Bir dönem özel öğretim kurumu açmak isteyenlerden, Millî Eğitim Bakanlığı sabıka kaydının yanı sıra Emniyet Genel Müdürlüğünden alınmış “Ahlâken Kötü Şöhrete Sahip Olmadığına Dair Belge” talep edilirdi.
Aslında “kötü şöhret” ifadesi Türkçenin dil ve anlam yapısına çok uygun değildir. Çünkü “şöhret” kelimesi olumlu bir anlam taşır; “kötü” sıfatıyla birlikte kullanılması çelişkili bir ifadedir. Ancak konumuz bu değildir. Biz, ahlâki değerler manzumesini konuşalım.
Ahlâk; iman, itikat ve ibadetle bir bütünlük arz eder ve hep birlikte dini hayatı tesis eder. Bu temel unsurlardan biri eksikse diğerlerinin de anlamı zayıflar. İman, itikat ve ibadet kul ile Yüce Yaratıcı arasındadır. İnsanın sosyal hayatı; insanlarla, hayvanlarla ve tabiatla kurduğu ilişkiler ise ancak ahlâk üzerinden şekillenir. Demem o ki, toplumsal düzenin temeli ahlâktır.
Kul hakkının gözetilmediği yerde güzel ahlâktan söz edilemez. Kul hakkı, Rabbimizin affına bırakmadığı en ağır sorumluluklardan biridir.
İslâm, “salih amel” kavramıyla Allah’ı gözeterek insanlara karşı sorumluluk bilinciyle hareket etmeyi emreder. Ahlâk; insanın hür iradesiyle, zorlamadan, iyi niyetle ve süreklilikle ortaya koyduğu değer merkezli davranışlardır. Rabbimiz, insana doğru ile yanlışı ayırt edebilme kabiliyeti vermiş ve bu yeteneğini kullanmasını istemiştir.
Bu yazıyı kaleme alma sebebim, yakın zamanda katıldığım bir seminerde “Ahlaki Değerlerimiz” başlığı altında Türkiye’nin bu konuda ciddi bir gerileme yaşadığını ifade etmemdir. Paylaştığım istatistikler bazı katılımcıları rahatsız etti.
Seminer sonrasında bir ilahiyatçı arkadaşımız,
“Batı bizden daha kötü. İçki, zina, kumar, uyuşturucu onlarda fazlasıyla mevcut… Bu rakamların doğru olduğunu düşünmüyorum.” dedi.
Ben de şöyle cevap verdim:
“Ahlaki değerler sadece bunlardan ibaret değildir. Okullarda öğrencilere, öğretmenlere, kamu ya da özel kurum ve kuruluş çalışanlarına uygulanan baskılar; aile içinde yaşanan olumsuzluklar, çarşıda pazarda, mahallede sokakta, bağda bahçede, özellikle trafikteki saygısızlık; kamu hakkının korunmaması da ahlâki değerlerin kaybına sebeptir.”
Bu konuşma, ahlâkın günlük hayattaki yansımalarını yazmam gerektiğini düşündürdü.
İşte toplumsal hayatta sıkça karşılaştığımız bazı ahlâki zaaflar:
• Balkondan halı, kilim, örtü silkeleyerek çevreyi rahatsız etmek,
• Çamaşır suyunu aşağıya akıtmak,
• Apartman girişlerini ayakkabılarla işgal etmek,
• Çöpleri, izmaritleri, ambalajları sokağa atmak,
• Kaldırımları işgal etmek,
• Trafikte kural tanımazlık ve ihlallerde bulunmak,
• Torpil ve ayrıcalık talep etmek,
• Öğretmene, memura, sağlık çalışanına şiddet uygulamak,
• Kamu malını kişisel çıkar için kullanmak,
• Emeğin hakkını vermemek,
• İsrafı hayatın gereği hâline getirmek,
• Yalanı, iftirayı, gıybeti ve hasedi sıradanlaştırmak,
• Komşuluk ve akrabalık bağlarını zayıflatmak,
• Gürültüyle çevreyi rahatsız etmek,
• Düğün ve asker uğurlamalarında konvoylarla yolları kapatmak,
• Sosyal medyada gösterişi hayat tarzı hâline getirmek,
• Rüşveti ve haksız kazancı meşrulaştırmak,
• Yetim ve yoksul hakkını gözetmemek,
• Emanete ihanet etmek,
• Kibirli ve merhametsiz davranmak,
• Şiddeti, ahlâksızlığı ve hayâsızlığı olağan hâle getirmek.
Bu liste uzatılabilir. Ahlâk, başkalarını yargılamak için değil; kendimize çeki düzen vermek için esas alınmalıdır. Asıl mesele, kusurları sayıp dökmek değil, önce kendimize dönüp bakabilmektir.
Bugün karşı karşıya olduğumuz birçok sosyal problemin temelinde ahlâki aşınma vardır. Hukuk, eğitim, ekonomi, sanat, spor ve siyaset ancak sağlam bir ahlâki zemin üzerinde gelişir ve toplumu geleceğe güvenle taşır.
Unutmamalıyız ki ahlâk bir süs değildir.
Ahlâk, karakterdir.
Kimliktir.
Hayat tarzıdır.
Ahiret ile dünya arasındaki dengeyi koruyabilen, kul hakkına riayet eden, merhamet ve adaleti hayatın merkezine alan bir toplum; yeni bir medeniyetin ihyası ve inşası iddiasında bulunabilir. Hakkın tesisi ve adaletin tecellisi ancak bu yolla mümkündür.
10.02.2026
İdris Doğan