Kuyucak ilçesinin içinden çok geçtim. Orası bildiğim bir şehir olunca Kuyucaklı birisinin anlatılması önce ilgimi çekti.
Zaten hep böyledir. Kitap, okuyanın bildiği bir yeri anlatıyorsa ,faraza filim de seyredenin gördüğü yerlerde çevrilmişse ilgi artar. Kahramanların gerçek oluşu ayrı bir zevktir tabi.
Roman, olmuş ve olması muhtemel olayları anlatır. Değilse o, hikaye olur veya masal olur. Mahal gerçek olunca, “.. evet evet.Böyle bir yer var, böyle adamlar ve insanlar da olur” diye diye okursunuz kitabı..
Kuyucak olayın olduğu yıllarda küçük bir köydü. Veya Nahiye merkezi.. Kuyucak’ta Yusufgilin evini eşkiya bastı.Yusuf’un anasını ve babasını öldürdüler.Olay üzerine Nazilli Kaymakamı Selahaddin Bey diğer resmi zevat ile olay yerini incelemeye geldiler. Yusuf, anasının ve babasının cesetleri başında üzgün ama, cesur ve vakur bir şekilde duruyordu. Kaymakam, Yusuf’a acıdı. O’nu evlatlık olarak aldığını söyleyerek çocuğu da Nazilli’ye götürdü. Evde Kaymakamın karısı Şahende Hanım, önce çocuğa itiraz etti. Kaymakama karşı durması pek mümkün değildi. Evlerinde bir de küçük Muazzez vardı.3 kişi iken, 4 oldular.
Kaymakam bey, ertesi sene Nazilli‘den Edremit’e tayin oluyor.4 kişilik ailesi ile birlikte bu şehre yerleşiyor. Romanın sonuna kadar geçen olaylar, hep Edremit’te geçiyor. Ne tesadüf, ben Kuyucak’ı tanıdığım gibi Edremit’i de tanırım. Hem de Kuyucak’dan daha çok.. Her yıl adli tatilde 15 günümüz Edremit’te geçer. Yazarın anlattığı yerlerin hepsini bir bir bilirim. Edremit’in içini, Zeytinli’yi, Doyran’ı Çamlıbel’i, ismini vermediği alevi köyü Tahta Kuşlar’ı da..
“Yazar Sabahaddin Ali, buraları ne kadar iyi biliyor” diye kendimi alamadım önce. Biraz araştırınca, yazarın küçüklüğü Edremit’te geçmiş babasının memuriyeti dolaysiyle .. Okullaların bir kısmını da burada okumuş. Şimdi şehirde bir park var, Sabahaddin Ali ismini taşıyor. Bir de Sabahaddin Ali Anı Evi var..
Burada Kuyucaklı Yusuf, sanki Edremitli Yusuf olmuş. Zira romanın tüm bölümü Edremit’te geçiyor.
Kuyucak, mazide kalmış bir yer.
Kaymakam bey ,Yusuf’u da, kızı Muazzez’i de ilkokuldan başka okutmadı. Yusuf, büyüdükçe mahallenin başı boş gençleri ile vakit geçirirdi . Kız da annesi ile günlere gider, toplantılara katılır, günü gün ederdi. Kız büyüyünce isteyenler oldu. Araya kıskançlık girdi. İsteyenler birbirini öldürdü. O zaman da şimdiki gibi hatırlı insanlar devreye girerdi. Katil az ceza alsın diye..
Kaymakam, işsiz Yusuf’u daireye katip olarak aldı. Bir süre sonra da kaymakam Seladdin bey öldü.
Ev, yalnız ve sahipsiz kaldı. Yusuf, herkesin peşinde olduğu Muazzez’i kaçırdı. İkisi Burhaniye’de evlendi.
Bir süre sonra ilçeye yeni bir kaymakam geldi. Etrafın doldurması ile Yusuf’u görevden aldı. Ve O’nu köy tahsildarlığına atadı. Kaymakam hovarda bir tipti.
Yusuf, yeni evli olmasına rağmen köylere tahsilat için gidiyor günlerce eve gelmiyordu. Muazzez Yusuf’ u merak ediyor, buna üzülüyordu.
Yusuf bir gece vakti hesaptan olmayan bir şekilde eve geldiğinde ;evin üst katında gaz lambasının ışığında eğlenen kalabalığı hayret ve dehşetle fark etti. Çok kötü bir durumdu. İçeride yeni kaymakam, şehrin ileri gelen amirleri, Şahende hanım ve Muazzez içki aleminde idiler. Hepsi de sarhoş olmuştu. Odanın bir kenarında divanın üstünde sarhoş Muazzez’e bir zabit, herkesin içinde tecavüz etmeye çalışıyordu .Diğer alem yapanlar buna bir şey demiyor ve sallana sallana kendilerinden geçiyorlar mest oluyorlardı. Yusuf, kapıyı açtı. Silahı çekti. Herkesi kurşunladı. Bu arada lamba söndü. Muazzezden ses çıkmıyordu. Sanki herkes ölmüştü. El yordamı ile Muazzezi buldu. Dışarı çıkardı. Köyleri dolaştığı atlı arabasına O’nu koydu. Havran’a doğru arabayı hızla sürdü. Muazzez; “Ben yaralıyım ”dedi. Havran’ın üst taraflarına vardıklarında Muazzez öldü. Yusuf, O’nu bıçakla kazdığı mezara gömdü.
