Allâh Kâinatı İnsanlığın Hizmetine Vermiştir
MAKALE
Paylaş
27.03.2024 13:49
276 okunma
Dr. Hasan Eryılmaz

Allah’ın özene bezene “fi ahseni takvim: en güzel duruşta ”(Tîn 4) yarattığı ve “Sizi şekillendirdi ve şekillerinizi de güzel yaptı. Dönüş yalnız O' nadır ”(Tegâbün 3) diye belirttiği “insan” cinsi, adeta “Kâinatın göz bebeği” gibidir.  “Müfessirler Allah’ın insandan daha güzel mahlûku olmadığı kanaatindedirler. Zira Allah insanı canlı, bilen, irade sahibi, konuşan, işiten, dinleyen, gören, düşünüp tedbir alan, hikmetle hareket eden ve bütün bu özellikleri sayesinde… kültürler ve medeniyetler geliştirebilen bir varlık olarak yaratmıştır”(Diyanet, Kur'an Yolu Tefsiri, Tîn 4, Cilt:5 Sayfa:646-647). Böylece insan, “yeryüzünün halifesi”(En'âm 165) olarak yaratıldığı bu dünyada, bu özellikleri sayesinde; çevreye- yerlere-göklere bakacak, görecek, düşünecek, akledecek, dersler çıkaracak, icatlar yapacak ve hikmetler keşfedecektir. Melekler de, cinler de akıllıdır ancak icat yapacak, hikmetler keşfedecek özellikte değildirler, gökleri-yeri-içindekileri değerlendirebilecek tek varlık, bildiğimiz kadarıyla, Allah ve insanoğludur.

Göklerde ve yerde ne varsa hepsini, kendi tarafından bir lütuf olarak hizmetinize veren de O’dur. Elbette bunda düşünecek kimseler için ibretler vardır.” (Câsiye 13).

Göklerde, yerde ne varsa hepsini Allah'ın sizin hizmetinize verdiğini ve açıkça yahut gizlice üzerinizdeki nimetlerini tamamladığını görmediniz mi?...”( Lokman 20).

Yukarıdaki ayetlerde kâinat, “gökler, yer ve içindekiler” olarak özetlenmiş, aşağıdaki ayetlerde de biraz daha genişletilmiş:

O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize verdi. Bütün yıldızlar da O'nun emri ile sizin hizmetinize verilmiştir. Şüphesiz bunlarda aklını kullanan bir millet için ibretler vardır”(Nahl 12).

O, güneşi bir ışık (kaynağı), ayı da (geceleyin) bir aydınlık (kaynağı) kılan, yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için ona menziller takdir edendir. Allah bunları (boş yere değil) ancak gerçek ile (hikmeti gereğince) yaratmıştır. O, âyetlerini, bilen bir topluma ayrı ayrı açıklamaktadır. Şüphesiz gece ve gündüzün ard arda değişmesinde, Allah'ın göklerde ve yeryüzünde yarattığı şeylerde, Allah'a karşı gelmekten sakınan bir toplum için pek çok deliller vardır” (Yûnus 5,6).

