Sivas Kongresi ,bir dönüm noktası oldu. Orada mandacılık fikri tamamen ortadan kalktı .Bütün kongreler, Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyeti adı altında birleşti. Düzenli orduya geçiş ve asker toplama kararı alındı ve Heyet-i Temsiliye adı altında bir kurul oluşturularak işleri yürütme ve yönetme görevi ,bu heyete tevcih edildi. Bir bakıma hükümet görevi …
Artık bundan sonra işler tek merkezden yönetilecek ,bir karar mercii olacak, dağınıklık ortadan kalkacaktı. İlk iş olarak, Ali Fuat Paşa, Kuvvay-ı Milliye Komutanı olarak atandı. Paşa özelikle Batı Anadolu’daki gönüllü ve bağımsız grup liderleri ile görüştü. Efelerle ve Çerkez Ethem ile görüştü. Onları birlik olmaya çağırdı. Bir taraftan da asker toplamaya girişildi. Böylelikle ileride düzenli ordu kurulacaktı.
“Bak beyim !.. Düşman aha şuraya gelse, ben çift sürmeye gene devam ederim”
Asker toplamaya 1920’de başlandı. Bütün komutanlar, bütün vatanseverler asker toplamaya katıldı.
Gazi Paşa, jeep ile yoldan geçerken, çift süren köylüleri gördü. Araçtan emir eri ile inip onlara doğru yürüdü. İlk karşılaştığı adama, Yunan’ın İzmir ve Batı Anadolu’nun bir çok yerini işgal ettiğini, zaten İstanbul’un da işgal altında olduğunu, vatanı kurtarmak için asker topladıklarını söyledi.
Köylü, Gazi Paşa’yı tanıyamamıştı. Zira o zaman O, bu kadar ünlü değildi. Gazete ve diğer resimli yayın organları da köye gelecek olsa bile okuma yazma da olmayınca bir işe yaramayacaktı .Adam, kiminle konuştuğunu bilmiyordu. Eliyle terini silerek, “..benim abim Yemen’de şehit düştü. Yengem, 5 çocuk ile bize sığındı. Ellerinden öper, 5 çocuk da bende var. Etti mi, 13. Bir de ihtiyar anam var. 14... Ben 14 nüfusa bakıyorum. Şu saban bizim ekmek teknemiz. Biz buna muhtacız .Bak ! Beyim! Düşman aha şu tarlanın başına gelse, ben gene de çift sürmeye devam ederim” dedi.Bu, köylünün hayata bakışı idi. Aynı zamanda savaştan bıkmış Anadolu‘nun hal-i pür melali idi.
Kısa zamanda; “konu vatansa gerisi teferruattır” diyen on binlerce vatan evladı askere yazıldı. Anaları onların başına kına çalıp vatana kurban olmaya yolladı.
Hızla asker topluyoruz..
Askere almalar 1921’de hızlandı. Gönüllü birliklerle Efelerle iyi bir koordine vardı. Gönüllü birliklerin en büyüğü Çerkez Ethem kuvvetleri idi. Çerkez Ethem ,Ali Fuat Paşa ile iyi ilişki kurdu. Her işte O’na danışıyordu. Ali Fuat Paşa da Kuvvay-ı Milliyecileri sevdi. Başına onların sembolü kalpak taktı.(Bu kalpak ileride başına dert açacaktı) Henüz daha düzenli ordu randımanlı çalışacak halde değildi.
Düzenli ordunun sistemi tam oturtulamamıştı. Ama vatanı canla başla savunacak kahramanlar vardı.
6 ocak 1921’da bir Yunan alayı, İnönü kasabasını işgale yeltendi. Savaş 4 gün sürdü. Sonra aynı alay iki ay sonra 23 Mart günü gene İnönü’ye saldırdı. Bu savaş da 4 gün sürdü. Yunan gene püskürtüldü.
Konudan biraz uzaklaşıp bunu anlatmamın sebebi şudur: Ordumuz iki-üç sene durağanlıktan sonra kendine yeni yeni geliyordu. Daha askerliğin bazı unsurları tam kurulmamıştı. Mesela, istihbarat ağı mükemmel değildi.
Yunan alayının bazı unsurları İnönü ilçesinin içine girip saldıracak, işgal edecek yerler ararken, sağa sola korkak bakışlarla ilerlerken, arkadaşları ile sokakta top oynayan bir çocuk bunları gördü. Babası Tapu Memurluğunda çalışıyordu. Hemen babasının yanına koştu .Babasına; “.. baba baba !.. Bizim sokakta bizim askerlere benzemeyen askerler var” dedi.
Tapu memuru, hemen Ankara’da bir yerleri aradı. İnönü Savaşı böyle başladı. Yani İnönü’yü bir çocuk kurtardı. Askeri birliklerimiz ve ordumuz eski tecrübe ve bilgilerini hatırlaya hatırlaya ilerledi kesin zafere..
Gönüllü birliklerin ve efelerin hepsi, düzenli orduyu destekledi. Hepsi Ankara’nın emrinde olduğunu bildirdi. Demirci Mehmet Efe, Gazi Paşa’ya telgraf çekerek bağlıklarını bildirdi. Savaş sürerken ve savaş sonrasında hiç bir kapris göstermeden Nazilli’de sakin bir hayat yaşadı ve öldü. Yörük Ali Efe de
Yunan’a karşı savaştığı dağları titretmişti ama, Aydın Dağlarında her taşa basan adam, son anda iki bacağı da sağlık sebeplerinden kesilmişti. Koca Efe ayaksız öldü.
