 
Abd, Sovyetler Birliğinin dağılmasından bu yana küresel tek egemen devlet olarak dünyadaki değişmeleri ve gelişmeleri kontrol etme, yönlendirme ve yönetme tekelini sağlamlaştırmak, uzun ömürlü yapmak ve garantiye almak istemiştir. Bunun için tek kutup olma saltanatını sarsacak devletlerin-güç merkezlerinin ortaya çıkmasını derinliğine ve genişliğine değerlendirmiş, analizler ve sentezler yaptırmış, özellikle de Ab, Çin ve Rusya hakkında spesifik değerlendirmelerini raporlaştırarak küresel gündeminin konusu yapmıştır.
 
AB’ni kısaca;  birliğe dahil devletler arasındaki ilişkiler açısından güven ve dayanışma zemininde zaaflarla malul, küresel ölçekli projeler üretme bağlamında atomize olamayan, İngiltere’nin terk etmesiyle daha da zayıflamış kendi coğrafyasında bir güç merkezi olarak değerlendirmekte ve rakip görmemektedir. 
 
Rusya’nın stratejik büyük hedef ve hayalleri olsa da yerküreye tek başına egemenlik kurmayı hiç bir zaman projelendiremeyen, tarihi ve coğrafyası dünyanın yegane egemen gücü olma avantajını ve şansını kendisine tanımayan, ayrıca toplumlar nazarında sicili bozuk, imajı da uzun bir süre değişeceğe benzemeyen, ancak hesaba katılmaması veya dikkate alınmaması durumunda bölgede küresel projelerin uygulanmasına büyük zorluklar çıkararak engelleme potansiyeline sahip bir güç olarak değerlendirilmektedir.     
Rusya’nın bu konumunu değerlendiren Abd,  20. Yy ortalarına doğru stratejisinin ara hedefi olarak komünist Sovyetler Birliğinin, hür dünya için tehdit olarak algılanmasını, o süreç boyunca da ikinci kutup olarak konumlanmasını tercih etmiştir. Abd küresel nüfuzunu kurma yolunda Rusya’ya sadece tahterevallinin diğer ucundaki ağırlık olarak bakmaktadır.  İkinci Dünya Savaşından sonra emperyalist küresel hedeflerine doğru adım adım ilerlerken Sovyetler Birliğinin komünist yayılmacılık tehdidi karşısında milletleri koruma bahanesiyle kendine karşı minnet içine sokup mukavemetlerini ve dirençlerini kırarak ileri gelecekteki amaçlarına dolaylı hizmet ettirdi. Dağılan Sovyetler Birliğinden sonra Rusya’nın tek başına küresel egemenliği için tarihinin coğrafyasının ve gücünün müsait olmadığını çok iyi bilen Abd, kendi küresel hegemonyasını gerçekleştirme hedefine ilerlerken Rusya’yı rakip görme yerine stratejik alt ortak olarak konumlandırmayı tercih etmiştir.  
 
Çin ise, Ekonomisinin büyüklüğü, ticaretinin yükselen grafiği, genişlemesi, nüfusu ve dünyadaki yayılmacılığı sebebiyle küresel egemenlik kurma hedefinde Abd’nin tek rakibi ve alternatifi olarak kalmıştır.  
 
Artık bütün mücadeleler bu iki devletin küresel egemenlik kurma rekabetlerinin yansımaları olarak ortaya çıkmaktadır. Bu iki taraf; “Gaye vasıtayı meşru kılar!” makyavelist yöntemini, bütün eylemlerinin belirleyici ilkesi olarak kabullenmişlerdir. Batılı devletler ve Rusya da dahil olmak üzere özellikle ve öncelikle bu iki devlet tarafından vekalet savaşları, en etkili yol olarak fütursuzca kullanılmaktadır. Devletler için vekalet savaşları, resmi kuvvetlerini kullanmadan çok daha risksiz ve düşük maliyetlerle hedeflerine ulaşmaları demektir. Bölgesel, ulusal ya da küçük ölçekli, kısa veya orta vadeli hedefleri, bazen örtüşen bazen çatışan silahlı-silahsız operasyonlar-eylemler, bölgemizde her zaman var olmuştur. Bütün bunlar devletlerin taktiksel uygulamaları ve küresel rekabetlerinin alana yansımaları olarak değerlendirilmektedir.
 
