Hukukun bir gün herkese lazım olacağına ilişkin kanıya herkes ortaklaşa sahip çıkıyor.
Peki, ya ahlâk?
Bir gün onun da herkese lazım olacağı akla gelmiyor mu?
Genelde ahlâkî değerlerin ihlali halinde ona hukuki yaptırım uygulanmayacağı hususunda yaygın bir kanı yerleşmiştir.
Ahlâka aykırı fiillere ve sözlere toplumsal yaptırım uygulanacağı ileri sürüldüğünde, bu fiillerin yaptırımsız kalacağı, yalnızca toplumsal veya bireysel tepkiyle yetinileceği ve onunla kalınacağı sanılıyor. Kınamayla konunun kapanacağını düşünenler de başıboş bırakıldığını sandıkları alanda istedikleri melaneti işleyebileceğini düşünebiliyor.
Ahlâkla hukukun en temelde buluştuğu öyle bir alan var ki gözden kaçırılmaması gerekiyor. O da hukuk kurallarının en dibinde ahlâkî ilkelerin var bulunmasıdır…
Kavramsal olarak hukuk ile ahlâk kuşkusuz iki farklı alanın konusu… Ancak onların iki farklı alana ilişkin olma keyfiyeti, her zaman birbirinden bağımsız işlevlere sahip bulunduğu anlamına gelmiyor.
Streap-teas sanatçısının gösterisi iyi bir örnek sayılabilir. Aynı gösterinin farklı mekânlarda icrası farklı yaptırımlara konu olabilir. Sanatçının aynı gösteriyi sahnede icra etmesiyle sokakta icra etmesi arasında bağlam farklılığı bulunmaktadır. Sahnede işini icra etmesi ondan beklenen davranıştır. Sahnede soyunmayı reddetmesi ona hukukî ve ahlâkî yaptırım uygulanmasını gerektirir. Ancak işini sokak ortasında yapmaya kalkıştığında bu davranış genel ahlâka aykırı sayılır. Bu durumda ona yalnızca toplumsal tepki gösterilmez, gerekiyorsa hukukî yaptırım da uygulanır.