Düzenli orduya katılmak istemeyen, aykırı hareketler yapan, yan çizen , düzenli orduya kalmazsa 2. bir silahlı gücün devlet içinde ne anlama geleceğini izah edemeyen, aslında ne istediğini bilemeyen biri vardı: Çerkez Ethem…
Devletin yapmadığını yapan adamın hali..
Çerkez Ethem aslında, ilk zaman büyük başarılar elde etti. Büyük hizmetleri oldu. Yunan ordusuna karşı kahramanlıkları oldu. Kendi seyyar birlikleri ile Gediz’i, koca Yunan ordundan aldı. Mücadele ateşinin ilk başladığı günlerde, milli mücadeleye karşı gelen Anzavur hareketini ortadan kaldırdı. Düzenli ordu tam teşkil edilmemişti. Yozgat’ta Çapanoğlu isyanı çıktı. İsyanı bastıracak gücümüz yoktu. Gazi Paşa, Ethem’i arayarak; “..bu isyanı bastır” dedi. Çerkez Ethem ordusu ile ve trenle Ankara’ya geldi. Gar’da Gazi Paşa kendini ı karşıladı .Yozgat’ta Çapanoğlu isyanı batırıldı. Çerkez Ethem’ e karşı halk arasında büyük sevgi yumağı oluşturdu.
Çerkez Ethem’in kuvvetleri 5.000 civarında idi. Askerlerinin hepsi köyden ve tarladan gelmiş vatansever insanlardı. İçlerinde Osmanlı ordusunda muvazzaf subay olarak çalışmış olan Ethem’in ağabeyleri olan Tevfik ve Reşit beyler de vardı. Diğer komutanlar sıradan insanlardı. Çolak Hayri, Topal Nuri ,Gördesli Makbule, Makbule’nin kocası Ahmet gibi. Ama hepsi vatansever insanlardı.
Bir safhadan sonra Ankara ile iyi geçinen Ethem, ufak tefek, kimine göre konu bile olmayan küçük konularda aykırı fikirler söyledi. O, baştan; savaşın gerilla şeklinde olmasını istiyordu. Tam kendine uygun gezici ve seyyar birliklerin haline göre bir karşı koyma.. Askeriyedeki disiplini beğenmiyordu. İsmet Paşa’nın altında çalışmak istemiyordu . Ordunun işleyişinin kendi askeri anlayışına ters olduğunu söylüyordu. Bir de düzenli orduda Ethem’in ne istediği konusu vardır. Kendine önemli bir yer istediği konusu, yaptığı bir baskın ile tezat arz etti.
Bir gün yanındaki bir grup ile Çerkez Ethem, Eskişehir’deki Garp Cephesi Komutanlığını bastı. Nöbet tutan askerleri tesirsiz hale getirdi. Garp Cephesi Komutanı İnönü’nün odasına girdi. İsmet Paşa korktu. Ama, O’nu iyi karşıladı. İsmet Paşa; Ethem’e ; “..sana tuğgenerallik verelim “ dedi. Çerkez bunu kabul etmedi. Ne istediğini de söylemedi. Sonra odadan çıkıp gitti. Makam isteme,sürekli karşı çık. Ne istiyorsun be adam derler hani…
Ethem bu halde iken hala O’na sevgisi olduğunu beyan eden ve hala Kuvvay-ı Milliyecilerin kalpağını giyen Ali Fuat Paşa’nın tavrı Ankara’da hoş karşılanmıyordu.
Ali Fuat Paşa, daha fazla problem olmasın diye 19.2.2020’de Moskova Büyükelçiliğine tayin edildi.
Paşa’nın arkadaşları, O’na ;“ hayırlı olsun..Ethem’i de yanında götür, artık “ diye alaylı espri yaptılar. O tarihten sonra ( istenmeyen diplomatlar Moskova’ya sürülür diye hariciyede bir usul gelişti.Fahri
Korutürk’ün Moskova büyükelçiliği de bunun gibidir.)
Çerkez Ethem, kahramanlık ile vatan hainliği arasında kaldı
Çerkez Ethem, Ankara’yı bıktırdı. Düzenli ordu O’nu yakalamak için defalarca peşinde koştu. Ethem, bu işin olmayacağını anladı.(Devam edeceğim)
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Hurufat Bilgi: 1. 27 Mayıs 1960 ihtilalinde Fahri Korutürk, Deniz Kuvvetleri Komutanı idi. Korutürk İhtilale katılmadı. Bütün komutanlar Genel Kurmay Başkanı Endelhun ve diğerleri tutuklandığı halde Korutürk tutuklanmadı. İhtilalciler Korutürk’ten gene de rahatsız oldular. Gözden uzak dursun diye Moskova Büyükelçiliğine gönderdiler. Yukarıda Ali Fuat Paş Olayını anlatırken geçen konu budur.
2. 27 Mayıs ihtilalinden sonra 2 kere ihtilal girişiminde bulunan Albay Talat Aydemir, Çerkez Ethem’in yeğenidir.