Her sene mutlaka gelir. Önce sokaklarda kendini hissettirir, ardından mutfaklarda ağırlanır, dillerde kabul görür ve sonunda gönüllere misafir olur. O herkese gelir, fakat herkese misafir olmaz. Bazıları, farkına bile varmadan geçip gider. Önce adı duyulur, şanı gelir; çarşılar ve pazarlar hareketlenir, dükkânlardaki kalabalıktan geldiği anlaşılır. Genellikle insanlar onu sokaklarda, çarşılarda, karşılar ve misafir eder. Bu, en kolay ve en zahmetsiz olanıdır.
Misafiri evlerine buyur ederler. Mutfaklar yiyecek ve içeceklerle dolup taşar, sofralar türlü yemeklerle donatılır. Misafirimizi doyurabildiğimiz kadar doyururuz. Ancak onu sadece açlık ve toklukla sınırlandırır, maneviyatına pek ilgi göstermeyiz. Böylece misafirimiz gelir ve belki de bize hiçbir şey kazandırmadan gider. Durum bu hal üzereyken çok az kişi onu gönlünde sevgiyle ve muhabbetle ağırlar. İşte o zaman, misafir de rahmetini bırakır onlara.
Peygamberimiz (s.a.v) buyuruyor ki:
“Ramazan ayına girdiği hâlde günahlarını affettiremeden bu ayı tamamlayan kişinin burnu yerde sürünsün!” (T3545 Tirmizî, Deavât, 100.) Bu, büyük bir bedduadır ve ciddi bir uyarıdır. Merhamet peygamberine böylesine bir beddua ettirecek kadar Ramazan’ın ne kadar çok öneme sahip olduğunu göstermektedir. Bu ayın rahmetinden istifade edilebilmesi ancak onu hakkıyla misafir etmekle sağlanır.
O hâlde şu soru karşımıza çıkar: Ramazan nasıl misafir edilir? Onu nasıl karşılarız, nasıl ağırlar, nasıl uğurlarız?
Ramazan önce çarşı pazara, sonra evlere ve sofralara gelir. Ardından camilere, teravihlere ve en son gönüllere misafir olur. Kimileri onu sadece çarşı pazarda karşılar, kimileri ihtişamlı iftar sofralarında ağırlar. Kimileri mukabelelerle, teravihlerle ihya eder, kimileri ise onu gönüllerine misafir eder. Asıl Ramazan'ı ağırlayanlar, onu gönüllerinde yaşayanlardır.
Ramazan gelmeden önce ve ilk günlerinde hep bir ağızdan şu sözleri kaside olarak söyleriz:
"Hoş geldin rahmet ayı, bereket ayı, feyiz ayı, on bir ayın sultanı, gönüllerin sultanı!"
Ancak Ramazan’ın rahmetini, bereketini ve feyzini yalnızca açlıkla, sofralarla, teravihlerle veya mukabelelerle sınırlamayıp rahmetini, feyzini gönlünde yaşayanlar layıkıyla ağırlayarak geçici değil kalıcı olarak misafir ederler. Ramazan, komple İslam’ın yaşandığı Kur’an ayıdır. “Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur'an'ın indirildiği aydır.” (Bakara 2/185) Ayetinde belirtildiği gibi:
Kur’an ayı derken yalnızca onun indirildiği ay olarak algılarsak büyük bir yanılgının içine düşmüş oluruz. Kur’an ayı demek, Kur’an’ın mesajlarını anlamak, öğretilerini yaşamak, ahlakıyla ahlaklanmaktır. Ramazan, İslam’ın tüm güzel hasletlerini; paylaşmayı, cömertliği, diğerkâmlığı, hoşgörüyü, yardımlaşmayı, birlik ve beraberliği, sevgi ve saygıyı, muhabbeti kuşanmak demektir.
Bugün televizyon ekranlarında maalesef Ramazan’ı yalnızca iftar ve eğlenceleriyle sınırlayan bir anlayış görüyoruz. Osmanlı'da Ramazan’ı muhteşem iftarlar ve sonrasında da eğlencelerle kutlanıyor ve yaşanıyor algısı yapılmaktadır.
Oysa Osmanlı’da Ramazan denilince, sadece israf boyutunda iftar sofraları ve sonrasındaki eğlenceler değil, ilim meclisleri, Kur’an sohbetleri, hadis dersleri ve tefsir müzakereleri akla gelirdi. Saraylarda, iftardan sonra sazlı sözlü eğlenceler yerine, Kur’an ve ilim sofraları kurulurdu. Bu sofralarda meşkler, alimlerin ilmi müzakereleri, tefsir ve hadisler okumaları ile Ramazan rahmetiyle, feyziyle yaşanıyordu.
Ramazan’ın rahmeti, gündüzleri bedeni ve nefsi açlıkla terbiye eder, geceleri ise ilimle, sohbetle, ibadetle ruhu, dimağı olgunlaştırırdı.
Ramazan bir misafir olarak gelir, bereketini, rahmetini, Kuran’ın değerlerini bırakarak kalıcı olarak gönüllere yerleşir. Bunu gerçekleştirmek için oruç, teravih ve mukabele ile daraltmayıp Kuran’ın tüm öğretilerini, mesajlarını yapabildiğimiz kadar uygulamamız gerekir.
Eğer Ramazan’ı kalıcı bir misafire dönüştürmek istiyorsak, gönüllerimize iman ve ihsanı da misafir etmeliyiz.
Bu Ramazan, sadece sofralarımızda değil, gönüllerimizde de misafir olsun.
Bol misafirli Ramazanlar!