Medeniyet tasavvuru dediğimiz hadise
Medeniyet ve tasavvur olarak iki kavram karşımıza çıkmaktadır ki medeniyet kavramı bir dünya görüşü hayat tarzı olarak insan ve toplumların düşünce fikir zenaat sanat üretim tüketim ilişkileri yönetim biçimlerini nihayetinde siyasi iktisadi içtimai askeri dini ve ahlaki tüm alanlarını içine alan temeli inanç ahlak ve kültür olan ete kemiğe büründürdüğümüzde ferdin yaşam biçimi toplumun hayat tarzları ve yönetim tarzları anlamına gelmektedir
Tasavvur kavramı ise bu günü görerek doğru tespitler yaparak doğru araştırmalar yaparak doğru sorulara ve sorunlara doğru cevaplar vererek geleceği kurgulamak geleceğe tasarım yapmak geleceğe hazırlanmak manalarında ferdin ve toplumların hayatlarında kaçınılmaz olan değişim trendine yön vermek şekil vermek ve her şeyden evvel ruh vermek anlam vermek ahlak vermek anlamlarını taşır
Bu nedenledir ki medeniyet tasavvuru bu günü ve geleceği düşünmek ve tasarımlar yapmak anlamında en geniş ölçekli bir bakış açısı sağlam bir paradigma ortaya koymayı zorunlu kılar
Her şeyden evvel yaşadığımız dünyaya insanlara kavimlere toplumlara milletlere kültürlere inançlara devletlere ve de medeniyetlere büyük ölçekli ve derinden bakmayı büyük ölçekli düşünmeyi kapsayıcı tanımlamalar yaparak yeni kavramsal çerçeveler çizmeyi bu büyük hayat fotoğrafını görerek geleceğe yönelik gerekli tasarımlar yapmayı kendimizi sahih bir şekilde tanımlayarak reel olarak konumlandırmayı gerektirmektedir ki kendimize medeniyet tasavvurunun inşasında yeni bir yol haritası çizmemiz mümkün olabilsin
Yukarıdaki paragrafı açmamız gerekirse öncelikle yaşadığımız dünyaya bütüncül bir bakış açısı ile bir durum tespiti yaparak başlamak en doğru bir yöntem olacağını düşünmekteyiz
Madem ki konu medeniyet tasavvurunun inşa süreci
Sahih ve reel bir medeniyet tasavvur geliştirebilmemiz için öncelikle en başta hakim medeniyet olan “Homo ekonomikus” insan görüşüne dayalı BATI kültür ve medeniyetinin bu günkü durumunu ve konumunu hem jeopolitik ve demografik temellerde ve hem de inanç ahlak kültür bilgi haberleşme iletişim sanayi teknoloji ve sermaye açılarından ele almalıyız
Saniyen Çin Hint ve güney Asya coğrafyalarında hakim olan Budist kültür ve medeniyetlerini aynı temellerde ele almalıyız
Salisen üçüncü dünya dediğimiz güney Amerika ve Afrika da yaşayan kavimlere topluluklara kültür ve inançlarını da aynı açılardan öz bir şekilde el almalıyız
Sonrasında kendi ait olduğumuz İSLAM kültür ve medeniyet dünyamızın inanç ve kültür havzalarını yine jeopolitik ve demografik temellerde yine bilgi inanç ahlak haberleşme iletişim sanayi teknoloji ve sermaye birikimleri açılarından ele alarak bu günkü durumuna ve de konumuna sahih ve reel açılardan büyük fotoğraf çizmiş olabilelim
Konuyu biraz daha açmamız gerekirse
Dünyanın durum ve konum meselesine geldiğimizde
İnsanlığın küresel ölçekte siyasi iktisadi içtimai ve ahlaki buhran yaşadığı bir dönemde dünyayı yöneten zirvesinde Cizvit inanış ve teşkilatlanış sisteminin bulunduğu mesiyanik batıni bir inanç yapılanmasının bilgi teknoloji iletişim haberleşme istihbarat ve sermaye gücü üzerinden kendilerine küresel üst akıl dedikleri gizli yarı açık ve açık yapılanmalara dikkat çekmeyi gerekli kılmaktadır
Bizler saf ve sade bir şekilde sadece kendi ideallerimize odaklanmak ile yetinmekle beraber şeytanın ve şeytanlaşmış iblislerin hain şer tuzaklarına karşı da daima uyanık ve tedbirli olmamız dünyanın yaşadığı bunca acı tecrübelerden sonra bir medeniyet tasavvur hareketinin güvenlik ve mahremiyet kaygısı en başta ele alınması gereken konuların başında gelmektedir
Böyle bir tedbir tembihini yaptıktan sonra
