Cumayı cumartesiye bağlayan gece açıklanan büyük şehirlerde iki günlük sokağa çıkma yasağının getirdiği panik havası günümüz insanının haleti ruhiyesini bir kez daha ortaya çıkardı. Durum rızık endişesini aşmış, rızık paniğine dönüşmüştür.
Yıllar önce, 1970’li yılların ortalarında bu dünya insanının yüzünü şöyle betimlemeye çalışmıştık:
“Dünyanın neresinde yaşıyor olursanız olun, yanınızdaki insanın yüzüne bir bakın. O endişeyi yakalarsınız. Korkuyla karışık bir endişedir bu. Bu, kendi ekseninden sapmış bir korkudur. Ne olacağım korkusu, bana ne yapacaklar korkusu, yarınım ne olacak korkusu.. sürekli olarak kendini bir belânın ortasındaymış gibi duyumsama korkusu.. kararsızlık, tedirginlik, endişe... Sokaktaki insan, kökenini bilmediği böyle bir karışık ruh hâli içindedir. Rızkından emin değildir, attığı adımdan emin değildir, düşüncesinden emin değildir, seçtiğinden emin değildir. Hatta korkusundan emin değildir. Kendinden ve başkasından emin değildir.” (Yaşadığımız Günler, Çağdaş İnsanın Yüzü, başlıklı yazıdan).
Bu bir ayıplama üslubu değil, nesnel bir betimleme…
Dün gece insanların fırınlara, marketlere can havliyle hücum etmesi yaşanan panik halini bir kez daha gösterdi.
Panik, bazı sözlüklerde şeyle tanımlanıyor: 1. Ürkü, 2. Topluluğu kapsayan ani dehşet duygusu, 3. Kolektif korku, 4. Ani dehşet duygusu, büyük korku, ürkü,5. Bir temele dayanmayan ani dehşet duygusu, 6. Topluluğu kaplayan ani dehşet duygusu, büyük korku, ürkü. (https://www.seslisozluk/).
Aynı yerde bağlantılı olarak panik atak tanımlanıyor, 1. Yoğun korku, kaygı, yoğun endişe karışımı bir nöbettir 2. Hiçbir tehlike olmamasına karşın, kişiyi saran ani dehşet duygusu ve 3. Panik olmak: büyük korku yaratan bir olay birdenbire ortaya çıkmak.
Bu durumdaki kimse kendi denetimini yitirmiş haldedir, gerçekleri değerlendiremez, belki korktuğu şey her ne ise bir yandan ondan kaçma bir yandan da onu yakalama çabasına düşer.