15 Temmuz darbe ve işgal girişiminin 10. yılındayız. Darbe bizzat halk tarafından püskürtülünce, “millet, devleti kurtardı; milletin kendi devletini kurmasına izin verilecek mi?” diye sormuştum.
Millet, devleti kurtardı, ama çocuklarını kaybediyor bu kez. Eğitim sistemi ülkenin altını oyacak türediler yetiştiriyor. Ruhsuz, ezberci, pozitivist, medeniyet bilinci ve ruhu yok edilmiş, zihnen kolayca köleleştirilen nesiller yetiştiriyor…
Ülke, kendi altını oyuyor.
Bu duruma müdahale edilmeli.
Asıl derin darbe bu.
Bu konuyu ayrıca yazacağım.
Bugün bu minval üzere yazılmış bir yazıyı sizlerle paylaşıyorum.
MTO Bursa temsilcisi Nuri Gür Bey kardeşimin sıkı sorularıyla ilerleyen zihin açıcı bir yazısını sizlerle paylaşıyorum. Keyifli ve zihin açıcı okumalar…
***
Bazı geceler vardır, takvim yapraklarında yerini alır, anma törenleriyle hatırlanır, konuşmalarla yeniden dolaşıma sokulur. Bir de öyle geceler vardır ki, saatler geçer, yıllar birbirini kovalar, fakat o gece aslında hiç bitmez. İnsanların hafızasında, kurumların koridorlarında, devlet aklının suskun odalarında yaşamaya devam eder. 15 Temmuz tam da böylesi bir kırılmadır. O gece sadece tanklar caddelere çıkmadı. Güven duygusu da rayından çıktı. Yalnızca kurşunlar sıkılmadı, uzun yıllar boyunca örülen kabuller, kanaatler ve ezberler de paramparça oldu. O tarihten sonra aynı gökyüzüne bakıldı, aynı bayrak dalgalandı, aynı şehirlerde yaşandı. Hiçbir şey eski anlamını tümüyle muhafaza edemedi.
Bir toplum bazen aynaya bakar ve kendi yüzünü görür. Bazen de aynaya baktığında, karşısında yıllardır fark etmediği çatlaklarla karşılaşır. 15 Temmuz, Türkiye’nin yüzüne tutulmuş acımasız bir aynaydı. O aynada sadece darbecilerin gölgesi görünmedi. Aynı zamanda kurumların zaafı, siyasetin kör noktaları, cemaat aidiyetinin aklı perdeleyen tarafı, liyakatin sessizce tasfiye edilişi ve devlet mekanizmasının hangi noktalardan sızdırılabildiği de seçildi.