Abd, bu mücadelede Çin’i engellemek için onun sahasında veya ona yakın alanlardaki mücadelelerde üstünlüğünü sağlayacak adımlar atmayı zorunlu görmektedir. Her iki devletin yollarının fiziksel olarak kesişme alanı Ortadoğu coğrafyası olarak görünmektedir. Şu an mücadelenin yoğunlaştığı ve kızıştığı,  egemenliğin ilk aşamada kurulmasının gerekli ve zorunlu görüldüğü bölge Ortadoğu coğrafyasıdır. Bu bölge büyük çapta Müslüman Milletlerin Coğrafyasıdır. Mazlum Milletlerin, yoksul milletlerin, mağdur halkların coğrafyasıdır. Bu bölgeye uzaktan gelip egemenlik kurabilmek her babayiğidin karı değildir. Bu bölge çok çetin, netameli ancak bütün devletlerin iştahını kabartan, yer altı ve yer üstü enerji kaynakları ile de bakir zenginliklerin coğrafyasıdır. Ortadoğu bütün devletlerin hedefinde ve hesabında yer aldığından burada güçlü ve bağımsız bir devlet olarak var olmak, ayakta kalmak ve şahsiyetiyle uzun ömürlü olabilmek, coğrafyanın zorluğu sebebiyle çok güçlü olmayı gerektirmektedir. 
 
(“Dünyaya tek başına hükümran olmak isteyen bir güç, Ortadoğu coğrafyasında etkin, kalıcı ve kabul edilen bir nüfuza sahip olmalıdır. Ortadoğuda böyle bir hükümranlığı tesis edebilmek için Anadolu yarımadasında hükümran irade olmak gerekmektedir. Anadolu yarımadasında kalıcı, kabul edilebilir bir otorite tesis edebilmek için de İstanbul’a hakim olmak şarttır. İşte tek başına Dünyaya hakim olmanın, hükmedebilmenin altın anahtarı”. Burada Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimizin İstanbul ile ilgili o müjdeli Hadis-i Şerifini hatırlamamız gerekir.) “Kostantiniyye elbette fetholunacaktır. “Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, onu fetheden asker ne güzel askerdir.” 
 
Abd ikiz kulelerinin vurulması bahanesiyle, kendi gücünü doğrudan kullanarak bölgede gerçekleştirdiği işgaller(Afganistan-Irak) ve Arap Baharı operasyonlarıyla bölgeye tam egemenlik kurmayı hedeflemiştir. Bu hamlelerinde yaşadığı zorlukları, kayıpları, riskleri, maddi-manevi maliyetleri ve bütün bunların analiz sonuçlarını dikkate alan Abd, doğrudan müdahale yerine vekalet savaşları yöntemini kullanarak amaçlarına ulaşmayı planlamaya, bölgesel, ulusal ya da lokal operasyonlarla Ortadoğu coğrafyasını en düşük maliyetle yeniden yapılandırmaya odaklanmıştır. 
 
Her yolu mübah gören Abd bütün operasyonlarında, Küresel çaplı hedefine ulaşmak için bölge ülkelerinin iktidarlarını, siyasal partilerini, stk’larını, terör örgütlerini ve daha başkalarını birer aparat olarak kullanmayı sıradanlaştırmıştır.  
 
Trump’dan sonra başkan seçilen Biden’in söylemlerinden de,  Abd’nin değişmeyen küresel hedefine doğru yoluna devam edeceğini, kendi içinde yaşadığı travmalarını, sorunlarını, (en son Kongre binasının göstericiler tarafından işgal edilmesi ve 5 kişinin ölümü dahil) bu hedefinden vazgeçmesine ya da stratejisini ertelemesine bir sebep olarak görmediğini, çıkarmak mümkündür. 
 
