İSTEMSEL KAOS / KÜRESEL FETRET
MAKALE
Paylaş
14.01.2026 21:50
131 okunma
Nejmettin Özdemir

"Eski dünya ölüyor, yenisi ise doğmak için mücadele ediyor; işte bu alacakaranlık kuşağında canavarlar ortaya çıkar." / Antonio Gramsci

Özellikle ABD başkanı Trump’ın 2. dönemiyle birlikte yaşananlar, yeni bir büyük savaşın gölgesini dünya üzerine düşürmüş durumda.

Halen devam eden Rusya-Ukrayna savaşı, İsrail’in Gazze’de sürdürdüğü soykırım, Suriye’de iç savaş sonrası devam eden istikrarsızlık, ABD-Çin arasında Asya Pasifikte süregelen Tayvan merkezli güç mücadelesi, Pakistan-Hindistan gerilimi ve kısa süreli savaş, ABD-İsrail ikilisinin İran saldırısı ve bu ülkede devam eden halk ayaklanmaları, Trump’ın göreve geldiği ilk günden itibaren, Panama Kanalını, Grönland’ı ve Kanada’yı istemesi, dahası Venezuella Devlet Başkanı Maduro’yu kaçırarak ABD’de yargılamaya kalkması ve ülke kaynaklarına el koyması, yine Küba, Meksika, Kolombiya gibi bölge ülkelerini işgal etmekle tehdit etmesi, mevcut düzenin artık düzensizliğe döndüğü, bir kaos döneminde olduğumuzu bize haykırıyor.

2. DÜNYA SAVAŞINDAN SONRA KURULAN ULUSLARARASI SİSTEM

1. Dünya Savaşı sonrasında kurulan Cemiyet-i Akvam (Milletler Cemiyeti) düzeni, ancak 20 yıl ayakta kalabilmiş, 2. Dünya Savaşıyla yerini bugünkü Birleşmiş Milletler düzenine bırakmıştır.

Savaşın yıkımından sonra, dünya barışını korumak, ekonomik çöküşleri engellemek ve uluslararası iş birliğini kurumsallaştırmak iddiasıyla kurulan "Liberal Uluslararası Düzen" gerçekte, savaşın kazanan devletlerinin, dünyanın geri kalanı üzerinde kuracağı siyasi ve ekonomik hegemonyayı sistemleştirmiştir.

Düzenin temel kurumlarından Birleşmiş Milletler (BM), veto yetkisi bulunan hegemonların küresel siyasetine hizmet etmiş, IMF ve Dünya Bankası ise dünya ekonomisi üzerinde birer kontrol aracına dönüşmüştür.

Öte yandan bugünkü Dünya Ticaret Örgütü (WTO)'nün temelini atan Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması (GATT), dünya ticaretinin yine hegemonlar lehine işlemesini garanti altına alan temel metin olmuştur.

SİSTEM ÇÖKÜYOR

80 yıldır hüküm süren mevcut düzen, bugün tarihinin en derin krizini yaşıyor. Sistemin kalbi olan Birleşmiş Milletler (BM), bugün küresel krizlere çözüm üretemiyor. Daimî üyeler arasındaki derin kutuplaşma, Güvenlik Konseyi'in Ukrayna, Gazze, Tayvan gibi kritik meselelerde karar almasını imkansız hale getirdi.

Uluslararası hukukun "keyfi" uygulanmasına itirazlar yükseliyor. Güçlü devletlerin kuralları kendi çıkarlarına göre esnetmesi, sistemin meşruiyetini sorgulatıyor.

Liberal ekonomi yerini ekonomik milliyetçiliğe, serbest ticaret ise gümrük vergilerine, yaptırımlara ve stratejik özerklik girişimlerine bıraktı.

ABD dolarının küresel rezerv para birimi olma özelliği devam etse de Çin ve BRICS ülkeleri kendi ödeme sistemlerini kurarak dolarsızlaşma adımları atıyor. Eskiden en ucuz üretim hedeflenirken, şimdi en güvenli müttefikten üretim anlayışı hakim.

