Değerli okuyucu;
Bir asır önce, muasır Batı Medeniyeti’ ni tercih ederek, tüm sistemlerimizi Batı Medeniyeti temelli olarak dizayn ettik.
Ne var ki; geçen zaman bu seçimimizin doğru olmadığını gösterdi.
Bu yazımızda seçimimizin neden doğru olmadığını açık ve net bir şekilde gerekçeleriyle ortaya koymak istiyoruz. Yanıldığımızı düşünen okuyucularım olursa lütfen yorum yaparak hatalarımı belirtsin ki, doğruyu bulalım.
İlk önce, Batı Medeniyeti’ nin karakteristik özelliklerini belirlemeye çalışacağım.
Batı Medeniyeti’ nin kültürel temelleri; Judeo-Grek kültür ve Roma Hukuku’ na dayanmaktadır.
Judeo-Grek (Yahudi-Yunan) kültür;
A- Beni İsrail Kavmi, Kur’ anı Kerim’ de açıklandığı üzere; Tevrat’ ı heva ve heveslerine göre tahrif ederek (değiştirerek):
Yahudi Kavmi’ nin üstün kavim olup, Arz-ı Mevud [Vaat edilmiş topraklar (Nil’ den Fırat’ a)] üzerinde kurulacak, Yahudilerin efendi, diğer tüm kavimlerin ise köle olacağı Büyük İsrail Devleti’ nde başşehirleri olacak Kudüs’ teki Sion Tepesi üzerinden dünyayı yönetecekleri, Tevrat’ ta böyle yazdığı ütopyasına dayanır.
B- Grek (Yunan) kültürü ise; özünde insan tanrılardan oluşan, bu tanrıların birbirleriyle güç mücadelesi gereği, zaman zaman birbirleriyle savaşan, cinsiyet farklılıkları bulunan eski Pagan (putperestlik) inancına dayalı bir inanç ve kültürdür.
Sonra Hristiyanlıkla birlikte; İncil’ i heva ve heveslerine göre tahrif ederek (değiştirerek): Pagan Grek kültürünün Hristiyanlıkla sentezlenerek ortaya çıkarıldığı Teslis (Üç Tanrı) inancının, aslı Hz. İsa’ nın Havarileri’ ne dayanan Azizlerin de bu Teslis (Üçleme) inancına ilave edilerek çok tanrılı bir inanca dönüştürüldüğüne şahit oluyoruz.
En nihayet Muharref Tevrat’ la, Muharref İncil birleştirilip “Kitab-ı Mukaddes” diye isimlendirilerek ortak bir din tesis edilme yoluna gidilmiştir.
Heva ve heveslerine göre belirledikleri Kitab-ı Mukaddes: uygulamada papaz ve kilise sultasına, engizisyon mahkemeleri zulmüne dönüşmüş, sonuçta yüzbinlerce insan bu mezalimden payını alarak giyotinde hayatını kaybetmiştir. Bu tanrı istismarına dayalı zulme 1789 Fransız ihtilalinin icat ettiği laiklik kavramıyla son verilmiştir.
Batı kültürünün bu beşerî heva ve hevese dayalı kültürü hukukta da Roma Hukuku’ na vücut vermiştir.
Total olarak Batı kültürü, genel anlamda birbirleriyle güç mücadelesi yapan tanrılardan da mülhem olarak güce tapan bir inancı ifade eder. Bu nedenledir ki; güce sahip olmak ve daha da artırmak uğruna tarih boyunca sahip oldukları ekonomik, teknolojik ve askeri gücü, insanları ve sahip oldukları tüm doğal kaynakları sömürmek için kullanmışlardır. Batı’ nın bilim ve teknolojideki, icat ve keşiflerdeki kullanılan finans kaynakları işte bu silah gücüne dayalı sömürü sonucunda hırsızlık ve gasp sonucu elde ettiklerinden ibarettir.
Kuzey Amerika’ da Kızılderili’ ler, Güney Amerika’ da Aztekler ve İnka’ lar, Afrika’ da Siyahîler, Güney Asya’ da Hintli’ ler, Avustralya yerlileri hep Batı’ nın güce sahip olma aşkı yüzünden yok edilmişlerdir!
Haçlı Seferlerinde; kendi dininden olanlara bile yüzyıllarca kıtal, talan, yakıp yıkma, gasp, insan eti pişirip yeme, iğneli fıçılarda biriktirdikleri çocuk kanı içme tarihin kaydettiği vahşetlerden bazılarıdır.
Batı’ nın güç sevdası bu kadarla bitmemiş; Nagazaki ve Hiroşima’ yı birer atom bombasıyla, Avrupa’ da, sınır tanımayan, hedef gözetmeyen B52 bombardıman uçaklarıyla şehirleri bombalayarak on milyonlarca insanı katlederek devam etmiştir.
