İslam Devleti mi?
MAKALE
Paylaş
12.11.2021 08:01
1 yorum
1.319 okunma
Fahrettin Dağlı
Bu soruya cevap ararken, Öncelikle şu soruların cevaplarıyla başlayalım.
 
• İslam’ın verili bir devlet/yönetim şekli var mıdır? 
 
• Varsa, kurum ve kuralları nelerdir?
 
• Yoksa Müslümanların çoğunluk olduğu toplumlarda nasıl bir yönetim?
 
Hz. Peygamberin sağlığında "devlet" kavramı hiçbir zaman telaffuz edilmemiştir. Sadece Müslüman gücün egemenlik sınırları belirlenmiştir. Nasıl bir yönetim/idari yapı diye kurum kurallar vazedilmemiştir. Dolayısıyla verili bir idari sistemin olmadığı izahtan beridir. Kur’an’da da buna dair bir açıklama vazedilmemiştir. Sadece genel ilkelerle iktifa edilmiştir. Kur’an'da vaaz edilen genel ilkeler çerçevesinde bu durum insanların akli becerilerine havale edilmiştir. İçinde yaşanılan zamanın icaplarına göre ve ayrıca yaşanılan tecrübelerin birikimi üzerinden insanlar, hak ve hukuklarını tevzi edecek bir yönetimi kendileri inşa edeceklerdir. Bunun adı da "İslam devleti" olmayacaktır. Çünkü her halükarda o egemenlik sahasında başka inançlara veya hiçbir inanca mensup olmayan insanlar yaşayacaklardır. Adına ne dersek diyelim, o yönetim mekanizması o insanları da kapsayacaktır. 
 
Bu konuda Kur'an'ın bize önerdiği ilkeler bugünkü modern dünyanın yönetim teori ve pratiklerinin de esaslarını teşkil etmektedir. Bunlar, "adalet/hak/hukuk", "istişare/danışma", "liyakat/uzmanlık/tecrübe/beceri”, “maslahat/toplumsal çıkarları önceleme", gibi evrensel ilkelerdir.
 
Allah, kitabında nesnel bir "adalet" tanımı yapmamıştır. Var olan bir olguya atıfta bulunduğundan adalet, vahiyden bağımsız nesnel ve evrensel bir olgu olmalıdır. O zaman bu adalet olgusunu nasıl tanımlayacağız ya da nasıl somutlaştıracağız? Bu konuda da elimizde biri Hz. Peygamber (asm), diğeri de yine akıl olmak üzere iki araç bulunmaktadır. Ancak Hz. Peygamber de son peygamberdir, ondan sonra peygamber gelmeyecek, dolayısıyla vahiy inmeyecektir, peki o zaman bundan sonra adalet ve iyiliğe nasıl ulaşılacaktır? İşte Müslümanlar için en önemli ve üzerinde çokça çalışılacak bir mevzu…
 
Bu din kıyamete kadar binlerce yıl devam edecekse, sosyal ve siyasal hayatın getireceği onlarca probleme cevap üretecek bir dinamiğe ihtiyaç olduğu izahtan beridir. Artık vahiy ve yeni bir Peygamber gelmeyeceğine göre bugünün karmaşık sorunları nasıl çözülecek? O günün dünyasına gidip bulduklarımızla mı iktifa edeceğiz, yoksa o gün inen vahyi ve örnek bir temsil ortaya koyan Peygamberin bıraktığı yaşam modelinin kodlarını bugünümüze mi taşıyacağız? Temel soru bu… 
 
O güne gidip geçmişi tekrarlayan pratiklerin bugünün dünyasında nasıl karşılık bulduğunu hepimiz hüzünle izliyoruz. O zaman geriye, o günün inanç kodlarını bugünümüze taşımak kalıyor. 
 
Peki, nasıl? 
 
İşte bu durumda geriye Allah’ın insanoğluna bağışladığı en büyük nimet, "vahiy ve akıl" kalıyor.  Akıl, vahyi zamanlar üstü taşıma ve yeniden yorumlama mükemmeliyetiyle yaratılmıştır. Zamanımızın olağanüstü gelişmelerinin getirdiği enformasyon teknolojisiyle akli mekanizmaların hem bilgiye ulaşma ve hem de o bilgiyi işleyip vahyin ışığında yeniden bir inşa harcına dönüştürme imkanı hasıl olmuştur. Günümüz Müslümanı Hz. Peygamberin anlayış ve yorumunu da dikkate alarak, ileri düzeyde bir akıl yürütme yöntemiyle vahyi kavramaya çalışacaktır.
 
İşte burada bir şey daha önem arz ediyor; hangi akıl? Müslüman felsefeciler burada bir kategorizasyon yapıyorlar;
 
• "saf akıl", 
 
• "kısmen kirlenmiş akıl", 
 
• "kirlenmiş akıl".
 