Dünya artık sadece Batı merkezli bir yer değil. Çin ve Hindistan başta olmak üzere "Küresel Güney" ülkeleri, Batı'nın kurduğu kurallara itiraz ediyor ve kendi alternatif yapılarını kuruyor. Küresel çözümler üretilemediği için devletler, Şanghay İşbirliği Örgütü, Türk Devletleri Teşkilatı veya bölgesel ticaret blokları gibi daha dar kapsamlı iş birliklerine yöneliyor.

Yeni Tehditler ve "Gri Alan" Savaşları

1945 düzeni büyük devletlerarası sıcak savaşları önlemek için tasarlanmıştı. Ancak bugün devletler doğrudan çarpışmak yerine yerel gruplar üzerinden vekalet savaşları yürütüyor. Siber saldırılar, dezenformasyon savaşları, uzay rekabeti ve yapay zekanın askeri kullanımı gibi mevcut uluslararası anlaşmaların kapsamadığı yeni savaş alanları ortaya çıktı.

Çoklu-Karmaşık Dünya Düzeni: Liberal Uluslararası Düzen artık yerini tek bir isimle tanımlanamayan, çok daha karmaşık ve parçalı bir yapıya bırakmış durumda. Eski düzen, ABD liderliğinde tek kutuplu bir dünya düzeniydi. Bugün ise aynı küresel sistem içinde, bölgesel güçlerin kendi düzenlerini kurdukları bir dünya var. Artık sadece devletler değil, teknoloji devleri, bölgesel örgütler hatta dijital topluluklar sistemin gidişatını etkiliyor.

Kural Yokluğu: Bugünün dünyası, uluslararası kurumların felç olduğu ve devletlerin kendi başının çaresine baktığı bir "gri alan" dönemi yaşıyor.

İşlem Odaklılık: Değerler ve ideolojiler yerini tamamen pragmatik, "al-ver" odaklı, kısa vadeli anlaşmalara bırakmış durumda.

Polikriz Dünyası: Sistem artık tek bir sorundan değil, birbirini besleyen bir dizi krizden oluşuyor. İklim krizi, ABD-Çin ticaret savaşı, yapay zeka kaynaklı dezenformasyon, bölgesel sıcak çatışmalar gibi krizlerin hiçbiri birbirinden bağımsız çözülemiyor, biri diğerini tetikliyor.

Bugün içinde bulunduğumuz sistem, kuralların artık herkesi bağlamadığı, ittifakların geçici ve çıkara dayalı olduğu, belirsizliğin ise "yeni normal" haline geldiği bir yapıya dönüştü. Dünya artık, sürekli değişen, rekabetçi ve çoğu zaman kaotik bir parçalanmışlık sergiliyor.

SİSTEMİ ÇÖKÜŞE GÖTÜREN NEDENLER

2. Dünya Savaşı'ndan sonra kurulan sistemin bozulması, dünyanın 1945'ten bu yana görmediği kadar karmaşık ve belirsiz bir sürece girmesine neden olmuştur. Bu bozulma, sadece diplomatik bir kriz değil, ekonomiden güvenliğe, teknolojiden bireysel haklara kadar hayatın her alanını etkileyen köklü bir dönüşümü yansıtıyor.

"Liberal Uluslararası Düzen"in günümüzde geçirdiği şiddetli sarsıntı, sistemin kendi içindeki yapısal sorunların yanı sıra, değişen küresel dinamiklerden kaynaklanan çok katmanlı bir sürecin sonucudur.

Güç Dengelerinin Değişimi ve Çok Kutupluluk

1945'te kurulan sistem, ABD’nin mutlak ekonomik ve askeri üstünlüğü üzerine inşa edilmişti. Ancak bugün bu "tek kutuplu" yapı sona ermiş durumda.

Çin’in Yükselişi: Çin'in hem ekonomik hem de askeri bir süper güç olarak ortaya çıkması, IMF, Dünya Bankası gibi Batı merkezli kurumları ve kuralları zorlamaktadır.

Küresel Güney'in İtirazı: Hindistan, Brezilya ve Güney Afrika gibi ülkeler (BRICS+ bloğu), sistemin sadece Batı’nın çıkarlarına hizmet ettiğini ve artık dünyayı temsil etmediğini savunmaktadır.

