Ama biraz da dürüst olalım: Çoğu zaman sadece kutluyoruz.
Çocuklarımız ve gençlerimiz, tarihin en büyük imkânlarına sahip bir çağda büyüyor. Bilgiye erişim sınırsız, fırsatlar görünürde çok. Peki bu imkânları ne kadar üretime, bilime ve gerçek gelişime dönüştürebiliyoruz?
Sorun dijital dünyada olmaları değil. Sorun, saatlerini tüketip kendilerini geliştiremeden orada kaybolmaları. Daha acısı ise, bunu izlemekle yetinmemiz.
Bir de görmezden gelinen gerçek var: Ne eğitimde ne istihdamda yer alamayan milyonlarca genç. Bu bir “bireysel eksiklik” değil; ertelenen ve çözülmeyen yapısal bir sorun. Ama biz çoğu zaman konuşmak yerine üstünü örtmeyi seçiyoruz. Sonra da ideolojik ya da Siyasal tercihlerlere dayanan tartışmalar içinde boğuluyoruz.
Bilim, sanat, kültür… Söylemde çok değerli, pratikte hep ikinci planda. Gençlerden üretmelerini bekliyoruz ama onlara ne yeterli alan açıyoruz ne de net bir yol gösteriyoruz.
Sonra ortaya çıkan tabloya şaşırıyoruz.
Eğer bu gidişata ciddi şekilde müdahale etmezsek, mesele sadece bir “gençlik sorunu” olarak kalmayacak. İçini boşalttığımız değerler anlamını yitirecek. Bayramlar, zamanla ruhunu kaybedecek.
Bu yüzden asıl mesele kutlamak değil, içinde yaşadığımız acı durumla yüzleşmektir.
Somut adımlar şart:
Aileler: Çocukları oyalamak yerine yönlendirmeli. (Ekran süresi kadar “üretim süresi” de olmalı.)
Eğitim: Ezber değil, düşünme ve üretme becerisi kazandırmalı. (Proje temelli öğrenme istisna değil, standart olmalı.)
Kurumlar: Gençlere gerçek fırsatlar sunmalı. (Şeffaflık ve liyakat vazgeçilmez olmalı.)
Gençler: Zamanın değerini fark etmeli; tüketmek yerine üretmeyi seçmeli. Bu bir tarafın, kesimin değil, herkesin sorumluluğunda.
Unutmayalım: Gelecek iyi niyetle değil, sorumluluk alınfığında üstün gayretle inşa edilir.
Ve bugün görmezden gelinen her sorun, yarın kaçınılmaz bir gerçeğe dönüşür.
23 Nisan 2026