Abd bu mücadelesinde stratejik rakip olarak gördüğü Çin’i engellemek-durdurmak zorundadır. Bu elbette kolay değildir. Abd’nin küresel ölçekli bütün çalışmaları ve operasyonları; rakibini engellemeye, zayıflatmaya ve kendi coğrafyasına hapsederek nüfuz alanını daraltarak batı yönündeki yayılmacılığını durdurmaya endekslidir. Çin’i yerkürenin doğusuna hapsetmek için öncelikle batı yarım küresini tabir caiz ise Çin’e ‘Yasak Bölge’ yapması gerekmektedir. Abd, Ortadoğuda Çin’i engelleyecek kuzey-güney ekseninde geniş ve güçlü politik, ekonomik ve sosyolojik bir SET inşa etmeyi, Ortadoğu’nun yeni coğrafyası için elzem ve ivedi görmektedir. Bölgemizde yaşanan irili ufaklı silahlı-silahsız ulusal-bölgesel operasyonlar; öngörülen bu kuzey-güney eksenli politik, ekonomik ve sosyolojik set’in inşasının gürültüleridir. Suriye’nin kuzeyinde, Irak’ta, Libya’da, Doğu Akdenizde, Dağlık Karabağ’da olup bitenleri bu kategoride değerlendirmek mümkündür. Amerika asırlara sari küresel hegemonyasını ve çıkarlarını garantiye almak için, korkulu rüyası olan Çin’e karşı Ortadoğu’da zorunlu gördüğü değişiklikleri projelendirirken, maliyet hesaplarında, bu coğrafya milletlerinin sosyolojilerini, demografik yapılarını ve kültür kodlarını dikkate almayı ve kullanmayı en ucuz seçenek olarak değerlendirmektedir.
 
Türkiye ve Rusya, Abd’nin Çin’e karşı kurguladığı bu senaryonun farkındadır. 
 
Çin’in ekonomisi, nüfusu, teknolojisi, askeri gücü Rusya tarafından tehdit olarak algılanmaktadır. Bu tehdit değerlendirmesi sebebiyle Rusya, risk almadan, bedel ödemeden, yıpranmadan ve yorulmadan Abd’nin küresel senaryosu gereğince Bölgenin yeniden yapılanmasında yer almayı yararına görmektedir. 
 
Türkiye’ye gelecek olursak; ortadoğuda Çin’in önünde set olacak yeni yapılanmanın dışında kalmanın da, abd’nin küresel projesine dahil olmanın da fayda ve zararlarını, yaşadığı uluslararası ilişkilerdeki tecrübeleri ışığında Türkiye’nin çok iyi hesap etmiş olduğunu öngörebiliriz.  
 
Birinci Dünya Savaşına kadar Cihana hükmeden kadim medeniyetimizin varisi Milletimiz üzerinde, Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana Abd’nin yakın ilgi ve takibi daima var olmuştur. Altı asır boyunca, merkezi Ortadoğu coğrafyası olmak üzere üç kıta yedi denize hükmetme tecrübesine sahip Milletimizi hesaba katarak (müdahil yapmadan) tek taraflı yaptığı, adına da ortak dediği projelerine ülkemizi daima dahil görmüştür. Türkiye bunu sebepleriyle birlikte derinlemesine bilmektedir. Abd, dünyada egemen tek küresel güç olmanın yol haritasının bu coğrafyadan geçtiğini, hedefine ulaşmada bu coğrafyanın engel değil sağlam bir istasyon-sağlam bir geçit olması için Türkiye’nin desteğinin şart olduğunu ve devrede olması gerektiğini değerlendirmektedir. (kara kaşımız kara gözümüz için değil elbette). 
 
Abd’nin; Türkiye’yi tarihi, coğrafyası, müktesebatı ve potansiyeli ile net ve doğru tanıdığını tespit ederek kendimize bakalım. 
 
Türkiye’den beklentiler neler? Türkiye’nin üslenmesi gerekli görülen görevler ve yapması gerekenler neler? 
 
 Türkiye’nin güvenilen, anlaşmalara ve attığı imzalara sadık, verdiği sözde duran bir devlet olduğunun şahidi altı yüzyıllık tarihi, son yüzyıl Cumhuriyet dönemi uygulamaları ve yaşanan gündemdeki yeni tecrübelerdir. 
 
Türkiye’nin de aynı güvence ve teminatları karşı taraftan alarak devreye girmesini değerlendirecek olursak; 
 
Bu coğrafyada abd’nin dahi zarar verebileceği ihtimallerine karşı kesin korumalı, ortak paydası İslam olan Türkiye merkezli yeni bir bölge dayanışmasının ve birliğinin Parlamentosu ile birlikte inşasında öncü rol üslenmesi Türkiye’den beklenmektedir. Türkiye’nin Müslüman olmasını asıl unsur olarak değerlendiren abd’nin bu inşa işinde doğrudan ve tam destek vermesinin yanında, Türkiye’nin tarihi müktesebatı ve kabiliyeti, coğrafyadaki ülkelerin tamamına yakınının Müslüman olmaları, psikolojik ve manevi altyapının sıcaklığı zemininde doğru iletişim ve etkileşim kurabilmek, bölgesel birliğin tesisi için etkili unsurlardır.
 