Veto Gücünün İstismarı / BM’nin Kilitlenmesi: 5 Daimî üyenin (ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Fransa) birbirine zıt çıkarları nedeniyle BM küresel krizlerde tamamen etkisiz kalmıştır. Bu durum, "kurallara dayalı düzen" söylemine olan güveni sona erdirmiştir. Güçlü devletlerin uluslararası hukuku kendi çıkarları yönünde kullanmaları, sistemin "çifte standartlı" görülmesine yol açmıştır.

ABD Etkisi: ABD’nin artık NATO gibi ittifaklara karşı şüpheci yaklaşması, sistemin güvenlik şemsiyesini zayıflatmıştır.

Küreselleşmeden Ekonomik Milliyetçiliğe Geçiş

1945 düzeninin “serbest ticaretin dünyayı barışçıl kılacağı” vizyonu terk edilmiştir.

Korumacılık: ABD başta olmak üzere birçok ülke, kendi sanayisini korumak için gümrük duvarlarını yükselterek ticaret savaşlarına girişmiştir.

Tedarik Zincirlerinin Silahlaştırılması: Enerji ve kritik hammaddeler birer siyasi baskı aracı haline gelmiş, en ucuz üretim yerini en güvenli üretime bırakmıştır.

Günümüzün çok seslilik, ekonomik rekabet ve teknolojik hızı karşısında, 1945’in bu eski ceketi artık dünyaya dar gelmektedir.

ABD'NİN AGRESİF POLİTİKASININ ULUSLARARASI SİSTEM ÜZERİNE ETKİSİ

Savaş sonrası ABD öncülüğünde kurulan düzen yine ABD eliyle yıkılıyor, hem de vahşice.

ABD’nin son dönemde sergilediği iddialı ve müdahaleci tavır, 2. Dünya Savaşı sonrası kurulan uluslararası sistemin tabutuna çakılan son çivilerden biridir. Bu tavır, ABD'nin "düzen kurucu" değil, kendi çıkarlarını dayatan "tek taraflı bir güç" haline dönüşmesi anlamına geliyor.

Donroe Doktrini ve Batı Yarımküre'de Sert Güç

ABD 2025 sonunda yayınladığı yeni stratejilerde, 19. yüzyıldaki Monroe Doktrini’ni, ABD’nin Batı Yarımküredeki egemenliğini ifade edecek şekilde "Donroe Doktrini" (Donald’ın Do’su) şeklinde uyarladı.

Askeri Müdahaleler: Venezuella'ya yapılan askeri müdahale ve devlet başkanı Maduro’nun yakalanarak ABD'ye götürülmesi, sistemin en temel kuralı olan "devlet egemenliği" ilkesini ortadan kaldırmıştır. Ayrıca bölge ülkelerine yönelik askeri operasyon tehditleri, komşu ülkelerle olan güven ilişkisini yok etmiş ve bölgesel istikrarı bozmuştur.

Ekonomik Silahşörlük ve İkincil Yaptırımlar

ABD, doların ve küresel finans sisteminin hakimiyetini bir diplomasi aracından çok bir cezalandırma mekanizmasına dönüştürmüştür.

Ticaret Savaşları: Amerika’nın sadece Çin'e değil, Avrupa Birliği ve Hindistan gibi müttefiklerine de uyguladığı yüksek tarifeler, küresel ticaretin serbestleşmesi vizyonunu sona erdirmiştir.

İkincil Yaptırımlar: Türkiye, BAE ve Hindistan gibi devletlere, Rusya veya İran ile ticaret yaptıkları gerekçesiyle uygulanan baskılar, bu ülkeleri ABD merkezli finans sisteminden uzaklaşmaya itmiştir.

Alternatif Kurumlar: Batı merkezli kurumlara güven azaldıkça, ülkeler Şanghay İşbirliği Örgütü, Yeni Kalkınma Bankası (BRICS Bankası) gibi alternatif yapılara yönelmektedir. ABD'nin agresif tavrı, müttefiklerini (özellikle Avrupa'yı) "stratejik özerklik" arayışına itmiş, Çin ve Rusya gibi rakiplerine ise kendi alternatif düzenlerini kurmaları için meşruiyet zemini sağlamıştır.

