Kim ayağına kadar gelen büyük bir fırsatı kaçırmak ister ki? Çölde susuzluktan bitap düşmüşken, umutlar tükenmiş, ölümü beklerken ansızın yağan bir yağmurun rahmet olarak bedenini, toprağı ıslattığını düşünün. O an, kana kana içmek ve suyun her zerresini hissetmek istersiniz. Ya da denizin ortasında, aç ve güçsüz bir haldeyken, birden yanınızdan balık sürüsünün geçtiğini görürseniz; tüm takatsizliğinize rağmen son bir hamle ile tutabildiğiniz kadar balığı yakalarsınız. En zor anlarınızda sizi kurtaracak bu altın fırsatları asla kaçırmazsınız.
Allah, hayatımızda hem dünya hem de ahiret kazançlarımız için pek çok fırsat çıkartır; bilhassa cenneti hak edebilmemiz için bize çeşitli imkanlar sunar. İşte Ramazan ayı da böylesine büyük bir nimettir. Rahmet, bereket, feyiz, birlik ve beraberlik gibi sayısız güzelliğin; meziyetlerin kazanıldığı, iyiliklerin yaşandığı bir aydır. Allah’ın bizlere lütfettiği en büyük ikramlardan biridir.
Bunun yanı sıra, her fırsat açıkça önümüze sunulmaz; bazen keşfedilmeyi bekleyen bir hazine gibi gizlidir. Mücevherler, korunaklı kasa ya da sandık içinde saklanır; ancak açtığınızda onları elde edebilmeniz gibi, Ramazan’ın da gizlendiği perdeleri kaldırarak tüm güzelliklerine kavuşabilirsiniz. İçindeki manevi zenginlikleri fark edemezseniz, bu fırsatlar elinizden kayıp gider.
Düşünün ki size,
"Bir ay boyunca çalışırsan, ömrün boyunca rahat edeceksin. Bu bir ayı sabredip çok iyi değerlendirirsen, o mükafata kavuşursun," dense; o zaman ne yapar eder sabredip, azimle çalışırsınız. İşte Ramazan da böyledir. Allah, bu ayda oruç, zekât, infak, güzel ahlak, paylaşma ve birliktelik gibi bütün ibadetleri bir araya getirmiştir. Hepsi, Ramazan’ın içinde gizlenmiş birer mücevherdir.
Ancak, gaflet içinde olup yalnızca dünyaya odaklanıp tüm planlarımızı ve hayallerimizi sadece dünya hayatı için kurarsak, Ramazan’ın bu altın fırsatını kaçırmış oluruz.
Şimdi, “Böylesine bir fırsatı, hayatımızın en büyük ve gerçek fırsatını kaçırmamak için ne yapabiliriz?” diye sorabilirsiniz. Allah, Bakara Suresi 265. ayette,
"Yüksek bir tepede ekili bir bahçenin üzerine bol yağmur yağdığında iki kat ürün vereceğini, yağmur yağmasa bile çiseleyen bir nemle bile ürün alınacağını"
anlatıyor. Burada önemli olan, o bereketli toprağa tohumu atmaktır. İşte Ramazan da böyledir.
"Ramazan'ı ben farklı geçireyim, kendimde değişiklikler olsun; Ramazan'a hürmet edeyim." dediğimizde, tıpkı yüksek tepeye yağmur yağmasa da çiseleyen nemle ürün alınması gibi, bu niyetle Rabbimiz az amele bile büyük sevaplar lütfeder.
Şimdi Ramazan’ın tam ortasındayız; mağfiret günlerindeyiz. Allah’tan affımızı istemeli ve bu ayı Kur’an ile sünnet ekseninde dolu dolu yaşamalıyız. Ramazan’ı, sadece açlıkla ya da iftar sofralarının bolluğuyla değil, ibadetlerimizin çokluğu ve kalbimizin arınmışlığıyla anlamlandırmalıyız. Oruç, bizi yalnızca midemizi değil, ruhumuzu da terbiye eden bir ibadettir.
Bayrama kavuştuğumuzda, affedilmiş bir kul olmanın huzuru ve sevinci içinde olalım. Rabbimiz, bizleri Ramazan’ın bereketinden en güzel şekilde faydalanan, affına mazhar olmuş kullarından eylesin.
Hayırlı Ramazanlar!
Mesut AKDAĞ