Ötekinin kıymetini anlamak için beni mi bekledin ? Evet ! Zannederim virüs dile gelse bu soruyu soracak tüm insanlığa.Çünkü “üstün insan” ütopyasının bir şekilde ama bir şekilde esiri olan ve işimiz Allah’a kaldı” demekten utanç ve gerilim yaşayan batılı kafa, “zavallı şeytan bana ne yapabilirsin ki “ demekten bir türlü kendini alamıyor..!
Covid 19 sonrası bizimde atmosferimizde bir “anlamsızlık” rüzgarı esiyor! Zor zamanların çileli yolculuklarına dair geçmiş tecrubelerimiz genç nesillerimize oldukça uzak.Annelerimize bile sarılamadığımız bu günlerde ciddi anlamda ne için yaşadığımızı hatta 5N 1K lı sorgulamalarımızla birey merkezli dünyanın tılsımını çözmeye çalışıyoruz.Çünkü aşırı uçlar adı altında eğilip bükülen ,taarruz altında kalan ruh ve mana kökümüz ,bizi biz yapan ideallerimiz ateş altında …
Kadim ve mutlak bir doğrunun etrafında gelişecek yeni fetihlerin zenginliği ile , doğru istikametin pekişmesini temin eden bir inovasyon geleneğinden mahrumuz. Batılılar zoraki hatırlatmasa rönesans öncesi buluşların bayrağını bizim taşıdığımız fikrine bile uzağız! Esasen , Katolik düşüncenin yarattığı problemlerin büyük ölçüde farkına varan, ancak bu değişim ihtiyacını ,protestanlık adı altında ,gerçek ,samimi hristiyanlığa dönülmesi amaçlı idealize eden batı düşüncesinin vardığı nokta : bir çeşit Obama’nın Mısır konuşmasında yer aldığı gibi tarihin tekerrürü adeta.
Gaybın kapılarını yumruklamaktan öteye gitmeyen taşkın ve ben merkezli hedefler koyarak yol giden batı düşüncesi, böyle giderse hepimizi çıkmaza doğru sürüklüyor! Soruları doğru sormak yerine ,içinde tatlı su filozofları ikna edecek her türlü hümanist ve şefkat cümlesiyle çok mesafe alınamayacağı aşikar. “Çünkü hümanizm, bütün insansal davranışları kendi malı haline getirir ve hepsini birbirine katıştırır.Ona dosdoğru karşı gelirseniz, oyuna düşmüş olursunuz.Çünkü hümanizm karşıtlarına dayanarak yaşar. Dik başlılar,dar görüşlüler ,yasa dinlemezler, ona yenilip dururlar.,onların bütün sertliklerini bütün kötü aşırılıklarını , hümanizm sindirir ve köpüklü beyaz bir lenf haline sokar. Düşünce düşmanlığını , mistisizmi, kötümserliği, anarşizmi, bencilliği sindirmiştir. Bunlar varoluşlarını , ancak hümanizm içinde haklı çıkaran tamamlanmamış düşünceler ve aşamalardır.” (1)
Covid 19 hepimize birşeyler söyledi.
Özellikle ego merkezli yol alan sanatçılara, bilim adamlarına, siyasetçilere… hatta futbolculara. Öteki olmadan futbol oynanmaz.Öteki olmadan estetik olanın değeri bilinmez.Ötekinin hukuku çiğnenerek sadece haksızlık yapılır, ama adalet olmaz.Adaletsiz dünyanın ise ahengi yoktur.Annesine sarılamayanların da gerçek sevgiyi gönüllerine koyamadıkları aşikardır. O halde ötekinin hukuku benim hayatımda “ben” kadar önemlidir ve kutsaldır.Der ya ozan :
Sordular , kim Bağdat şehri onda,
Lal-i güher olan yarim de anda,
Ayn-el yakin ,ilm-el yakin ceminde
Cemiyet olmayan köyü neylesin “
Öteki olmazsa sende yoksun dolayısıyla .Neden Avrupa’da hiç sokak köpeği görmeyiz, sokaklarda? Başı boş gezen.Çünkü onlar görevli ekiplerce toplanır ve uyutulur! Yaratılmış ve kendisine bir şekilde emanet edilmiş canlı ve çevre bilincinden uzaktır batılı pozitivist kafa.”Öldürmeyeceksin” emri karşısında kendi rahatı için olabildiğince esnek ve fütursuzdur.