Çok Taraflı Kurumlardan Çekilme

ABD, kendi kurduğu kurumları artık birer "ayak bağı" olarak görmeye başlamıştır.

BM ve Paris Anlaşması: COP30 iklim zirvesinden çekilme ve BM bütçesindeki kesintiler, küresel sorunların (iklim, göç, pandemi) çözümünde önemli bir engel oluşturmuştur.

Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ): ABD’nin tahkim mekanizmalarını kilitlemesiyle, ticari uyuşmazlıklar artık hukukla değil, "güçlü olanın dediği olur" mantığıyla çözülmektedir.

Nükleer Silahsızlanmanın Sonu: START gibi silah kontrol anlaşmalarının sona ermesiyle dünya, Soğuk Savaş dönemindekine benzer bir nükleer silahlanma yarışına geri dönmektedir.

Orman Kanunlarına Dönüş: ABD’nin bu saldırgan tavrının sistem üzerindeki en büyük etkisi ise  kurallara dayalı sistemin çökmesi ve uluslararası ilişkilerde hukuk yerine gücün belirleyici olduğu orman kanunlarına dönülmüş olmasıdır. Dünya artık kuralların herkesi bağladığı bir yer olmaktan çıkmış, büyük güçlerin kendi etki alanlarını zorla dikte ettiği bir arena haline gelmiş durumda.

Bugün itibarıyla dünya, İtalyan düşünür Antonio Gramsci'nin bahsettiği o dönemi yaşıyor: "Eski dünya ölüyor, yenisi ise doğmak için mücadele ediyor; işte bu alacakaranlık kuşağında canavarlar ortaya çıkar." 

Dünya, eski sistemin öldüğü, ancak yenisinin henüz doğmadığı bir “küresel fetret devri"ni yaşıyor.

AMERİKAN ZORBALIĞINA KARŞI DÜNYANIN ALDIĞI TEDBİRLER

ABD'nin özellikle son dönemde benimsemiş olduğu ve "Donroe Doktrini" olarak adlandırılan tek taraflı müdahaleci politikaları, dünyayı çaresiz bir konumdan çıkarıp, alternatif savunma mekanizmaları geliştirmeye itmiştir. Dünya devletleri, Washington'un bu kural tanımaz tavrına karşı somut stratejileri devreye almaktadır.

Ekonomik Savunma: Finansal Arka Kapılar

ABD'nin doları ve SWIFT sistemini bir cezalandırma aracı olarak kullanmasına karşı en büyük direnç, küresel finansal sistemin parçalanmasıyla gelmektedir.

Dolarsızlaşma: Çin, Rusya, Hindistan ve Türkiye gibi ülkeler, aralarındaki ticareti yerel para birimleriyle yapma oranını 2025 itibarıyla rekor seviyeye çıkarmıştır.

BRICS Pay ve Dijital Paralar: Merkez Bankası Dijital Para Birimleri (CBDC), ABD'nin kontrolündeki bankacılık sistemine uğramadan doğrudan transfer imkanı sunarak yaptırımların etkisini kırmaktadır.

Alternatif Mesajlaşma Sistemleri: Çin'in CIPS ve Rusya'nın SPFS sistemleri, SWIFT'e bağımlılığı azaltarak küresel ticareti "yaptırım geçirmez" hale getirmeyi amaçlamaktadır.

Bölgesel İttifakların Yükselişi: BM kilitlendiğinde, devletler Türk Devletleri Teşkilatı, ASEAN veya Afrika Birliği gibi bölgesel yapılar üzerinden, kendi güvenlik şemsiyelerini kurmaktadır.

Stratejik Özerklik ve Yeni Bloklar

Sadece rakipler değil, ABD’nin eski müttefikleri de Washington'a olan bağımlılıklarını sorgulamaktadır.