Roman burada bitiyor. Ne anlatıyor? Mesaj ne ? Alem yapan karısını önce vuruyor, o kadar çok seviyor ki, ölmesin, kurtulsun diye mi O’nu oradan alıyor ? Öfke birden sevgiye mi dönüşüyor? Kadın ihanet etse bile, sevgi asla ölmez mi? Ne oluyor? Ne demek isteniyor?
Buna rağmen, böyle bir çelişkiye rağmen, romanı okurken; yazılımın, tanımlamaların ve tasvirlerin fevkalade olduğunu söylemeliyim. Yiğidi öldür, hakkını yeme demişler. Kitap edebiyat olarak çok güçlü. 90 sene önceki tabirler ve deyimler, muhtemelen yayımcı tarafından adapte edilmiş. Edebiyat çok iyi. Bunun filmini de yaptılar diye biliyorum. Bazen yazar, kendini kahramanına söyletir.Kahraman bir şeyler söyler. Aslında o yazarın sloganıdır. Görüşüdür. Ve o kitabın mesajıdır. Burada ben bir mesaj bulamadım. Sıradan insanların günlük hayatı içki alemleri, kıskançlıklar ve sade hayat anlatılıyor.Güçlü denen kitap, mesajsız.. Ama edebiyat olarak iyi anlatım. Bunu yukarıda söyledim.
Sabahaddin Ali, Cumhuriyetin ilk yıllarının yazarıdır. Aslında öğretmendi. Bir çok ilde öğretmenlik yaptı. Devlet O’nu Almanya’ya eğitim için göndermiş, dönüşte gene öğretmenlik yapmıştır. Çok okuyan bir yazardır. Evlerinde ışık olmadığı zamanlarda sokak lambasının altında kitap okuduğunu görenler vardır.Öğretmenlik yaptığı yerlerde devlet görevlileri ve bazı çevrelere göre “zararlı “fikirler taşıdığı için takibe uğramıştır. Bir çok defa hapis yatmıştır. Çoğu zaman devlet büyükleri ile tartışma ve mahkemeleşmeleri olmuştur. Atatürk ile ve İsmet İnönü ile geçinememiştir. Bazı bakanlarla da mahkemelik olmuştur. Mesela İnönü’nün Ticaret Bakanı Cemil Sait Barlas ile..
O devirde sağcı –solcu yoktu. Türkçüler vardı. Bir de Türkçülerin “vatan haini” veya “komünist “dediği tipler vardı. Sabahattin Ali, 2.gruptandı. Devlet büyükleri ile takıştığı gibi Türkçülerle de takıştı. Ünlü Türkçüler Nihal Atsız ve Peyami Safa ile mahkemelik oldu. Yargılama Ankara Adliyesi’nde olurdu, miting havasında.. Her ikisinin de taraftarı çoktu. Taraflar mahkeme bitince mahkeme önünde yumruk yumruğa kavga ederdi. Sabahaddin Ali, Peyami Safa ile olan mahkemenin birinden çıkarken Osman Yüksel Serdengeçti isimli bir genç tarafından tokatlandı. Genci okuldan attılar.
Sabahaddin Ali ,polis baskılarından bıktı .Ülkeyi terk etmek istedi. Ali Ertekin isimli bir şahıs kendine yardım edecek, Bulgaris’tan üzerinden Rusya’ya gidecekti. Sınırdan dışarı çıkacaktı. Kırklareli sınırında durdular. Sabahaddin Ali burada biraz dinlenirken bir ağaç altında kitap okumak istedi. Kitabı açtı.
Rehberi, kafasına bir odun vurarak O’nu öldürdü. Kitap okumayı seven Sabahaddin, ölürken de kitap okuyordu
Ali Ertekin, ölüm cezasıyla yargılandı. Ertekin sonradan; “vatanseverlik duygularıma ters düşen konuşmalar yaptı. Kanıma dokundu. Onun için öldürdüm” dedi. Kurban, kılavuzu tarafından öldürülmüştü. Ali Ertekin idamla yargılandı. Ama 4 yıl hapis yattı. Sabahaddin Ali’nin mezarının nerede olduğu belli değildir.
Bazılarına göre “kötü adam” sayılan yazarın, “iyi” ama, mesajsız romanının hatırlattığı bu bende..
Hurufat Bilgi : 1.Yazarın ismi, Prens Sabahaddin’den mülhemdir. Babası, Prens Sabahaddin’i severdi.
2.Sabahadin Ali ailesinin soyadı Şenyuva’dır. Sabahaddin Ali, Şenyuva’yı seçmedi. Ali
soyadını alacaktı. Bu, babasının ön adı idi . Aslında Ali değil (Alı) dır. ( I) noktasız.
Bunun da bir hikayesi vardır.