Kütüphanemin tozlu raflarında yerini alan, Uğur Yıldırım'ın "Türkiye'de Misyonerlik" (2004) kitabını, Etiyopya seyahatimden sonra yeniden inceleme ihtiyacı duydum.
Yazar baştan sona ibretamiz belgelerle dolu kitabına şöyle başlıyor;
"...Misyonerlik; Haçlılar'la başlayan Türk'ü Anadolu'dan çıkarma uğraşında, daha sonra Kurtuluş Savaşı’nda Batılı işgal güçlerinin emrinde; bugün de Batı için Batı adına Hristiyanlaştırma ve ajanlık faaliyetlerinde araçlardan biridir.
Misyonerlik Hristiyanlaştırarak, (onların tabiriyle)"ilkel kavimlerde" (bugün azgelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde) kendilerine sadık topluluklar, milletler yaratma projesidir.
Misyonerlik tarih boyunca sömürgeleştirmeyle iç içe yürüdü. Arkasında emperyalist devletlerin istihbarat örgütlerinden çok uluslu şirketlere kadar Batı'nın savaş aygıtları var.
Hristiyanlaştırma, topluma "inanç özgürlüğü" diye sunuluyor oysa mesele özgürce dinsel tercihini yapma meselesi değil. Dinini değiştirirken sadakatini de değiştiriyor. Bağlı olduğu (doğup büyüdüğü) topraktan, milletten, kültürden kopuyor; "kökü dışarda" bir merkeze bağlanıyor.
Dolayısıyla, mesele tamamen siyasidir ve Türkiye'nin ulusal güvenliği ile doğrudan bağlantılıdır.
Bu kitapta bugün ABD-AB desteğinde ve yönetiminde özellikle protestan misyoner örgütler, ev ve işhanlarında açılan "kiliseler", Vatikan'ın (derin) çalışmaları ve "dinlerarası diyalog" (taşeronu FETÖ idi.) projeleri incelenmeye çalışılmıştır.
…..Protestan misyoner hareketi (sadece Türkiye'de değil, Afrika ve tüm İslam coğrafyasında), toplumu Hristiyanlaştırarak "yeni azınlıklar" yaratmaya değil, Batı'ya bağlı "Hristiyan Türkler", bütün vatandaşlık haklarına sahip protestan vatandaşlar yaratmaya çalışıyor.”
Anlayacağımız tehlike büyük, altımız oyuluyor. Bu büyük tuzağı farkettiğimizde inşallah vatanımız, mukaddesatımız ve ay-yıldızlı şanlı bayrağımız elden gitmemiş olur.
Yazının Etiyopya ile ilişkisine haftaya değinelim.
Cumamız kutlu, gönlümüz mutlu, geleceğimiz aydınlık olsun.
AHMET KARATAŞ
10.07.2026