Avrupa’nın Arayışı: Avrupa Birliği, ABD’nin NATO'dan desteğini çekme veya müttefiklerine gümrük vergisi uygulama tehditlerine karşı "Stratejik Özerklik" kavramını hayata geçirerek, ABD'den bağımsız bir savunma kapasitesi ve tedarik zinciri kurmaya çalışmaktadır.

Eksen Devletler: Türkiye, Brezilya ve Hindistan gibi ülkeler, ne Batı ne Doğu diyerek her iki tarafla da pazarlık yapabilen, ABD baskısını dengeleyebilen, "Çok Taraflı Aktif Tarafsızlık" modelini uygulamaktadır.

Lojistik ve Teknoloji Egemenliği

ABD'nin deniz yollarındaki hakimiyetine ve teknolojik ambargolarına karşı yeni rotalar geliştirilmektedir.

Kuşak ve Yol + Orta Koridor: ABD’nin kontrol ettiği okyanus rotalarına alternatif olarak, Türkiye ve Orta Asya üzerinden geçen kara yolu ticaret hatları, küresel ticareti ABD donanmasının menzilinden uzaklaştırmaktadır.

Teknoloji Milliyetçiliği: ABD’nin çip ve yapay zeka yaptırımlarına karşı, ülkeler kendi milli teknoloji ekosistemlerini kurarak, "dijital sömürgeciliğe" karşı direnmektedir.

Dünya, ABD’nin zorba tavrına karşı toplu bir direnişten ziyade, sistemden koparak kendi güvenli adalarını kurma yoluna gitmektedir. Bu durum, ABD'nin küresel etkisini daha da daraltmakta ve dünyayı "çok merkezli" bir yapıya hızla sürüklemektedir.

YENİ DÜNYA DÜZENİ NASIL ŞEKİLLENİR?

1945'te kurulan "tek merkezli" veya "kurallara dayalı" sistemin yerini, Çoklu-Kompleks düzen alıyor. Bu yeni dünya düzeni, tek bir süper gücün veya sabit bir kurallar bütününün değil, sürekli değişen ittifakların ve bölgesel güç merkezlerinin hakim olduğu bir yapıya evriliyor.

Bloklaşma Yerine Ağlaşma

Eski düzende ülkeler ya Batı ya da Doğu bloğunda yer alırken, yeni düzende ülkeler "çok taraflı dengeler" kuruyor.

Riskten Korunma Politikası: Türkiye, Hindistan, Brezilya ve Suudi Arabistan gibi orta ölçekli güçler, tek bir bloğa bağlanmak yerine, güvenlik için ABD ile, ekonomi için Çin ile, enerji için Rusya ile aynı anda çalışma yeteneği geliştiriyor.

Konu Bazlı İttifaklar: Ülkeler artık "dostluklar" yerine, belirli bir mesele (örneğin iklim, teknoloji veya terörle mücadele) için geçici ortaklıklar kuruyor.

Kurallardan Pazarlıklara Geçiş

Uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletler gibi üst yapılar zayıflarken, dünya "al-ver" diplomasisine geri dönüyor:

Büyük Güçlerin Etki Alanları: ABD’nin Latin Amerika’daki veya Çin’in Güney Çin Denizi’ndeki baskınlığı, evrensel kuralların yerini güçlü olanın kendi bölgesinde kural koymasına bırakıyor.

İkili Diplomasiler: Çok taraflı ve kapsamlı anlaşmalar yerine (DTÖ anlaşmaları gibi), iki ülke arasında hızlı ve pragmatik anlaşmalar ön plana çıkıyor.

Teknolojik ve Ekonomik Parçalanma

Yeni düzenin en belirgin sınırı artık gümrük kapıları değil, teknolojik ekosistemlerdir.

Çift Ekosistem: Dünya çip tasarımı, yapay zeka standartları ve internet altyapısında "Batı standartları" ve "Çin standartları" olarak ikiye bölünüyor.

Ekonomik Kale Mantığı: Ülkeler artık küreselleşmenin risklerinden kaçınmak için kendi enerji, gıda ve teknoloji üretimlerini sınırları içine çekiyor.

Yeni Güç Merkezleri: Küresel Güney ve BRICS+

1945 düzeninde masada olmayan ülkeler, artık masanın bizzat kendisini kuruyor.

