Eski kudret ve azamet dönemleri geride kalmış, 1768 Avusturya seferinden sonra hükümet otoritesi gevşemiş, eyaletlerin bir kısmı Ayan denilen mahalli mütegallibelerin(zorba takımının), bir kısmı da mütegallip valilerin eline düşmüştü.
Bağdat ve Basra Valisi kölemenlerden Süleyman Paşa, Baban ailesinden İbrahim'i, Baban sancağına mutasarrıf (en yüksek idare amiri) tayin ediyor. O da, Serçınar ovasının bir tarafında bir kasaba tesis edip, adını Süleyman Paşa'ya izafeten Süleymaniye koyuyor. (1783'ten sonra, bugün Irak'taki Süleymaniye şehrinin tarihçesi kısaca böyle.)
Mütegallibe Hacı Ali Paşa. Canik muhassılı iken (kaymakam derecesinde memur) halka zulmediyor. Çapanoğlu Mustafa ile aralarında nüfuz ve mıntaka rekabeti var. Mustafa Bey, Hacı Ali Paşa üzerine sevk edilmiş, o da, Şahin Giray'a iltica etmiştir. Hacı Ali Paşa'nın Erzurum Valisi iken Canik (Samsun) ve Trabzon taraflarındaki derebeylerini def etmesi önemlidir.
Çapanoğulları (Çapar Cebbar oğulları) Mustafa Bey, hasmı Canikli Hacı Ali Paşa'ya karşı direndiğinden cür'eti (cesaret) artmıştı. Süleyman Bey zamanında, bu ailenin nüfuzu artarak Orta Anadolu'yu tamamen kaplamıştır. Rusya'ya karşı asker göndermiştir. 3. Selim'in Süleyman Bey'e itimadı vardır.
Genç arkadaşım! Çalış fakat sağlığını tehlikeye atma. En iyi tedavi sağlığını korumaktır. Hasta olmayan sıhhatin kadrini bilmez.
Azerbaycan olayının arkasında bir Yahudi parmağı olduğundan asla şüphe etmiyorum. Türkiye'yi harbe sokmak için güneyde de, kuzeyde de, doğuda da, batıda her yol deneniyor. Türkiye, oynanmak istenen büyük oyunun farkında olarak, tahrikler sonucu bir oldu bitti ile savaşa girmemelidir.
Saldırgana karşı misli ile mukabelede bulunmak mutlak bir azimet değil, ruhsattır. Müslümanlıkta esas olan "kötülüğü güzellikle def etmektir". Azerbaycan olayına bu açıdan bakıyoruz.
Tek Milletin İki Devleti Sabır ve Teeni ile hareket etmelidir.
Oturmakta olduğumuz bu coğrafyada Türkiye'nin İşi zor görünüyor. Tabiatı gereği, zorluklar kolaylıkla aşılmaz. Türkiye geleceği düşünerek, sabır ve teenni ile hareket etmelidir. Türkiye, "sessiz sedasız, patırtısız gürültüsüz" güçlenmeye devam etmelidir.
Türkleri yok etmek demek, yeryüzünü fitne ve fesada vermek demektir. Bu aziz milletin yok olması, Ye'cüc ve Me'cüc önündeki seddin yıkılması demektir. Baksanıza, bütün dünya zulüm altında, her yerde fitne ve fesat, kan ve gözyaşı. Çünkü ortada bir Büyük Osmanlı Devleti yok!
18.asrın ikinci yarısına kadar Çarlık olan Rusya, II. Katerina'nın azim ve gayreti ile Osmanlı, İsveç ve Lehistan'ın zararına büyük bir imparatorluk olmuştur. Katerina aslen Alman'dır. Kocası III. Petro'nun yerine hükümdar ilan edilmiştir.
II. Katerina'nın en büyük emeli İstanbul'u alıp, Bizans İmparatorluğu'nu ihya etmekti. Bu emeline ulaşamamış ancak 1774 Kaynarca Antlaşması ile ülkemizde konsolosluklar kurarak, Osmanlı vatandaşı olan Ortodoksları devletimiz aleyhine kışkırtmaya yol bulmuştur.
Katerina'nın başarıları İngiltere, Fransa, Prusya ve Avusturya arasında rekabetlere yol açmış, zararı bize dokunmuştur. Ondan yakınlık göremeyen Fransa'nın tahrikleri ile 1768'de Avusturya'ya; İngiltere ile Prusya'nın 1787'deki tahrik ve teşvikleri ile de Ruslara savaş açılmış, hesapsız, kitapsız ve hazırlıksız harbe girmemiz yüzünden büyük kayıplara uğranılmıştır. Bu açıdan Türkiye, Batı'nın, özellikle ABD'nin ince ayarlı tahriklerine dikkat etmelidir.