Tarafın Ne?
MAKALE
Paylaş
05.04.2025 16:17
75 okunma
Aydın Bolat

Bu sorunun cevabını vermeden önce Adalet, Hakikat/Gerçek, Emanet, Vicdan, Kimlik, Zulüm nedir bir bakalım.

Adalet; bireysel ya da toplumsal yapıda dirlik ve düzenliği, hakkaniyet ve eşitlik ilkelerine uygun yaşamayı sağlayan bir erdemdir. Hakkın gözetilmesi ve yerine getirilmesidir. Haklı ve haksızın, doğru ve yanlışın ayırt edilmesidir. Bir şeyi yerli yerince yapmak veya herkese ve her şeye hak ettiği şekilde davranmaktır. Davranış ve hükümde doğru olmak, hakka göre karar vermek, eşit olmak, eşit kılmak olarak da ifade edilebilir.

Sonuç olarak adalet; eşitlik ve dengeyi sağlamaktır. Teminatı ise inanca dayalı ahlak ve denetimdir.

Hakikat; var olan şeydir. Gerçek, doğru, esas, sabit olan mahiyettir.

Emanet; Rabbe, insanlara, canlılara, doğal çevreye, kendine karşı korunması istenen mai ve manevi değerlerdir. Yani insanın sorumluluk alanına giren her şey emanettir.

Vicdan; insanın içinde bulunan; ahlaki otorite, değerler ve eylemler hakkında hüküm verme ve yargılama kabiliyetidir. İnsanın bozulmamış fıtratının/ yaradılışının ifadesidir. Hayrı şerden, iyiyi kötüden ayırma gücü olarak da anlaşılabilir. İnsani kadim değerlerin sesi, temiz ruhun nefesidir.

Kimlik deyince; etnik, dini, mezhebi, meşrebi, aidiyetler bizim mahalle, bizim taraf, karşı mahalle, biz-siz, ötekiler, her çeşit sosyal siyasi guruplar, sınıflar, kesimler anlaşılabilir.

Zulüm ise adaletin karşıtı olan her neviden haksızlıktır.

Gerçekliğin Ölçüsü

Gerçeğe bağlılık/hakikate sadakat; kimliklerin, ideolojilerin ve her çeşit gurup çıkarlarının ötesinde mümkündür. Aksi halde adalet/hukuk bir mahallenin menfaatine, vicdan ise gurup/taraftar kininin tablosuna dönüşür. Gerçek; siyasi-sosyal çıkarın, gurup pragmatizminin aracı olamaz. Adalet; sabit bir prensiptir. Nabza göre şerbet, duruma göre vaziyet, eyyamcılık ya da güçlü olana biat değildir. Vicdan, değerlerin yansıyan ışığıdır. Yoksa siyasi çıkara endeksli bir refleks veya kollektif kinin/ karşıtlığın hissiyatı değildir. Sosyal vicdan, toplumsal düzenle beraber ferdi imanın/inancın da imtihanıdır.

Gerçekliğin ölçüsü; sevgide ya da nefrette değildir. Zulme maruz kalanın kimliği değil muhatap olduğu zulüm önceliklidir. Gerçeğe bağlılık, Rabbe bağlılığın/imanın yansımasıdır. “Tarafsız adalet” arayışı bir zaaf olamaz. “Empati duygusu” bir zihin bulanıklığı, kafa karışıklığı değildir. Özeleştiri ve eleştirel düşünce bir ihanet olarak yorumlanamaz. Eğer öyleyse bu anlayış sahiplerinin, yanlış işleyişlerin en incelikli savunma, suçlama argümanlarıdır.

Allah buyuruyor ki:

“…Allah için hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan öfkeniz/karşıtlığınız sizi adaletten ayırmasın. Adil olun…” (5/8)

“Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında adaletle hükmetmenizi emretmektedir…”(4/58)

Biz ve Öteki

Öteki (dışarısı) “mutlak düşman” değildir. Biz (içerisi) “mutlak dost” değildir. Özeleştiriyi susturmak; hakikatin değil, tehdit ve korkularla inşa edilmiş bir baskının göstergesidir. Düşman hep dışarıdan, kötülük hep ötekinden değildir. Dost hep içeriden, iyilik sadece bizimkilerden değildir. Esas taraf tutanlar, yandaşlar, partizanlar, troller gerçeklerin üzerini örten fanatiklerdir. Bu politik bir tavırdan öte inancın özüne sinmiş bir deformasyon, vicdanları susturan bir körlüktür. Hukuk; inançlı bir kişide ayırımsız, tarafsız bir terazidir. Hak-hukuk sadece kimliklerin hudutları içindeyse o kabilecilik, kavmiyetçilik, mikro milliyetçilik ve ırkçılıktır.

Şöyle bir misal var:

“Bir adam yolda rastladığı birine ‘karşı(öteki) kaldırım neresi?’ diye sormuş. O adam da (diğer kaldırımı göstererek) ‘işte şurası’ demiş. İlk adam; ‘biraz önce oradaki birisine sordum o da burayı gösterdi’ demiş!”

Aslında birisi diğerinin, herkes bir başkasının ötekisidir. Yani herkes bir ötekidir! Yanlış kimden, nereden gelirse gelsin karşısında olmak, zalimle aynı safta yürümemek, mazlumun kim olduğuna, kimliğine bakmadan yanında olmak, erdemli ve inançlı insanın tavrı olmalıdır.

Kutsal düsturumuz: “İyiliği emretmek, kötülüğe engel olmak” değil midir?

Yanlışa yanlış, doğruya doğru demek, hakikati söylemek “düşmana hizmet” değildir. Hele Müslüman olmak sadece kendi mahallesini temize çıkarmak hiç değildir. Gerçeği ifade etmek “fitne çıkarmak”, “düşmanın ekmeğine yağ sürmek” olamaz. İnancımız susmayı, görmezden gelmeyi değil “adil şahitlik etmeyi” emreder. Davanın; menfaatine değil ruhuna, iktidarına değil ilkesine/prensibine sahip çıkılmalıdır. Kimlikler mutlaklaşırsa hakikatler çok kolay gözden çıkarılır.

Sonuç olarak:

Kimin tarafındayız?

Adaletten tarafız, kimliklerden taraf değiliz. Hakkın, hukukun, adaletin, vicdanın, gerçeğin, iyinin tarafındayız. Haksızlığın, hukuksuzluğun, keyfiliğin, yalanın, kötünün karşısındayız.

Kişilerin, mahallelerin, zümrelerin, partizanlığın, aidiyetlerin, kimliklerin tarafında değiliz vesselam.

(Not: Bu yazı bir “taraf” olarak yazılmadı.” Her taraf “nasibini alsın, nasibi de yoksa kalsın, ümidiyle…)

                                                                                                            05.04.2025

                                                                                                            Aydın BOLAT

 

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık :
Yorumunuz :

Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2022    www.anahaberyorum.com          Tasarım ve Programlama: Dr.Murat Kaya