Halen de; Gazze’ de, Batı vahşetinin boyutlarını izliyoruz.
Zamanımızın süper güçleri; her biri bir şehri yok edecek güçte binlerce nükleer başlık (Atom bombası) bulundurmakta, bu gücü tehdit vasıtası olarak kullanarak, dünyada istediklerini yaptırabilmektedirler.
BMGK kuruluş ve işleyişindeki; tüm dünyaya karşı bir veto hakkı sahibi ülkenin üstün tutulması her şeyi açıkça izah eder! Batı’ nın güce taptığının tartışmasız bir tezahürüdür bu!
Tarih boyunca Batı’ nın insanlık lehine gerçekleştirdiği herhangi bir eylem mevcut değildir. Tam tersine Batı, hemen her zaman insanlık için katliam, mezalim ve sefalet kaynağı olmuştur.
Denebilir ki; Batı kaynaklı bilim ve teknolojideki gelişmelerden biz de istifade ediyoruz ya!
Batı, değil sahip olduğu bilim ve teknoloji ürünlerini, günahlarını bile başkalarına vermez!
Ne var ki, bu defa da; bilim ve teknoloji ürünlerini astronomik bedellerle insanlığa satmakta, bu şekilde sömürüye devam etmektedir.
Ülkemiz’ in AB ne 60 yıldır alınmayışının sebebi Batı’ nın güç tekelciliği anlayışından başka değildir. Bu süreç bizim safdilliğimizle (Muasır medeniyet sevdamızla) izah edilebilir.)
Şimdi de İslâm Medeniyeti’ ne;
İslâm Medeniyeti’ nin en üstün örneği Asr-ı Saadet’ tir. Medine İslâm Devleti’ nde Müslüman, Hristiyan, Yahudi, Mecusi ve Putperest toplulukları aynı devlet çatısı altında yaşamış ama, tarihe İslâm Devleti’ nin haksızlık yaptığına, adaletsizlik yaptığına, zulmettiğine dair hiçbir şikâyet düşmemiştir.
Çünkü İslâm Medeniyeti’ nde güce değil, Hak’ ka tapılır. Bunun uygulamadaki sonucu ise sosyal hayata Adalet ve hakkaniyetin hâkim olmasıdır.
İslâm Medeniyetini referans alan devletlerde elbette yanlışlıklar, eksiklikler, hatalı uygulamalar olmuştur. Bu, uygulamanın kaçınılmaz gereğidir.
Ancak; Hedef gözetmeden sivilleri katletme, sömürgecilik yapma, güç elde etmek için toplulukları topyekûn katletme, cephe dışında savaş yapma, sivilleri ablukaya alıp, ölüme terk etme, sahip olduğu bilim ve teknolojiyi hasislikle muhafaza etme çabası, kendileri dışındakileri ikinci sınıf insan görme, esirlere fena muamele etme, cinsiyet farkı yapma vs. insanlık dışı uygulamalar pek nadir istisnalar dışında İslâm Medeniyeti kapsamındaki toplum ve devletlerde görülmez.
Beşerî ilişkileri tanzim eden kurallar medeniyetin esasıdır. Bu tür medeniyet manevi medeniyet olarak isimlendirilebilir.
İnsan hayatının kolaylaştırılmasına matuf bilim ve teknoloji ürünü maddi objeler ise maddi medeniyeti ifade eder.
Batı: gücüne güç katmak için her imkân ve vasıtayı kullanarak maddi medeniyeti geliştirmeye çalışmış, bunda da neredeyse tüm dünyayı sömürerek elde ettiği maddî imkanlarla başarılı olmuştur.
Değerli okuyucu;
Bu gerçekler ışığında; kimlerin kimleri örnek alması gerektiği artık açıkça ortaya çıkmıştır sanırım.
Batı’ ya; Maddi medeniyetteki yüksek seviyesinden dolayı gıpta etmek, aşağılık kompleksine kapılmak, faili olduğu vahşet eylemleri göz önüne alındığında medenî insana asla yakışmaz!
Asıl örnek alınacak, gıpta edilecek medeniyet “ASR-I SAADET MEDENİYETİ’ dir”
Aslında çok şanslıyız. Çünkü gözümüzü “Asr-ı Saadet medeniyeti” ni esas almış bir topluma gözümüzü açtık Hamdolsun. Ne kadar yanlış yollara saptıysak da, ne kadar yanlış inançlara kapıldıysak da! En sonunda doğru yolumuzu bulup düzeleceğiz İnşaallah! Henüz vakit geçmiş değil!
Allah, feraset ve basiretimizi artırsın İnşaallah. Allah’ a emanet olunuz.
22.01.2024
Av. Mehmet AKTAN