Üsküdar’ın o yorgun yokuşlarından birini usul usul tırmanırken “ârif nedir?” diye sordum dostuma. Çünkü Üsküdar’ın yorgun yokuşlarından birinin sonundaki evlerden birinde oturduğumuz bir başka dost “Fas’ın bazı bölgelerinde arif zatlara zâkir de dendiği olurmuş” demişti.
“Ârif diye tatmış olana denir. Âlim ateşin yaktığını bilir, ârif bizzat yanar. Âlim söylediğinin gerisinde, ârif söylediğinin ilerisindedir. Çünkü derler ki âlim konuşmazsa, ârif konuşursa yanar” dedi dostum.
Bir okyanus kadar büyük olan aklı küçücük bir kavanoza sığdırmaya çalışıyor insanlar dört asrı geçkin süredir. Çünkü bilginin ancak bilme faaliyetinin kendisiyle ilerleyebileceğini düşünüyorlar ve bilgi elde etmenin yegâne yolunun da insanın aklını yahut tecrübesini kullanmak olduğunu öne sürüyorlar.
İnsan aklının okyanustan akvaryuma sıkıştığı yer tam burası işte.
Dilime doladığım, sık sık tekrarladığım bir cümle var: “Bilmenin amacının sadece bilmek olması insanı çıldırtmaya yeter.”
Dahasını da söyleyeyim. Her türden bilmenin insanı ve insanlığı geliştirdiği de çok büyük bir yalandır. Bilgi güç değil, sorumluluktur. Bilgiyi güç olarak görürsen zalim, sorumluluk olarak görürsen merhametli olursun.