Ayetlerde geçen “hizmetinize verdi” anlamındaki “saḣḣara leküm” ifadesinin “yemek, içmek, giymek, kullanmak…”  anlamına gelmediği çok açık. Tüketilecek şeyler için, güneşin enerjisinin ve yerdeki her türlü nimetin gerekli olduğu bellidir ama, yer-ay-güneş dışındaki gezegenlerin, yıldızların ve galaksilerin,bizim ihtiyacamız olan tüketim maddeleri ile ilgisinin olmadığı da bellidir. Ayetlerin belirttiği gibi onlar öncelikle düşünmek için, ibret için, delil için, akletmek için, yaratılış hikmetlerini anlamamız için vardırlar. Rabbimiz, milyarlarca yıldız ve galaksileri muazzam bir denge içinde yaratmıştır;  “Göğü yükseltti ve ölçüyü koydu(Rahmân 7). Bu denge, sapmayan, bozulmayan bir dengedir. Yüce Allah kâinatı yaratmaya başladığı 13,8 milyar yıl önce;  nasıl olduğunu bilemediğimiz bir şekilde, nokta kadar küçük kâinatın korkunç büyük kütle çekim gücünü, nasıl olduğunu yine asla bilemediğimiz, “big bang: büyük patlama” denen olayın, korkunç patlama gücü ile aşarak, kâinatı ışık hızına yakın hızlarla genişletmeye başlamış ve hiçbir kargaşaya fırsat vermeden çok hassas ayarlarla, kendi dilemesi hariç, bozulmaz-değişmez dengeli bir sistem kurmuştur. Kütle çekim nedeniyle, galaksiler arası yakınlaşmalar ve çarpışmalar, büyük patlamanın sağladığı dışa doğru itme gücüyle engellenirken; galaksi içi ve yıldız içi yakınlaşmalar ve çarpışmalar da, merkezi yıldız etrafında yüksek hızlarla dönen ay ve gezegenlerin merkezkaç kuvvetleriyle engellenmekte ve toplam kâinatın dengesi devam etmektedir.  Bu denge sayesinde,  ay-güneş-yıldız ve galaksilerin hareketlerini yörüngelerin yerlerini ve dönüş hızlarını biliyoruz. Yukarıda (Yûnus 5)de belirtildiği gibi bu sayede günlerin, ayların ve yılların hesabını yapabiliyoruz. “Gökleri ve yeri hak ve hikmete uygun olarak yaratmıştır. Geceyi gündüzün üzerine örtüyor, gündüzü de gecenin üzerine örtüyor. Güneşi ve ayı da koyduğu kanunlara boyun eğdirmiştir. Bunların her biri belli bir zamana kadar akıp gitmektedir…”(Zümer 5).

Kâinattaki bu düzeni bu dengeyi gören akıllı bir insan da, bütün bunların kendiliğinden olamayacağını, mutlak olarak bir “Üstün Yaratıcı” tarafından yaratılıp yönetilebileceğini düşünür, anlar, bilir ve tüm yaşantısını O’nun emirleri yönünde düzenler “Allah, gökleri ve yeri, hak ve hikmete uygun olarak, herkese kazandığının karşılığı verilsin diye yaratmıştır. Onlara zulm edilmez”(Câsiye 22). Ancak bu düzen sonsuza kadar sürüp gitmeyecektir. Sonsuzluk sadece Allah’a aitdir. Bir gün gelecek kâinatın bu düzeni sona erecek ve herkese hayatında kazandığının karşılığı, tastamam verilecektir. “Allah gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri ancak hak ve hikmete uygun olarak ve belirli bir süre için yaratmıştır”(Rûm 8). Bu belirli olan yaratılış süresi, Ahkâf 3 ’de de aynı şekilde vurgulanıyor.

Yukarıdaki ayetlerden anlaşılacağı gibi, insanoğlunun emrine verilen kâinat, tümüyle bir denge halindedir, yani eksiklik ya da fazlalığı olmayan tam bir denge halindedir,  Rahmân 7 ’de belirtildiği gibi Allah’ın koyduğu bir “mizan” bir ölçü içindedir. Gökten inen rızkımızın kaynağı olan bizim yıldızımız güneşten farklı olarak, diğer uzak yıldızlar bizim için açık bir rızık kaynağı olmasalar da,  kâinatın genel mizanı genel dengesi için son derece önemlidirler ve bundan dolayı insanlığın varlığı için de hayati önemdedirler. Bu kâinatın genel dengesinin bozulması, bizim güneş sistemimizin ve dünyamızın dengesinin de bozulması demektir.