BRICS+ Genişlemesi: Yeni üyelerle güçlenen bu yapı, G7'ye karşı sadece ekonomik değil, alternatif bir jeopolitik çekim merkezi haline gelmiş durumda.

Finansal Alternatifler: Dolar dışı ödeme sistemleri ve bölgesel para birimleriyle ticaret, Batı'nın yaptırım gücünü sınırlandıran yeni bir denge unsuru oluşturuyor.

Yeni dünya düzeni eskisinden daha kaotik, daha rekabetçi ama aynı zamanda bölgesel aktörlere daha çok hareket alanı tanıyan bir yapıdadır. Bu düzende ayakta kalmanın anahtarı askeri güç kadar, stratejik esneklik ve teknolojik bağımsızlık olacak.

TÜRKİYE'NİN ÇOKLU-KOMPLEKS DÜZEN İÇİNDEKİ STRATEJİK ÖZERKLİK ARAYIŞI VE YENİ DENGEDEKİ FIRSAT VE RİSKLER

Günümüzde dış politika artık sadece diplomasi değil, doğrudan bir ekonomik hayatta kalma meselesidir. Türkiye'nin dış politika rotası, bugünkü sistemin yıkıntıları arasında kendine "bağımsız bir merkez" inşa etme çabasıdır. Bu strateji, ABD’nin tek taraflı baskılarına boyun eğmek yerine, Batı ile olan bağlarını koruyup, Doğu’nun (BRICS+, Çin, Rusya) sunduğu yeni fırsatları birer kaldıraç olarak kullanmayı hedefliyor.

Aktif Tarafsızlık ve Denge Sanatı

Türkiye, ABD ve Çin arasındaki ticaret savaşlarında bir taraf seçmek yerine, her iki tarafın da ihtiyaç duyduğu "vazgeçilmez durak" olmayı seçmektedir.

Türkiye bugün dünya siyasetinde "Eksen Devlet" olarak adlandırılan, yeni düzenin kilit oyuncularından biri haline gelmiş durumda. 1945 sonrası kurulan sistemde Türkiye bir "kanat ülkesi" (NATO’nun güney kanadı) iken, bugün kendi oyun planını kuran bir "merkez güç" olma stratejisini izliyor.

Stratejik Özerklik

Türkiye’nin son on yılda derinleşen bu vizyonu, hiçbir bloğa (Batı veya Doğu) bağımlı olmamayı esas alıyor.

Savunma Sanayi: Dışa bağımlılığın %20’lerin altına inmesi, Türkiye’nin askeri operasyonlarında kimseden "icazet" almamasını sağlayan en büyük güç çarpanıdır.

Çok Yönlü Diplomasi: Türkiye artık sadece NATO üyesi değil, aynı zamanda Türk Devletleri Teşkilatı’nın öncüsü, BRICS+ ile flört eden ve Afrika’da ciddi bir ekonomik ve askeri aktör olan bir ülkedir.

Arabuluculuk: Büyük güçlerin (ABD-Rusya-Çin) birbirine güvenmediği bir düzende, esir takaslarından tahıl koridoruna, bölgesel ateşkeslerden enerji pazarlıklarına kadar Türkiye "güvenilir arabulucu" rolüyle diplomatik sermaye biriktiriyor.

Bölgesel Liderlik: Irak, Suriye, Libya ve Kafkasya'da kurulan yeni statükolarda, Türkiye artık masanın başında oturan aktörlerden biridir.

Türkiye'nin bu parçalanmış yeni dünya düzenindeki stratejik özerklik arayışı, fırsatları ve riskleri beraberinde getiriyor.

Yeni Düzendeki Fırsatlar

Dünyanın çok kutupluluğa evrilmesi, Türkiye için yeni kapılar açıyor.

Enerji ve Lojistik Hub Olma: Rusya-Ukrayna savaşı sonrası Avrupa’nın enerji rotasının Türkiye’ye kayması ve "Orta Koridor" projesindeki önemli konumu, Türkiye'yi küresel bir ticaret köprüsü haline getiriyor.