Hayvan için düşündüğünü esasen insan içinde tekrar eder batılı .Üçüncü dünya adını verdikleri için uyutulmak ! , “insanat bahçeleri” , yada inandıklarını başkalaştırarak uyutmak ve inançları üzerinden darbe yapmak hiç te yadırganacak, ayıplanacak bir durum değildir! Öteki nedir ki egosunun yanında .”Ben “ vardır sadece.Öldüren, ısıran, kemiren, sömüren, zenci ise suç işleyen boynuna basan…!
YENİ BİR DÜNYA İÇİN YENİ BİR HÜMANİZMA MI?
“Onbir Eylül ülkemiz için son derecede büyük bir sarsıntıydı.
Bu olayın neden olduğu korku ve kızgınlık anlayışla karşılanabilirdi, ama bazı durumlarda bizi, ideallerimizle çelişen davranışlara sürükledi. Bu gidişatı değiştirmek için somut adımlar atmaktayız. Ben Amerika Birleşik Devletleri’nin işkenceye başvurmasını açık bir şekilde yasakladım ve Guantanamo Körfezindeki hapishanenin önümüzdeki yılın ilk aylarında kapatılmasını emrettim. Amerika, ülkelerin egemenliklerine ve hukukun üstünlüğüne saygılı kalarak kendisini savunacaktır. Ve biz bunu, aynı şekilde tehdit altında olan Müslüman toplumlarla ortak olarak yapacağız, çünkü aşırı uçlar Müslüman toplumlarında ne kadar çabuk izole edilir ve dışlanırsa hepimizin güvenliği o kadar çabuk sağlanır. “
Bu satırlar Amerika’nın eski başkanı Barack Hüseyin Obama’nın 2009 tarihli Mısır’da yaptığı konuşmadan.Başkan seçildikten sadece 6 ay sonra Ankara ziyareti ve arkasından Mısır’da bütün dünyanın merakla beklediği parağraflardı.
Köleliği kaldıran ve 160 yıl sonra dönüşebilen bir toplumun çok ciddi bir afişi idi beyaz olmayan bir başkan! Ancak mental yapı değişmemiş sadece renk değişmişti: “köleler zincirler içinde herşeyi, hatta onlardan kurtulma isteğini bile yitirirler.Köleliklerini sever olurlar”(2) fikrini taşımaya devam edecekti beyaz adam!
Siyah adamın hasretle beklenen mesajlarıydı o zamanlar.Ne bilelim siyah renkli bir beyaz olduğunu! Sadece niyetin hakikat olmadığı çıktı özetle…
Sağduyulu, ortalama bir kafa yapısının ağzından çıkan sözler gibi duruyor değil mi ? Fakat fiili durum kan gölüne dönen bir islam coğrafyası, denizlerde ölen göçmenler, Mezopotamya coğrafyasında , kırk yıllık dikta rejimlerinin arkasından ülke zenginliklerinin bir şeklide müstemleke usulü kontrolü ve arap baharı adı altında insan kıyımları…
Ortaya konan hedefler nerede , fiili durum nerede?