Rabbimiz kitabında, gökleri ve yeri altı günde yarattığını (A’râf 54) bildiriyor ki, gerçekte milyarlarca yıl demek olan bu altı zaman bölümünde, önce kâinatın dengesini, sonra güneş ve dünya dengesini, sonunda da dünyadaki biyolojik canlı hayatın dengesini yarattı. Bütün dengeleri yarattıktan sonra da özene bezene “fi ahseni takvim”(Tin 4) olarak da Âdem’i ve Âdem neslini, yani insanlığı yarattı. Önceki yarattığı tüm kâinatı da, yukarıdaki ayetlerde geçtiği gibi, insanlığın hizmetine emrine verdi.  “Mâturîdî’ye göre evren, insan için yaratılmıştır... Allah’ın fiilleri muhakkak bir hikmete mebnî olup, zulüm ve sefehten uzaktır. Ayrıca daha önce değinildiği gibi evren insanın yararına yaratılmıştır … zararlı gibi görünen bütün nesneler, aynı zamanda bir faydayı içinde barındırmaktadır. Örneğin ateş, yakma özelliği bulunmakla birlikte besinleri kullanılır hale getirmek ona bağlıdır…  Mâturîdî evrenin yaratılış gaye ve hikmetini büyük oranda insan merkezli olarak anlamlandırmaktadır. İnsanın yaratılış gaye ve hikmetini ise, imtihan olarak tespit etmiştir…  İlahi fiiller, birtakım sebep ve hikmetler taşıdığına ve evren insan için yaratıldığına göre, bunların keşfi ve insanın yararına kullanılması için çaba sarf edilmelidir…  Mâturîdî’nin düşünce sisteminde evren, insanın yararı gözetilerek tasarlanmış ve yaratılmıştır. Fakat evren aynı zamanda yaratıcının varlığına; bilgi, irade, kudret, hikmet, lütuf ve cömertliğine de işaret etmektedir. Bu durumda evren, yararlanılması gereken fakat aynı zamanda yaratıcına saygı ve minnettarlık duyulması gereken bir varlık olarak karşımıza çıkar. Bununla birlikte evren, insanın imtihan edilme amacına uygun bir şekilde planlanıp yaratılmıştır…  İnsan, böyle bir lütuf ve ikram karşısında genel anlamıyla hem yaratıcısını tanıma ve ona minnettarlık duyma; hem de diğer tüm varlıklara karşı ölçülü ve adaletli davranma sorumluluğu ile karşı karşıyadır…” (Maturîdî’ye Göre Evren Ve İnsanın Yaratılış Hikmeti, Doç. Dr. Hulusi Arslan, İnönü Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Kelam Anabilim Dalı, Hikmet Yurdu İmam Matüridî ve Matürîdîlik Özel Sayısı, Yıl: 2, S.4 (Temmuz-Aralık 2009), s. 71-90.)   https://isamveri.org/pdfdrg/D03434/2009_4/2009_4_ARSLANH.pdf                     

Tüm varlık âlemindeki hakiki varlık, Rabbimiz ve Yaratıcımız olan Allah(c.c.)dır, geri kalanı da O’nun yarattığı, var olan ama mahlûk olan varlıklardır. Bunlardan dağlar, taşlar, topraklar, denizler ve göller, canlı-akıllı-olmayan ama bizim anlayamayacağımız şekilde Allah’ı zikreden ve bize göre ölü olan varlıklardır. Melekler, Allah’ın buyruklarını yerine getiren asla isyan etmeyen görünmez ruhani akıllı  varlıklardır. İblis ve cin tayfası, Allah’a itaat da isyan da edebilecek şekilde donatılan, aklı olan imtihana tabi olan ve “yalın bir ateşten yaratılan”( Rahman 15) enerjik görünmez varlıklardır. Bitkiler ve hayvanlar belki kendilerine yetecek kadar zekâları olmakla beraber, akılları olmayan icatlar çıkaramayan kısmen gelişmiş canlılardır. Bir “âlem” olarak en son yaratılan insanlar ise; zeki, akıllı, hüküm çıkaran, iyi-kötü-doğru-yanlış ayırabilen, icatlar yapan, “ahseni takvim”olacak ve maddi-manevi-ruhani özellikleri bir arada taşıyacak şekilde yaratılan en mükemmel varlıklardır ve dolayısıyla tüm kâinat, Rabbimiz tarafından insanlığın emrine amade kılınmıştır.

(Devam Edecek)

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık :
Yorumunuz :

Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2022    www.anahaberyorum.com          Tasarım ve Programlama: Dr.Murat Kaya