Bölgede kuzey-güney ekseninde Rusya ile de bütünlük arz edecek böyle bir set yapılanması, uzak olmayan bir gelecekte Çin’in zorlu dayatmalarına maruz kalacağı öngörüldüğünden abd’nin elini taşın altına koyarak politik, teknolojik, ekonomik, diplomatik, sosyolojik alanlarda vereceği destekten sonra söz konusu bölgesel birliği kurma görev ve sorumluluğunu Türkiye’nin üslenmesi istenmiştir. 
 
Pandemi sonrası dönemde bu inşa süreci hızlanacaktır.  Abd’nin böyle bir yapılanmadan beklediği; Çin karşısında sağlam ve sarsılmayan duruş, harici tazyikler karşısında yıkılmadan ve parçalanmadan varlığını sürdürebilen bir Ortadoğu Birliği ve Set’i. Böyle bir yapı ancak bu coğrafyanın Çin tarafından sömürülmesini ve istilasını engelleyebilir ve batıya doğru genişlemesini de durdurabilir.
 
Abd’nin küresel hükümran tek güç olma stratejik hedefi önünde en büyük engel gördüğü Çin’i durdurmak için yeni Orta Doğunun bölgesel yapılanmasında Türkiye’den üslenmesini istediği yük ve sorumluluklara denk gelecek kazanımlarının yazılı anlaşma ile teminat altına alınması sağlanıp belgesinin de Türkiye’ye teslim edilmiş olmalıdır.
Abd, küresel tek egemen güç olma hedefine doğru yoluna devam ederken Türkiye de ahdine sadık kalıp bölgesel konumunu güçlendirerek yoluna devam eder. Bu nitelikleri taşıyan ilişki ve anlaşmalar, iktidarlar üstünde ve fevkinde devletlerarasında varılan uzun vadeli mutabakatlarla kurulur ve yürütülür.
 
Senaryo olarak anlattığım bu proje (gerçek olma olasılığı çok yüksek) özelindeki Türkiye Abd ilişkisi bana Firavun ile Hz. Musa (a.s.)’ın ilişkisini hatırlattı. 
Yeni doğan erkek çocukların tamamının öldürülmesini emrettiği halde Hz Musa(a.s.)’ı sarayına alıp büyüten Firavun, nihai tahlilde Nil de boğuldu Hz. Musa (a.s.) ise Mısır’a sultan oldu.   
 
Bu izahın basit bir analiz olduğu değerlendirilebilir. Böyle değerlendirmeye karşı Hz. Ali (r.a.)’ın; “hakikat basittir ve tektir, insanoğlu aklı ile onu karıştırarak anlaşılmaz bir hale sokar” sözünü hatırlayalım.  Tarihe düşülen bir not olsun diye. 
 
Vesselam.         
 
Hüseyin AYAZ
18.01.2021
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık :
Yorumunuz :

Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Toplam 2 yorum yapıldı
Abd' nin Ortadoğu ve Türkiye emelleri
Allah razı olsun Hüseyin Bey. Mantıklı ve detaylı gerçeğe uygun bir değerlendirme yapmışsınız. Dünyanın gidişatı da bu yönde ilerliyor. İnşallah bu tür ufuk açıcı ve yol gösterici yazılar, görüş ve öneriler, devlet ricalı tarafından da iyi değerlendirilir.Hür ve bağımsız bir devlet olarak yaşamanın başka şansı da yok gibi.Allah yöneticilerimizin basiretini, ferasetini ve gönül gözlerini uyanık ve kavi kılsın.Devletimizi ebed– müddet payidar kılsın. Her türlü tuzak, hile ve desiselerden korusun İnşallah.Selam ve dua ile.
Yorum Ekleyen: Haki İnci     27.01.2021 12:09:07
Eyvallah
Maşallah Tebrikler. Okuyan yorulur. Lakin Hüseyin Bey'in kalemi yorulmaz
Yorum Ekleyen: Mustafa Yıldız     19.01.2021 14:41:59

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2022    www.anahaberyorum.com          Tasarım ve Programlama: Dr.Murat Kaya