İnsan, özgürlük, hukuk ve barış isteyen bir varlıktır. İnsanın temel değerlerive ihtiyaçları olan özgürlüğü, hukuku ve barışı istismar eden, silen ve etkisizleştiren bir çok kurum, kalıb, kimlik, kültür ve kişi vardır.İnsanın olduğu yerde teklik ve tek tiplilik olmaz. İnsanın olduğu yerde insanın bütün ürünlerinin ve tecrübelerinin olduğu sınırsız bir çoğulculuk vardır. Teklik ve birlik iddiasındaki bütün kalıblar, kurallar ve kimlikler, aslında insani çoğulculuğu ortadan kaldırmayı amaçlayan ve insana tahakküm etmek isteyen deli gömlekleridirler.
İnsanın adalet isteği ve ihtiyacı, hiçbir kurumun, kalıbın ve kimliğin dar sınırlarına mahkum edilemez. Adalet, insani bir istek ve ihtiyaçtır. Adalete uygun hukuk uygulamalarının ortaya konması, ancak insan tecrübesiyle mümkündür. Hukukun kaynağı ve yapıcısı olarak insan, değişen insani, sosyal ve tarihsel şartlara göre zamana ve mekan sınırları içinde farklı hukuk uygulamaları üretmektedir.İnsanın gerisinden, üstünden ve ötesinden dayatılan legal uygulamaların, hukukla ilgisi olmadığı gibi, insanın adalet ihtiyacına da cevap vermemektedirler. İnsan, adalet anlayışını felsefi, ahlaki, bilimsel, sanatsal ve manevi açılardan sürekli olarak geliştirerek sürekli olarak yeni hukuk sistemleri ve uygulamaları üretmektedir. Hukuk ve adalet, olmuş bitmiş işler değildir. İnsan, sürekli olarak hukuk arayışındadır. Hukuk, insani tecrübe ışığında sürekli olarak şekillenmekte, gelişmekte ve değişmektedir.
İnsan, güce köle bir varlık değildir. İnsan, güce hizmet etmemelidir. Güç, insana hizmet etmelidir. Bütün güç, insanın bilimine, hukukuna, ahlakına, felsefesine, sanatına, maneviyatına, ilişkilerine, refahına, barışına ve özgürlüğüne hizmet etmelidir. Hukukun, felsefenin, bilimin, ahlakın ve maneviyatın gücün köpeği ve kölesi olması halinde, insani çarpıklık, çürüme ve çöküş denilen durum kaçınılmaz olarak meydana gelmektedir.