Ortadoğuda Bir Danışıklı Dövüş : İran
MAKALE
Paylaş
09.12.2024 13:58
304 okunma
Nejmettin Özdemir

1. BÖLÜM

Korku insandaki en kuvvetli duygudur. Korkutarak insana pek çok şeyi yaptırabilirsiniz.

Korku siyaset ve dış politikada da kullanılan temel enstrümanlardan biridir. Halkı korkutmanın en kolay yolu, ona bir düşman göstermektir. Düşmanla korkutulan halk, güvenli liman gördüğü ve kaybetmek istemediği devletinin (devleti yönetenlerin) arkasına sığınır ve kayıtsız şartsız destek verir.

Düşman korkuyu, korku itaati getirir.

Bu yöntem demokratik ya da değil, tüm devletlerde başvurulan bir yoldur. Ancak bu yöntemi dünyada en çok kullanan şüphesiz Amerika’dır.

Amerikan devleti ve siyasetçileri, 2. Dünya savaşından, SSCB’nin dağılmasına kadar geçen sürede, Amerikan halkını (ve dünya halklarını) komünist Rusya düşmanıyla korkutmuş, bu sayede iktidarlarını uzatmış ve düşmana karşı dilediğini hoyratça yapmaya, sınırsız destek almışlardır.

Amerika’nın dünya jandarmalığını ayakta tutan da yine halklara verdiği düşman korkusudur. Amerika Irak, Afganistan gibi dünyanın dört bir yanındaki müdahale ve işgallerine, komünizm, radikal İslam, terörizm, kitle imha silahları gibi çoğu zaman hayali düşmanları gerekçe gösterirken, halkları inandırmakta zorlanmamıştır. Çünkü korku sorgulamaya izin vermez.

Bu itibarla, Amerika için düşmanın varlığı vazgeçilmezdir, o yüzden düşman yoksa da oluşturulmalıdır.

İngilizler çekildikleri yerlerde, karışıklık ve fitneye sebep olacak tohumlar bırakır. Amerika ise ileride müdahale edeceği yerlere düşman eker.

Belki de 1979’da Ortadoğu’ya ekilen tohumun hasat zamanı gelmiştir.

FRANSIZ UÇAĞININ ROTASI İRAN

Takvimler 1 Şubat 1979’u gösterirken, ülkesine dönmek üzere kendisine tahsis edilmiş Air France uçağına binen “yaşlı adama”, kalabalık bir gazeteci grubunun yanı sıra, Fransız istihbarat örgütünün elemanları da eşlik ediyordu.

On dört yıllık sürgün hayatının son bir yılını, Paris'in banliyösü Neauphle-le-Château'da geçiren bu önemli yolcuyu taşıyan uçağın rotası İran’ı gösteriyordu. Yapacaklarıyla İran’ın olduğu kadar, Ortadoğu’nun da kaderini etkileyecek olan bu kişiye sonrasında “Ayetullah” denilecekti.

İRAN’IN ÇALKANTILI SİYASİ TARİHİ

İran tarihi esasen hanedanlıklar tarihidir. Sıklıkla Türk hanedanların hakim olduğu İran’da, son Türk hanedanlığı olan Kaçar Hanedanlığı, ülkede 1925 yılına kadar hüküm sürmüştür.

1908'de İran'da petrolün bulunması, ülke için bir dönüm noktası olurken, emperyalist güçlerin İran’da yaptıkları, İran’ın bugünkü sosyo-ekonomik yapısını ortaya çıkarmıştır.

Şii Yayılmacılığı

İran halkının İslamiyet’le tanışması Hz. Ömer’in hilafeti döneminde olmuş, 636’da İran Sasani Devleti yıkılmış ve İran toprakları Arap nüfuzu altına girmiştir.

Bu tarihten itibaren, Arap milliyetçiliğini milli benliklerine yönelik bir tehdit olarak algılayan İranlılar, bağımlı oldukları Hilafete karşı farklı bir kimlik arayışına girmişlerdir. Bu süreçte İranlılar, Hz. Ali taraftarlığı üzerinden Araplara karşı bir duruş sergileyerek, İranlı kimliğini yeniden inşa etmek istemişlerdir.

1501 yılında Safevî Devletini kuran Şah İsmail, genişleme yolunda ilk olarak Şiiliği devletin resmi mezhebi olarak kabul etmiş, çoğunluğu Sünni olan topluluğu Şiiliğe döndürmüştür.