Medeniyet tasavvuru hareketimizi üç dünyanın bütünlüğü temelinde kısaca fizik dünyaya sosyolojik dünyaya metafizik dünyana bütüncül bir yaklaşımla bakarak kültür ve medeniyetler hakkında sahici ve reel bir fotoğraf elde etmek mümkün görünmektedir
Biz sahip olduğumuz tarihi miras kültürel hafıza ve medeniyet birikimi açılarından kendi durumumuza ve kendi konumumuza büyük fotoğrafa baktığımızda çok rahatlıkla görebilmekteyiz ki BİN DÖRTYÜZ yıla baliğ olan İSLAM kültür ve medeniyetinin VAHİY ve RİSALETE dayanan inanç küültür ve ahlak kaynakları terrü taze ve canlı bir şekilde olmasa da İSLAM kültür ve medeniyet havzalarında hali hazırda Müslümanlar olarak olanca müsamaha ve çeşitlilik içinde yaşamaktayız
Ancak böylesi bir yaşam ve yönetim biçimlerine sahip olmamıza karşın hakim küresel medeniyetin manyetik alanında kaldığımızdandır ki yaklaşık iki asra varan zaman dilimlerinde havuç sopa politikaları ile kurba a testlerine tabi tutularak kurgulanmış kirli bir hayat tarzına mahkum edilmek istenmekteyiz
Bütün bu olumsuz şartlara rağmen
Kendi büyük inanç ve kültür fotoğrafımıza jeopolitik demografik temellerde bilgi iletişim haberleşme teknoloji ve sermaye açılarından baktığımızda büyük gelişmelerin büyük uyanışların büyük hazırlıkların olması yanında hali hazırda insanlığın buhranı fizik sosyolojik ve metafizik dünyanın temellerini atma teşebbüslerine de doğum sancısı aşamasını yaşatmaktadır
Demek istiyoruz ki
Bizler İSLAM dünyası olarak henüz fizik dünya açısından büyük ve devasa kaynakları sahip olmamıza rağmen Batı kültür ve medeniyeti camiası karşısında henüz reel bir fizik dünya üstünlüğü elde edememiş olduğumuzun altını çizmemiz gerekmektedir
Sosyolojik dünyamıza baktığımızda ise yine çok farklı kültür formlarında çok farklı inançlarda çok farklı siyasi iktisadi içtimai savunma ve güvenlik alanlarında henüz olması gererek ve istenilen düzeylerde yaşam ve yönetim standartlarını oluşturabilmiş değiliz
Metafizik dünya dediğimiz uzay gözlem uydu ve teknolojileri açılarından da yine alt sıralarda olduğumuz bir gerçekliktir
Kısaca
Merkezi dağıtılmış ve henüz sağlam temellerde yeni merkezleri oluşturulamamış bir İSLAM dünyasının inanç ve kültür havzalarına baktığımız da inanç ahlak yaşam yönetim ve güvenlik standartlarının henüz yeterince oluşturulamadığı ancak büyük düşüncelerin büyük fikirlerin büyük uyanışların büyük tasavvurların büyük atılımların geliştirildiği doğal akışında tabii hazırlık süreçlerinde olduğumuz hakikatinin altını da kalın çizgilerle çizmemiz gerekmektedir
Bizler sivil toplum örgütleri için biladı İslam coğrafyalarında gelişip serpilen tüm fikir düşünce ve aksiyon damarlarının çok sıkı bir takipçisi işbirlikçisi ve de destekleyicisi halinde olmak şartı bulunmaktadır
Sonuç olarak neler yapılması lazım gelmektedir
Öncelikle bizler İSLAM milleti ve ümmetinin müntesipleri olarak üç dünyanın bütünlüğü temelinde birini diğerinden ayırmadan birini diğerinden ötekileştirmeden bütüncü bir yapıda içinde yaşadığımız milletin siyasi iktisadi ve içtimai katmanlarında bilgi haberleşme iletişim sanayi teknoloji savunma güvenlik hayat ve yönetim standartları alanlarında yeniden hayat sahnesine tevhidi bir inanç ve ahlak temelinde ehliyet liyakat şura emanet ve adalet ilkeleri bütünlüğünde hem fizik dünyamızı hem sosyolojik dünyamızı ve hem de metafizik dünyamızı yeniden tanzim ederek yeniden bir dirilişle doğmak ideallerini sürekli ve sürdürülebilir olarak çok diri çok taze tutmamız gerekmektedir
Bizler
İnsanı “Homo Ekonomikus” olarak tanımlayan Batı kültür ve medeniyeti gibi insanı ve toplumları metalaştıran ahlaken yozlaştıran maddeci pagan yamalı bohça gibi parçacı ayrıştırıcı ve indirgemeci değil eklektik değil bütüncü tevhidi bir akide temelinde ahlaki ve insani değerleri hayat haline getiren yaşam ve yönetim standartlarını hür irade temelinde inşa eden güç ve kuvveti bilgi ve adaleti asla ihmal etmeyen medeni bir dünya idealimizi canlı ve heyecanlı tutmalıyız
