MEDYA VE KÖTÜLÜĞÜ TEŞHİR ETME SORUNU
MAKALE
Paylaş
07.02.2026 16:02
68 okunma
Prof. Dr. Celal Kırca

Sanıyorum 1969 yılının ilkbaharıydı. Bir gazetenin foto muhabirliğinden emekli olduktan sonra İstanbul Küçük Mustafa Paşa’da  bir fotoğraf  stüdyosu  açan Mehmet amcam, ziyaretine gittiğim bir gün bana, “Seni biriyle tanıştıracağım” dedi. Dolmuşla Eminönü’ne, oradan da Cağaloğlu’ndaki Son Havadis Gazetesi’ne geldik. Binaya girdikten sonra kapısında Tahir Kutsi Makal yazan bir odadan içeri girdik.   O zaman beni kiminle tanıştıracağını öğrenmiş oldum. Hâl hatır, hoş peşten sonra Mehmet amca, “Bu benim yeğenim, Yüksek İslam Enstitüsü’nde okuyor ve  aynı zamanda “Tohum Dergisi”nde de çalışıyor” dedi.

Bu söz üzerine Tahir Bey’in  beni baştan aşağı süzdüğünü fark ettim.  Bana dönerek “Delikanlı haber nedir, Ne değildir?” diye bir soru yöneltti.  Böyle bir soru beklemiyordum, ilk anda şaşırdım, sonra kendimi toplayarak “Ben gazetecilik okulunda okumuyorum, bu nedenle de sorunuza doğru cevap veremem” dedim. Tahir Bey, bunun üzerine “O halde gazeteciliğin ilk dersini benden al. “Bir köpek bir adamı ısırırsa  bu haber olmaz; ama bir adam bir köpeği ısırırsa bu haber olur.” dedi.

O zaman bu sözün ne anlama geldiğini, tam olarak anlayamamış olacağım ki seneler sonra yazılı ve görsel basında, iyiliğin, güzelliğin ve dürüstlüğün değil de daha çok kavga, şiddet, cinayet, tecavüz ve teşhircilik gibi insanın içini karartan haberlerin, yer aldığını görünce  bu sözün ne kadar da doğru olduğunu anladım. Nitekim medyada haber olarak iyiliklerin ve güzelliklerin değil de  daha çok kötülüklerin ve çirkefliklerin yer alması, “Üzüm üzüme baka baka kararır” misali  fert ve toplumu  derinden etkilediği görülüyor. Özellikle günümüzde gençler başta olmak üzere pek çok insanın, rol model olarak gördüğü kişilerin davranışlarını benimsemede ve taklit etmede bir sakınca görmediği müşahede ediliyor.

Dolayısıyla yazılı ve görsel medyada insanları olumsuz yönde etkileyecek kötü örneklerin değil de olumlu yönde etkileyecek iyi örneklerin yer alması,  bireysel ve toplumsal ahlakın inşası açısından büyük önem arz etmektedir. Zira medya, neyin “normal”, neyin “değerli” olduğuna dair insanları derinden etkilemekte ve sürekli şiddet, yolsuzluk ve ahlâkî çöküş haberlerine maruz kalan insanlar, dünyayı olduğundan daha karanlık algılamaya başlamakta; “kötülük her yeri sardı” duygusuna kapılabilmektedir.  Buna karşılık  medyada yer alan olumlu davranışlar, ise “ben de yapabilirim” duygusunu beslemekte ve topluma sirayet ederek iyiliği özendirici bir etkiye sahip olmaktadır.

Bu nedenledir ki Kur’an, “Mü’minler arasında hayâsızlığın yayılmasını sevenler/arzu edenler var ya, onlar için dünyada ve ahirette acı verici bir azap vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” [1] Ayetiyle kötülüğün ve çirkefliğin yayılmasını yasaklamakta; buna karşılık “Herkesin yöneldiği bir yön vardır. O hâlde hayırlı işlerde birbirinizle yarışınız.”  [2]  ayetiyle de  hayrın, iyiliğin ve güzelliğin  yayılmasını istemektedir. Bu amaçla bize örnek olabilecek  iki güzel  davranıştan söz  etmek istiyorum:

Birinci örnek:  el-Cezire televizyonunun meşhur spikeri Cezayirli ünlü gazeteci Hatice Bin Ganna’ya ait bir  hatıra:

“Amerika Birleşik Devletleri’ne yaptığım bir ziyaret sırasında, büyük bir alışveriş merkezlerinden birine bazı ihtiyaçlarımı almak için gitmiştim. Kasada ödeme sıramı beklerken, içeri tesettürüyle son derece vakur ve iffetli bir Müslüman hanım girdi. Yorgunluğu yüzünden okunuyordu. Önünde ağır bir kutu sürüklüyordu; kutunun üzerinde ki resimden belli ki bu, çim biçme makinesiydi.

