Kaygı, diyor Freud, tehlikeli bir duruma karşı gösterilen tepkidir. Ve devam ediyor: kaygı, egonun kaçış ya da engelleme planı sayesinde alt edilebilmektedir (Sigmund Freud, Endişe, Türkçesi: Leyla Özcengiz, Dergâh Yayınları, İst. 1977, s.60).
Herkeste farklı biçimde tezahür eden semptomlar, kaygının doğumunu engellemek için meydana geliyor, denebilir. Fakat belki semptomların, kaygının alarm verdiği tehlike durumunu bertaraf etmek üzere ortaya çıktığını söylemek de imkân dâhilinde…
Dr. Freud’un atlardan korkan “Küçük Hans” örneği ilginçtir. Küçük Hans, atlardan korktuğu için sokağa çıkmak istemez. Burada, sebebi bilinmeyen at korkusu semptom, sokağa çıkmama ise egonun kaygıya meydan vermemek için kendi kendine telkin ettiği bir engelleme veya bir kısıtlamadır. Freud’un asıl hedefi, Küçük Hans’ın atlardan niçin korktuğunu ortaya çıkarmaktır. O, kendi yöntemlerini kullanarak, burada, çocuğun babasını atlarla nasıl yer değiştirdiği sürecine ilişkin tahlillere girişir.
Freud’un tahlilleri gerçek kaygılar ve gerçek semptomlar için geçerlidir. Söz dinlemeyen çocuğunu başka çare bulamadığı için öcülerle korkutup yola getirmek isteyen bir anne kendisi öcüden korkmaz. Anne, öcüyü ileri sürerek çocuğuna kısıtlama getirir. Fakat öcü diye diye kendisi de öcüden korkmaya başlamışsa o da hastalanmış demektir.