Daha sarih ifadelerle
Uluslararası sistemin çökmekte olduğu ahlakı ve hukukunun kalmadığı insani değerlerini yitirdiği batıni şer yuvaların deşifre olup aşikar hale geldiği bir dönemde
İSLAM dünyası ile olan ilişkiler temelinde
Öncelikle bir AKİDE ve usul birliğinin temini Saniyen iktisadi ilişkiler bütünlüğü temelinde iktisadi entegrasyonun gerçekleştirilmesi Salisen savunma ve güvenlik mimarisi birliğinin teşkili
Sonuç olarak da bilgi de dil de fikir de iş de birlik idealini gerçekleştirmek olmalıdır
VAKIF olarak bizler
Böylesi kutlu bir dava olan İSLAM medeniyetinin TECDİDİ İHYASI ve İNŞASI yolunda neler yapmamız gerekmektedir konusu daha özel bir konu olduğundan bir başka yazıda ela alınması çok daha uygun bir zemin teşkil edeceğini düşünmekteyim
Ancak Tecdid ihya ve İnşa kavramları sadece dini alanlarda için değil insan ve toplumun tüm alanlarında dikkate alınması gereken fonksiyonel kavramlardır
Kısaca ifade etmemiz gerekirse
Yaşadığımız çağda devletin elinin uzanamadığı yerlere sivil toplum örgütlerinin ulaştığı bir dönemde hiçbir vakıf dernek kendi güç imkan kapasite ve kabiliyetlerini asla küçük görmemelidir güç kapasite imkan ve kabiliyetlerin birleştirilip bütünleştirildiğinde nice aşılmaz engellerin aşıldığı nice ulaşılamaz denilen hedeflerin gerçekleştirildiği tarih en sabit bir vakıadır
Bir medeniyet inşa hareketi elbette ki her sosyal hareket gibi ilmi ahlaki ve hukuki temellerini bulmalı ve de kurallarını kadrolarını ve kurumlarını da oluşturabilmelidir
Ancak bir medeniyet inşa hareketi içinde yaşadığımız toplumun temel dinamiklerini teşkil eden en başta gençlik olmak üzere ulema ümera ağniya asfiya ve gönül sultanlarından asla müstağni olamaz
İnsan ve toplumlar içinde bulundukları şartlara göre düşünürler hareket ederler ve yaşarlar İnsan ve toplumlar kendilerine sarıp sarmalayan fizik ve sosyolojik şartların dayatmalarına her zaman karşı koyama iradesi gösteremezler çünkü insan ve toplumlar çoğunlukla pasif bir güdü ile şartlara tabi olarak hareket ederler ve aktif bir direniş gösteremezler
Kendimizden başlamak şartı ile bilginin ameliliği prensibini de dikkate alarak milletimizin inanç ve irade yüklü serdengeçtilere dünyevileşme hastalığına yakalanmamış adanmışlara haz ve konfor tutkusundan sıyrılmış hayatlarını vakfetmiş vakıf insan ve kadrolarına ihtiyacı vurgulamak acı gerçeğini söylemiş oluyoruz
Eğer maksat bir fikir kulübü geliştirmek fikir ve düşüncelerimizi zenginleştirmek ise bu yol kolay ve basit bir yoldur Eğer gaye bir medeniyet tasavvurunun inşa hareketine dönüştürmek ise bu yol sarp yol çileli bir yol meşakkatli bir yol bu yolda adanmışlık vardır dayanışma vardır paylaşma vardır bu yolda ekol oluşturmak enstitüler kurmak okullar inşa etmek ve de çok etkili bir entellenjiyayı kurumsal hale getirmek vardır
Sonuç olarak
Her medeniyet kültürün manevi ılıman ikliminde hürriyetin humuslu toprağında yeşerir ve gelişir nihai tahlilde her medeniyet bir amentünün çocuğudur çünkü medeniyetin öznesi olan insan amentünün aksiyonudur
Medeniyet tasavvurumuz inanç düşünce ve hareket metodumuz ancak bu adanmış rehber kadrolarının öncülüğünde toplumun bu dinamik yapılarını tetiklemek suretiyle hayat haline gelebilir demekteyiz
Bittabi bu fiili şartlar müntesipler arasında ruhi bir disiplin içinde yapılan müşterek mesainin çok sıkı bir iş bölümü iş birliği ve koordinasyonu da gerekli ve zorunlu kılmaktadır
Bu fiili şart güç kuvvet ve hareket birliği gerçekleştirilmeden nice haklı idealler nice güzel fikir ve düşünceler sadece bilgi düzeyinde ve temennilerde kalacak ve tarihin tozlu sayfalarını süslemekten öte hiçbir anlam ifade etmeyecektir
Allah rast getire
Vesselam
SM Şazeli Çügen