Saf akıl, beşeri günahlarla kirlenmemiş akıldır. Beşeri ideolojiler, aşklar, tutkular, hazlar, kin ve intikam gibi zaaflarla kirletilmemiş, yozlaştırılmamış akıldır. Bu akla en güzel örnek, insanlığın örnek modeli olan Hz. Peygamberin aklıdır. Saf aklın veya en az kirlenmiş aklın rehberliğinde pergelin sivri ucunu hakikatin merkezine koyarak; diğer hareketli ucunu, bugüne kadar beşerin ürettiği tüm bilginin ve yaşanmış tecrübenin üzerinde dolaştırarak çağı kucaklayacak; inansın veya inanmasın herkese adalet eminliği verecek bir yönetim şekli…
 
İslam uleması vahyin ilkelerini mümkün olan en az kirlenmiş akılla kavrama çabasında önemli başarılar elde etmiş ve bu konuda temel yöntemleri üretmişlerdir. 
 
Bu düşünürlerin ortaya koyduğu Müslümanlık, yaşanabilir bir Müslümanlıktır. İçinde; dinin, aklın, bilimin, sanatın, kültürün ve devletin harmanlandığı pratik hayatta uygulanabilirliği olan bir Müslümanlıktır.
 
Çağımızda "nasıl bir sosyal-siyasal sistem" sorusuna söz konusu ilim ekollerinin metodolojik yöntemleriyle cevap bulmak mümkündür inancındayım. Burada bireyin özgürlüğü, can ve mal güvenliği, akli melekelerinin geliştirilmesinin garanti altına alınması, dini hayatını yaşama hakkının eksiksiz şekilde sağlanması, sefalet ve fakirlikten kurtarılması gibi hedefler temel hakların hayat bulduğu amaç olarak insani sistemin kurulması şeklinde belirlenmiştir.  Bu sistem kısaca insanın canını, malını, neslini, dinini, ahlakını ve aklını koruma ve geliştirmeye yönelik olmalıdır. 
 
İnsanların can, mal, hürriyet, akıl ve ahlak güvenliğini garanti altına alacak bir rejimin adı ne olursa olsun insanidir ve İslamidir. 
 
Bazı İslam alimleri, her türlü totaliter, baskıcı yönetimi küfür olarak görmüşlerdir.  Çünkü her türlü istibdat ve dayatma insanın potansiyelinin ve insanlığının tam gelişmesine ciddi bir engeldir.
 
Her türlü baskıcı/totaliter rejim, insanın hürriyetini sınırlar, insanlar arasında kin ve nifak tohumlarını yeşertir, insanları sefalete sürükleyip fakirliğe mahkum eder ve hatta sözkonusu totaliter/baskıcı rejimler dini hayatı bile zehirler. 
 
Müslüman birey aklını kullanan, kendine güvenen onurlu, sadece Allah'a kul olup başka hiçbir şeye köle olmayan bireydir. Öyle ki, bazı alimler insan hürriyetini imandan bir parça saymışlardır. 
 
Bundan hareketle adı ne olursa olsun; ister demokrasi, isterse başka bir şey; eğer sözkonusu siyasi rejim, ister inansın, ister inanmasın insanların hürriyetini, can, mal, ve akıl güvenliğini, ekonomik ve kültürel gelişmesini en etkin ve en verimli şekilde sağlayabiliyorsa, koruyabilme emniyeti veriyorsa bu rejim insanidir ve kabul edilebilirdir. Buna mukabil söz konusu güvenliklerden herhangi birinin gerçekleştirilememesi ya da sınırlı düzeyde gerçekleştirilmesi durumunda, o düzenin adı "İslam Cumhuriyeti" de olsa özü itibariyle İslami olamaz.
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık :
Yorumunuz :

Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Toplam 1 yorum yapıldı
Teşekkürler
SONUÇ:"Bundan hareketle adı ne olursa olsun; ister demokrasi, isterse başka bir şey; eğer sözkonusu siyasi rejim, ister inansın, ister inanmasın insanların hürriyetini, can, mal, ve akıl güvenliğini, ekonomik ve kültürel gelişmesini en etkin ve en verimli şekilde sağlayabiliyorsa, koruyabilme emniyeti veriyorsa bu rejim insanidir ve kabul edilebilirdir. Buna mukabil söz konusu güvenliklerden herhangi birinin gerçekleştirilememesi ya da sınırlı düzeyde gerçekleştirilmesi durumunda, o düzenin adı "İslam Cumhuriyeti" de olsa özü itibariyle İslami olamaz."
Yorum Ekleyen: Mustafa Yıldız     17.11.2021 08:56:14

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2022    www.anahaberyorum.com          Tasarım ve Programlama: Dr.Murat Kaya