Hanım, kasadaki görevliye yaklaştı ve aralarında şu konuşma geçti:

-Müslüman hanım (son derece nazik bir sesle):

‘Hanımefendi, dün sizden bu makineyi ve başka bazı eşyaları satın aldım. Toplam bedeli 500 dolardı.’

-Kasiyer (meşgul bir hâlde):

‘İade mi etmek istiyorsunuz?’

-Müslüman hanım son derecede nazik bir sesle:

‘Hayır… Bedelini ödemek istiyorum.’

-Kasiyer (şaşkınlıkla):

‘Anlamadım! Dün aldığınızı söylüyorsunuz. Eğer başka bir yerde daha ucuz bulduysanız, fiyat farkını iade edebiliriz; ama bunun için belge gerekir. Yanınızda var mı?’

-Müslüman hanım:

‘Hayır, ne o ne de bu… Dün bu makineyi kredi kartıyla aldım, evime götürdüm. Evim buradan yaklaşık iki saat uzaklıkta. Faturayı kontrol ederken fark ettim ki, bu makinenin ücreti hesaba eklenmemiş. Mağazayı aramak istedim, ama çalışma saatleri bitmişti. Bunun size zarar vermesini istemedim. Bu yüzden bugün işimden izin aldım, makineyi tekrar buraya getirdim ki kayda geçirin ve bedelini ödeyeyim. Çünkü parasını ödemediğim bir şeyi kullanamam.’

Bu sözler üzerine kasiyer birden yerinden doğruldu. Gözleri doldu. Derin bir hayretle bu Müslüman kadına bakakaldı. Sonra ona sarıldı, öptü ve titreyen bir sesle şöyle dedi:

– ‘Bu benim hatamdı! Buna rağmen neden geri döndün? Neden bu kadar ağır bir yükü taşıdın? Neden işinden izin aldın ve geliş dönüş dört saat yol yaptın? Seni buna iten neydi?’

Müslüman hanım, İngilizce ama son derece sade, masum ve doğal bir edayla, sanki yaptığı şey dünyadaki en sıradan davranışmış gibi cevap verdi:

– ‘It is AMANA… Bu, emanettir.’ Sonra oturup ona İslam’da emanetin ne demek olduğunu anlattı…Kul hakkını…Helâli…Haramı ve Allah korkusunu…

Kasiyer, gözyaşları içinde mağaza müdürünün yanına gitti. Camlı ofisten onları görebiliyorduk ama ne konuştuklarını duyamıyorduk. Ancak yüzündeki derin sarsıntı her şeyi anlatıyordu. Birkaç dakika sonra müdür, tüm çalışanları sıraya dizdi ve bu Müslüman kadının yaptığını onlara anlattı.

O sırada hanım, mahcubiyetle başını eğmişti. Sanki büyük bir iş yapmamış da, sadece dininden öğrendiği basit bir vazifeyi yerine getirmişti.

Çalışanlar ve müşteriler merakla etrafını sardı. İslam’ı sordular. Ahlâkını sordular. İnancını sordular. O ise özgüvenle ama kibirsiz, tevazu ile ama sağlam bir duruşla hepsine cevap verdi.

Bunun üzerine mağaza müdürü ısrarla çim biçme makinesini ona hediye etmek istedi. Ancak Müslüman hanım, büyük bir edep ve incelikle bunu reddetti:

-‘Ben bunu Allah rızası için yaptım. Sevabını istiyorum. Makinenin, bu sevabı gölgelemesini istemem. Çünkü benim için o sevap, her şeyden daha kıymetlidir.’

Bu sözler hayranlığı daha da artırdı.

Kadın sessizce mağazadan ayrıldı. Ardında ise derin bir hayranlık, suskunluk ve hayret bıraktı. O gittikten sonra da hem çalışanlar hem müşteriler uzun süre bu sahneyi konuştu.

