AHİRETE İMAN VE AHLÂKÎ TUTARLILIK SORUNU
MAKALE
Paylaş
08.03.2026 22:17
666 okunma
Prof. Dr. Celal Kırca

Dürüstlük, “insanın sözü ile davranışları arasındaki ahlâkî tutarlılığı”, diğer bir ifade ile söz ve davranış arasındaki uygunluğu ve birlikteliği ifade eder.  Bu nedenle dürüstlüğün, hem ahlak, hem de felsefede kişiliği yansıtan erdemli davranışlardan biri olarak ele alındığı ve bilim insanlarının ve düşünürlerin de bu konuya kafa yordukları; “Ahirete inandığı halde bir insan, neden dürüst olamıyor veya inanmadığı halde bir insan neden dürüst olabiliyor?” sorusuna  da bir cevap aradıkları görülüyor.

Kur’an’ın ise “İnsanlardan öyleleri vardır ki, ‘Allah’a ve ahiret gününe iman ettik’ derler; hâlbuki onlar iman etmiş değillerdir.” [1] ayetiyle iman iddiası ile davranış arasındaki   ilişkiye ve ahlâkî tutarsızlığa; diğer bir ifade ile söz ile davranış arasındaki uyumsuzluğa dikkat çektiği ve “Ey inananlar! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?” [2] ayetiyle de bu uyumsuzluğu kınadığı biliniyor.

Ahirete inanmak, insanı dürüst ve ahlâklı olmaya teşvik etse ve ona bu imkânı sağlamış olsa da bu inanç onu otomatik olarak dürüst ve ahlaklı yapmıyor; ayrıca insanın bu inancını bilinç  düzeyine ulaştırması da icap ediyor. Zira bilinç düzeyine ulaşmamış veya ulaştırılamamış bir bilgi eyleme dönüşmüyor. Bir bilginin eyleme dönüşebilmesi için de sahip olunan kavramın içselleştirilmesi ve kişiliğe dönüştürülmesi gerekiyor. Bu nedenle bir insan, Müslüman kişiliğine ulaşmadan sadece Müslüman kimliğine sahip olmakla çoğu kere ahlaklı ve dürüst olamıyor veya dürüst kalamıyor.

Daha açık bir ifade ile bilgisini,  ancak bilinçli bir kişiliğe dönüştürebilen Müslüman, imanını  eyleme dönüştürme imkanına sahip olabiliyor. Bir diğer deyişle dürüst olmayan insanın temel sorunu, ahiret inancına sahip olmayışı değil; ahiret inancını bilinç düzeyine ulaştıramamış ve bu inancını iradeli bir davranışa ve ahlâkî sorumluluğa dönüştürememiş olmasıdır.  Dahası Yüce Yaratıcının fıtratına koyduğu cüz’î iradesini, kötülüğe kullanmada bir sakınca  görmeyişi ve  “Nasıl olsa tövbe ederim” düşüncesine de sahip oluşudur.

Bu da bir anlamda “Müslüman olduğunu söylediği halde neden bazı kişiler dürüst olamıyorlar?” sorusunun da bir cevabıdır.  Bu nedenle inancını, kişilik Müslümanlığına    dönüştürememiş bir kimliğin, insanı bilinçli eylemlere gereği gibi sevk edemediğini göstermektedir. Bu durumda Müslüman, ahirete inandığını söylese de çıkarları söz konusu olduğunda, inancını değil de menfaatini tercih edebilmektedir.

Nitekim Kur’an’ın  bu konuda “Kim zerre kadar hayır yapmışsa onu görür; kim zerre kadar şer yapmışsa onu da görür” [3]  sözüyle insanları uyardığı; onlara sorumluluğunu ve bir gün yaptıklarının hesabını vereceklerini hatırlattığı ve onlardan bu bilinçle  hareket etmelerini istediği anlaşılmaktadır.  Dolayısıyla bu bilince sahip insanlarda ahiret inancının etkili olduğu görülmektedir.  Bu nedenle zerre miktarı da olsa  bir gün yaptıklarının hesabını verme inancı, insanı kötülüklerden alıkoymaktadır. Çünkü  bu bilince sahip insan, imanın yalnızca zihinsel bir kabulden ibaret olmadığını, aynı zamanda hayata yansıyan ve yansıtılması gereken bir  davranış ve varoluş biçimi olduğunu idrak ediyor ve buna göre  davranışlarını  ayarlıyor.  Bu bilince  ve Kur’an kültürüne  sahip olan insan, ahlâk üretmeyen imanın, Kur’an terminolojisinde problemli bir iman türü olarak görüldüğünü  ve “İman henüz kalplerinize girmedi.” [4] ve “Allah’ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata yönel.[5] ayetlerinin de bu konuyla ilişkili olduğunun  farkında oluyor. Nitekim Hz. Peygamber’in iman-ahlak ilişkisini ifade eden  “Hayâ, imandandır.” [6] Ve  “Ahde vefa, imandandır.” [7] Sözleri de  bu konuya  bir açıklık getiriyor.

