Osmanlı tarihinin en büyük deniz kazalarından biri 1785 Kasım’ında meydana geldi. Adalar Denizi’nde (Ege Denizi) fırtınaya yakalanan Ülgünlü Arnavut Uzun Hasan Reis’in 650 mürettebatlı gemisi battı. Gemiden sadece 6 kişi mucize eseri kurtulabildi
Gelişen teknolojiye rağmen gemi kazaları günümüzde de devam ediyor. Bir geminin battığını duyduğumuzda aklımıza öncelikle arama- kurtarma ekipleri, sahil güvenlik, dalgıçlar ve enkaz çalışmaları geliyor. Osmanlı döneminde de yaşanan kazalar ve sonrasında yaşananlara dair araştırmalar yapılmıştır. Gemi kazalarına dair Halil Sahillioğlu, İdris Bostan, Mustafa Çırpan, Şenay Özdemir, Burak Kocaoğlu ve Gökay Karaduman- Dorukan Selçuk'un çalışmalarına bakılabilir.

İSTANBUL ÖNLERİNDE DENİZ KAZALARI
Osmanlı dönemi kayıtlarında gemi kazaları için çoğunlukla "kazazede" nitelemesi kullanılırken, çatışmalarda batan gemiler için "gark olmak", yananlar içinse "ihrak olmak" tabirleri öne çıkar. Kazaların en önemli sebeplerinden biri şiddetli fırtınalardı.
Akdeniz ve Karadeniz'in şiddetli fırtınaları, ahşap tekneleri kimi zaman açık denizde kimi zaman ise sığındıkları limanlarda batırabiliyordu. Bunun yanında seyir teknolojisinin kısıtlılığı, karaya oturmalar, su alma ve kıyılarda tüccar gemilerini yağmalamak isteyenlerin yaktığı sahte fener ışıkları kazalara davetiye çıkarıyordu.

1742-1779 yılları arasındaki İstanbul Ahkâm Defterleri'nden istifade edilerek yapılmış bir araştırmada Kasım ve Aralık ayında yoğunlaşan 138 farklı kaza tespit edilmiştir. Kazaların yüzde 43'ü Avrupa yakasının Karadeniz girişinde; yani İğneada, Midye ve Terkos hattında olduğu ortaya koyulmuştur. Anadolu yakasındaki Şile, Kefken ve Kandıra hattı ise yüzde 29'luk oranla ikinci sırada yer almıştır. Bu veriler, Karadeniz'den Boğaz'a giriş yapmaya çalışan gemilerin, dönemin yetersiz seyir teknolojisi ve ani bastıran fırtınalar nedeniyle ciddi bir batık riskiyle karşı karşıya kaldığına işaret etmektedir.