Ben ise bir Müslüman olarak içimde tarifsiz bir iftihar  hissediyordum…

Çünkü o gün, İslam’ı anlatan bir vaaz değil; yaşayan bir ahlâk görmüştüm.” [3]

İkinci örnek ise Peyami Safa’dan:

“Paris’te 1938 de, Casino de Paris’in vestiyeri kadın, temsil bittikten sonra Amerikalı müşterilerden birine pardösünü giydirir. Müşteri hemen pardösüyü çıkartır: Bu benim değil der. Vestiyer Amerikalının trençkotunu arar, arar bulamaz. Yanlışlıkla bunu bir müşteriye giydirdiğini anlar, hatta onun da yüzünü hatırlar. Trençkotun cebinde 150 dolar kadar para ve Amerikan si­garaları vardır. Vestiyer kadın bütün bunları öde­mekle kalmayacak, tiyatro ile mukavelesi de bozulacaktır. Telaş içindedir. Amerikalıdan ertesi güne kadar mühlet ister. O geceyi uykusuz geçirir ve düşünür: “Yanlışlıkla bu trençkotu giyip giden müşteri Fransız’sa geri getireceği şüphelidir. İngiliz’se geri getireceği muhakkaktır”. Böylece, zihninde bü­tün milletlere göre birer ahlak notu verir.

Ertesi gün, sabahtan itibaren, gözleri kapıda. Öğleye doğru, zayıf, gözlüklü, orta yaşlı bir adam çıkagelir ve trençkotu ceplerinde­ ki dolarlar ve sigaralarla vestiyere teslim eder. Kadın­ sevinçten deli gibidir. Namuslu, müşteriye bir çift orkestra koltuğu hediye etmek ister, kabul etti­remez. Sorar: Fransız mısınız siz?

-Hayır, madam”

-İngiliz?

-Hayır.

-İtalyan?

Hayır, madam, ben Türk’üm. O zaman, kadın gece düşündüklerini anlattıktan sonra Türkler hiç aklıma gelmemişti der.

Bu hikaye doğrudur, çünkü buketi alan Türk benim. Trençkotu iade etmek benim için üstünde durulmayacak kadar ehemmiyetsiz bir hareketti. Sadece vazifemi yapmıştım. Fakat kadının bu harekete karşı gösterdiği hayret ve hassasiyet dünya ahlâkına karşı duyduğu şüphenin bir tezahürü olmak bakımından, beni ondan fazla hayrete düşürmüştü. İnsanlar bu kadar mı birbirlerine itimadla­rını  kaybetmişlerdir?

1938 den sonra, galiba, daha da fazla. Dünyanın, şüphesiz bir ahlak problemi var. Türkiye’ ye gelince… Yine görüşürüz. Milliyet, 8 Mart 1956” [4]

İyilik ve dürüstlük, yalnızca bireysel bir erdem değil; aynı zamanda toplumsal güvenin, ahlâkî sürekliliğin ve sağlıklı bir kamusal alanın temel taşıdır. Kötülüğün teşhir edilerek yaygınlaştırıldığı bir medya düzeninde, iyiliğin ve dürüstlüğün görünür kılınması ahlâkî bir tercih olmanın ötesinde dinî ve insanî bir sorumluluktur. Kur’an’ın hayırda yarışmayı teşvik eden, hayâsızlığın yayılmasını ise açıkça kınayan yaklaşımı, bu sorumluluğun sınırlarını net biçimde çizmektedir. Bu nedenle olumlu örnek davranışlar, yalnızca anlatılması gereken bir değer değil; yaşanarak iz bırakılması gereken de bir ahlâkî tavırdır. Müslümanlar, ne zaman  Aliya İzzetbegoviç’in, “Müslümanlar Kur’an’ın sesine âşık oldu, ama onun ne dediğine boş verdi.” Sözüne kulak verip onu anlar, muhtevasını öğrenir ve hayatlarına yansıtırlarsa işte o zaman İslâm’ı temsil  etme  ve güzel örnek olma erdemine de kavuşmuş olacaklardır. Yoksa  medyada her gün şahit olduğumuz kötülükler ve çirkeflikler,  fert ve topluma  kötü örnek olmaya  devam  edecek demektir.

 


[1] Nur,4/19.

[2] Bakara, 2/148.

[3] Hatice Bin Ganna; Arapçadan tercüme, Abdülhamid Doğan, muslumandunya.com.tr

[4] Peyami Safa, Seçmeler, İstanbul 1970, s.118-119.

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık :
Yorumunuz :

Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2022    www.anahaberyorum.com          Tasarım ve Programlama: Dr.Murat Kaya