HAKİKAT GALİP GELECEK Mİ
Amerika ‘nın körfez çıkarmasını canlı olarak televizyonlardan izlemiştik.Tek kurşun atmadan tarihimizin, inancımızın nabzının attığı coğrafyalarımızda bağdaş kurdu oturdu.Kırıldık, üzüldük ve bir karamsarlık bulutu hiç dağılmadı üzerimizden …Oysa baktık ki kötülüklerin ve işgallerin yayılması nasıl otoban hızıyla gerçekleşsede insanın iç aleminin perdeleri de doküzyüz kat. Ve perdeler arası geçişkenlik o kadar fazla ki , o kadar latif ki, (3)
başı eğik ,yüreği yanık insanlardan 15 temmuzlarda bir cengaver çıkabiliyor …Dolayısıyla üzülmeyin,yeni dünyada iyilik de çok çabuk yayılacak! Bu teselli aynı zamanda bitmeyen kavgalar için içimizdeki karşı koyma azminin teminatı olarak bize moral veriyor. Evet. Şımaranlarız. Gerilenleriz. Sevenlerdeniz.Cesurlardan, ihmalkarlardanız.Feda edenlerdeniz.Gözünü kırpmayanlardanız. Karşı koyabilenlerdeniz. Yardımlaşanlardanız. Yusuf’lardanız. İsmail’lerdeniz.Yunus Peygamber duasına muhtaçlardanız. Ve bu perdeler arasında ,berisinde, gerisinde hepimiz farklıyız.Ve saf saf duranlardanız.
GÜNDEME DAİR :
1.Kutuplaşma cephesinde ateşkes ihtiyacı hiç olmadığı kadar kendini hissettiriyor.” Dostlarımızla iktidar olacağız” diyerek, dostu düşmanı karıştıranlara karşı adaletin, barışın ve kardeşliğin sancağı düşmemeli.
2. “Anıtkabir ziyaretine dezenfektan engeli” gibi başlıklar atanların “yurtta sulh konseyinin” dışarıdan endeksli adı konulmamış üyeleri oldukları unutulmamalı.
3.”İstanbul sözleşmesiyle değil, inancımız gereği kadına zulmetmiyorum” ifadesi kusurlu.Davranış kalıpları belli mekanizmalara bağlanmadıkça gelişigüzel kullanılır.Batılı kalıplara mecbur ve mahkum bir sözleşme aidiyetine değil, kadına karşı asla inmeyecek bir estetik çıtasını yüksekte tutmaya mecburuz.Resen yargılama ilkesiyle , kadın zorla şikayetinden vazgeçirilse bile bir takım cinayetleri önlüyor şu anda İstanbul Sözleşmesi.
4.Sosyal medya hürriyeti ile barışık kalmak hakikatle barışık kalmaktır.Serbest düşünmeyi başaramayan toplumların inovasyon becerisine ulaşması imkansızdır.İHA ları 30 bin fite yeni çıkardık daha ötesi neden olmasın?
5.Her fırsatta ”Devrimlere saldırı” başlıkları atılır, bu tabirler hoş değil.Milletin muhafazakar çoğunluğu artık Atatürk dönemi ile hesaplaşmayı bırakmalı, bundan sonrası için varsa bir üretebileceği ortaya koymalıdır.Yapılan yanlışlar ancak böyle telafi edilebilir. Çınarın kökü sağlamdır ve her bahar sürgün mevsimidir.
6.”Lozan kutlaması, 30 Ağustos vs unutturuluyor” hiç hoş değil.Bulduğumuz her rezerv, uçurduğumuz her İHA yada SİHA bir 30 Ağustos kutlamasıdır ve Lozan’ın üzerine taş üstüne taş koymadır.Misakı Milli sınırlarıyla örtüşecek haritalarımız için çalışmak fiili kutlama çabasıdır.
7.Baroların çoklu hale gelmesi, daha çok hukukun üstünlüğünün temini ve yaşanması çerçevesi içerisinde bir yarış olmadıkça ,daha fazla çalışma kulvarı açma kaygısı güdülmedikçe kabul edilemez.Şucuların, bucuların barosu bizi hakikatten uzaklaştırır.
______________________________________________________________
1.Jean-Paul Sartre- BULANTI
2-Jean-Jacoues Rousseau-TOPLUM SÖZLEŞMESİ
3.Mustafa MERTER -DOKÜZYÜZKATLI İNSAN