Onun  şu sözleri de  ayrıca bize önemli  mesajlar  veriyor:  “Müminlerin iman bakımından en olgunu, ahlakı en güzel olanıdır.” [8] “Müslüman, elinden ve dilinden diğer Müslümanların selâmette olduğu kimsedir. Mümin de insanların canları ve malları konusunda kendisinden emin olduğu kimsedir.” [9]; “Sizden biri, kendisi için istediğini mümin kardeşi için de istemedikçe gerçek iman etmiş olamaz.” [10] ;“Kim bir kötülük görürse, onu eliyle değiştirsin. Şayet eliyle değiştirmeye gücü yetmezse, diliyle değiştirsin. Diliyle değiştirmeye de gücü yetmezse, kalbiyle bunu onaylamasın/ buğz etsin ki bu imanın en zayıf derecesidir.” [11] ; “Allah’a ve âhiret gününe iman eden kimse, komşusuna eziyet etmesin; Allah’a ve âhiret gününe iman eden kimse misafirine ikram etsin; Allah’a ve âhiret gününe iman eden kimse ya hayır söylesin ya da sussun.” [12]  .

Bu hadislerden de imanın sadece bir sözden ibaret olmadığını, aynı zamanda davranışlara da yansıtılması gerektiğini ve böyle bir davranışla imanın olgunlaşabileceğini anlıyoruz.  Nitekim imanı olgunlaşmış kişilerin,  hem insanlar arasında hem de kimsenin olmadığı ve görmediği yerlerde,  onları doğru iş yapmaya, yaptığı işi doğru yapmaya ve dürüst olmaya sevk ettiğini  görüyoruz.

Ahirete inanmadığı halde dürüst olan insanların ise bu dürüstlüğünün fıtrî yetiler, vicdan, şartlar, fayda ve sosyal denetimle doğrudan ilişkili  olduğu ve  bu olgunun  da insanın, “fıtrat üzere yaratıldığı” [13] ayeti ile de tam bir uyum içinde  bulunduğunu; dolayısıyla dürüstlüğün  sadece inanca  bağlı bir  davranış olmadığını, aynı zamanda insanın fıtrî yetilerine ve vicdanına da bağlı olduğunu  gösteriyor. Nitekim  ahirete inanmayan insanların, sahip olduğu  fıtrî yetileriyle dürüstlüğün bireysel ve toplumsal fayda  sağladığını fark ettiği ve  bu nedenle de dürüst olmayı tercih ettikleri biliniyor. Bu da dürüstlüğün sadece ilkesel değil, aynı zamanda dünyevî sonuçlara dayanan rasyonel bir zemine de sahip olduğunu ve insanın kişiliği ile doğrudan ilişkili bulunduğuna da işaret ediyor. Burada belirleyici olan,  insanın dürüst olmayı, ahlâkî zeminde içselleştirip içselleştirememesidir. İçselleştirebilenler, dürüst oluyor ve dürüst kalıyor;  içselleştiremeyenler ise bundan  mahrum oluyor.

Sonuç olarak Müslümanın dürüst olamamasının nedeni ahirete inanmaması değil, bu inancını içselleştirip hayatının merkezine taşıyamaması; bir yaşam bilincine  ve bir hayat felsefesine dönüştürememiş olmasıdır.  Zira ahiret inancı, bir  insanda sadece bilgi düzeyinde kaldığı sürece onda  sorumluluk duygusu ve hesap verme bilincinin  gelişmediği;  dolayısıyla bilgi düzeyinde kalan bu inancın da onun davranışlarına  yansımadığı  görülmektedir.  Nitekim bilinç düzeyine ulaşmamış  böyle bir inancın, güç, çıkar veya statü ile çatıştığında çoğu kere etkili olamadığı; buna karşılık  bilinç düzeyine  ulaşmış  imanın ise insanı  derinden  etkilediği  ve onu  kötülüklere karşı koruduğu ve  onu   daima dürüst  olmaya  sevk ettiği müşahede  edilmektedir. Nitekim “Ey Peygamber!) Bedevîler; “İnandık” diyorlar.⁶ De ki: “Siz (henüz) inanmadınız, fakat (zahiren) ‘teslim/Müslüman olduk’ deyiniz. Çünkü iman henüz kalplerinize yerleşmedi[14] ayetinden Bedevîlere olduğu kadar, bize de bir mesaj verdiğini anlıyoruz.

 


[1] Bakara 2/8.

[2] Saf, 61/2

[3] Zilzâl 99/7-8.

[4] Hucurât 49/14.

[5] Rûm,30/30.

[6] Buhârî, İman, 16.

[7] Hâkim, Müstedrek, I,/20.

[8] Tirmizî, Radâ, 11.

[9] Tirmizî, İman, 12.

[10] Buhârî, İman, 7.

[11] Müslim, İman 78.

[12] Buhârî, Edeb, 31.

[13] Rûm, 30/30

[14] Hucurât, 49/14

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık :
Yorumunuz :

Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2022    www.anahaberyorum.com          Tasarım ve Programlama: Dr.Murat Kaya