Kritik Mineraller: Türkiye, batarya teknolojileri için hayati önemdeki bor ve nadir toprak elementleri rezervlerini kullanarak, küresel tedarik zincirinde stratejik bir oyuncu olmaya çalışıyor.

ABD ile İlişkiler: 2026 başında Trump yönetiminin CAATSA yaptırımlarını gevşetme ve F-35 programına geri dönüş sinyalleri vermesi, Türkiye için bir fırsat penceresi açtı. Türkiye, Batı ile "savunma ve güvenlik" üzerinden bağını tazeleyerek NATO içindeki ağırlığını koruyor.

Çin ve BRICS+ ile İlişkiler: Aynı zamanda Türkiye, Çin’in Avrupa’ya mal sevkiyatı için ihtiyaç duyduğu "Orta Koridor" lojistik hattının en güvenli limanı haline geldi. BRICS+ ile olan ilişkileri, Türkiye'ye finansal piyasalarda Batı'ya karşı bir "pazarlık gücü" veriyor.

Karşı Karşıya Olduğu Riskler

Bu "denge oyunu" riskleri de beraberinde getiriyor.

İkincil Yaptırımlar: ABD'nin sertleşen tavrı, Rusya veya Çin ile stratejik iş birliği yapan Türkiye'yi "finansal yaptırımlar" (CAATSA veya bankacılık kısıtlamaları) ile tehdit ediyor.

Yalnızlaşma Riski: Her iki blokla da iyi geçinmeye çalışmak, S-400 ve F-35’te olduğu gibi, kriz anlarında her iki blok tarafından da "güvenilmez" bulunup yalnız bırakılma ihtimali doğuruyor.

Ekonomik Kırılganlık: Stratejik özerklik askeri ve siyasi olarak güç kazandırsa da Türkiye'nin hala dolar, SWIFT, doğrudan yatırımlar gibi alanlarda Batı finans sistemine ihtiyaç duyması, dış politikadaki sert adımların ekonomik bedelini ağırlaştırabilir. ABD'nin dolar üzerinden uyguladığı baskı ve yüksek faiz ortamı, Türkiye ekonomisi için hala en büyük kırılganlık noktası olma özelliğini koruyor.

Eksen Kayması Eleştirileri: Batı'da Türkiye'nin BRICS+ ve Şanghay İşbirliği Örgütü ile yakınlaşması, "güvenilmez müttefik" algısını besleyerek doğrudan yatırımları ve teknoloji transferini zora sokabilir.

SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

Yaşanan gelişmeler gösteriyor ki mevcut uluslararası sistemin çöküşü başlamıştır. Hayatın akışı boşluk kabul etmeyeceğinden, eskisinin yerine elbette yeni bir dünya düzeni kurulacaktır.

Ancak her yeni düzen yeni paylaşımlar, her paylaşım da yeni kavgalar demektir. Tarih boyunca düzen, kanla kurulmuştur. Yeni dünya düzeni de uzun, kaotik, çatışmacı, kanlı ve sancılı bir süreç sonunda doğacaktır.

Türkiye için  yeni dünya düzeni "büyük kazanç, büyük risk" denklemi üzerine oturuyor. Türkiye, 1945'in kurallarını artık kabul etmiyor, bunun yerine kendine özgü, çok katmanlı ve "Türkiye eksenli" bir dış politika inşa ediyor ve bugünün dinamik ve kaotik dünyasında kendi bölgesinin "mimarı" olmaya çalışıyor. Bu strateji, bir yandan büyük bir özgürlük vaat ederken, diğer yandan yalnızlık riski taşıyor.

Türkiye’nin Doğu ile Batı arasında bağımlı olmayan, aktif tarafsızlık politikası ve yeni dünya düzeninin başat aktörlerinden biri olma stratejisi; siyasi ve ekonomik istikrar, bağımsız ve güçlü savunma sanayi ve akrobatik bir diplomasi kabiliyetini zorunlu kılıyor.

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık :
Yorumunuz :

Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2022    www.anahaberyorum.com          Tasarım ve Programlama: Dr.Murat Kaya