İslam dinine mensup, varoluşu bakımından yayılmacı kimliğe sahip İran, genişleyebilmek için kimliğini radikal şekilde dönüştürme yoluna gitmiş, bu yolla Sünni İslam toplumunda ayrışmıştır.

Öte yandan İran, Şiiliği yayma girişimlerini tarihten bugüne devlet politikasının merkezine yerleştirmiştir.

Pehlevi Dönemi

1925 yılında ülke yönetimini tamamen ele alan Harbiye Bakanı Rıza Han, Kaçar Hanedanlığının egemenliğine son vermiş, böylece Pehlevi ailesinin hanedanlığı başlamıştı.

İran ordusunda Generalken İngiliz ajanı Reporter tarafından İngilizlere tanıtılan Rıza Pehlevî, 1921’deki darbeyle İngilizler için çalışmaya başladı. Hızla yükselen Pehlevi, 1923 yılında başbakan, 1925 yılında İran şahı oldu.

O’nun döneminde, 1941’den II. Dünya Savaşı sonuna kadar, İngiltere ve SSCB İran’ı işgal etti. Bu tarihten sonra Şah Rıza'nın ülkeden uzaklaştırılmasıyla, gerçekte işgal güçlerinin denetiminde olmak kaydıyla, oğul Muhammed Rıza Pehlevî iktidarı başlamış oldu.

Muhammed Rıza Pehlevi Batı yanlısı ve reformistti. Yaptığı Batıcı uygulamalar halkı dini ve kültürel değerlerden uzaklaştırmaya yönelik olunca, halk protesto gösterilerine başlamıştır.

DEVRİME GİDEN YOL

Ajax Operasyonu

1951'de İran Ulusal Cephesi, halkın büyük çoğunluğunun da talebi olan petrolün millileştirilmesi kararının Mecliste kabul edilmesini sağladı. Aynı yıl başbakan olan Muhammed Musaddık’ın meclisin kararını onaylamasıyla İran petrolü millileşmiş oldu.

Bu karar ve Musaddık'ın bağımsızlıkçı politikaları, İngiltere ve ABD'nin tepkisini çekmişti. Karşılığında Musaddık, İngiliz-Amerikan ortak yapımı darbeyle, 1953’te devrildi. Yönetimi devralan Şah, İran petrollerinin % 50’sinin işletme hakkını, İngiliz ve Amerikan şirketlerinden oluşan konsorsiyuma devretti.

Başbakan Musaddık’ın İran petrollerini millileştirmesinin ardından Amerikan destekli bir darbe ile düşürülmesi, İran halkında yabancı düşmanlığını tetiklemiş, bu da devrime giden sürecin başlamasında etkili olmuştur.

Ak Devrim Reformları

İslâm Devrimi'ne giden süreçte önemli gelişmelerden biri de Şah'ın 1963 yılında gündeme getirdiği “Ak Devrim” reformlarıdır.

Toprak reformu, seçim reformu, devlet işletmelerinin hisselerinin belirli oranda satılması gibi düzenlemeleri içeren Ak Devrim, toprak sahiplerini sanayi yatırımlarına yönelterek kapitalist bir ekonomik yapı kurmayı hedeflemiş ve halk sosyal bir değişime zorlanmıştır.

Muhammed Rıza Şah reformlar kapsamında, ulemanın hukuk ve yargısal etkilerini kaldırmış ve mali bağımsızlıklarına da son vermiştir.

Şah'ın reformları, esnafın, toprak sahiplerinin ve ulemanın da tepkisini çekmiş, ulema sınıfı toplumun alt kademeleriyle etkin bir muhalefet oluşturmuş, liberal ve sol kesimlerin (TUDEH Partisi) muhalefetiyle birleşerek, Şaha karşı etkin duruma gelmişti.

1963 yılında, ulemanın seçim reformuna tepki göstermesiyle başlayan olaylar sonucunda pek çok kişi öldü. Humeynî bu olaylardan sorumlu tutularak tutuklandı, 18 ay hapiste tutulduktan sonra sürgüne yollandı. Humeynî önce Türkiye'ye, sonra Irak'a, en sonunda ise Fransa'ya gitti.


-------------------------- 1. BÖLÜM SONU ----------------------

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık :
Yorumunuz :

Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2022    www.anahaberyorum.com          Tasarım ve Programlama: Dr.Murat Kaya